Kısa Akıl / Soner Alan

Soner Alan’ın kısa filmi Kısa Akıl, 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödülünü kazandı, filmi izleyince önce biraz duraksadığımı söylemeliyim… Çünkü akli meleke raporu almak için muayene edilen öğretmen Necla’ya ‘mevcut cumhurbaşkanı kim’ diye soruyor doktor. Sonrasında bu tarz hastalar için sorulan en standart sorulardan birisi olduğunu öğreniyorum. Düşünün ülkenin cumhurbaşkanı kim diye soruluyor ve ben sonrası için geriliyorum, hiç normal bir durum değil! Gerilmenin sebeplerinden biri de Alan’ın bu soruyu sadece tıbbi tespit amaçlı sordurmadığını düşünmek!

Necla bu soruya ilk önce cevap veremiyor, ağzından Bülent ve Demirel kelimeleri çıkıyor belli belirsiz ama filmde oğlunun ona biraz da sitemkar bir biçimde sorduğu gibi 20 yıldır her gün karşımıza çıkan birini nasıl tanıyamıyor? Necla bu ülkenin bilgisi ve birikimiyle öne çıkan, en önemli islerinden birini yapan biri, bir emekli öğretmen Cevabı geç bulması onun artık zaman mevhumunu yitirmeye başladığını gösteriyor. Diğer siyasiler geçmişte kalmış ve Necla’nın geçmişe dönük hatırlama ağı içerisindeler ama Erdoğan hem geçmişi, hem bugünü belki de geleceği temsil ediyor ve Necla ona ilişkin bir zaman yakalamıyor. Geçmiş mi, gelecek mi şimdi mi?

Sumru Yavrucuk’un başarılı bir şekilde hayat verdiği Necla, yıllardır olduğu yerden baktığı hayatında zihin oyununa maruz kalsa da varlığını, zihnini korumak için kendi içinde kıyasıya mücadele veriyor ve sonunda o akli meleke raporunu alıyor.

Bir yandan da Alan, toplumsal olarak gerçeklikten ne kadar koptuğumuzu, kolektif olarak hareket etmekten ne kadar uzak düştüğümüzü bir film setinin içindeymişçesine anlatmaya çalışıyor. Film kurgu ve gerçeklik arasında gidip gelerek Necla’nın zihninde yarattığı belirsiz algıyı tüm toplumun yaşadığını da anlatmaya çalışıyor, ya da çok ters bir argümanla bakarsak, ülkeyi yönetenlerin yaşlarının ve akli meleke raporunun ne çok şeye yol açtığını da belirtmek istiyor olabilir! Olabilir diyorum kesinlik belirtemiyorum.

Cevabı geç de olsa bulan Necla’nın zihninin henüz pes etmediğini ve yok olmakta olan hafızasını ısrarlı bir biçimde çağırdığını da görüyoruz. Bu da hafızaların ve toplumun tekrar ayağa kalkması için naif bir çağrı niteliğinde! Unutkanlığa karşı savaş, unutma Necla! Her şeyi, her yapılanı tek tek hatırla savaşı bu.

Anaokulu / Melis Balcı

Melis Balcı yazıp yönettiği Anaokulu animasyonuyla 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde jüri özel ödülü kazandı ve bir animasyonu ödüle layık gördükleri için jüriye teşekkür etti, animasyon benim de markajımda olan bir tür. Hele de iyi yapılmışsa keyifle izlerim.

Karşımızda Fransa’ya göç etmiş bir aile var. Baba Selim zorlu bir metro yolculuğundan sonra kızı Defne’nin anaokuluna varıyor ve Defne ile birlikte zorunlu çizim atölyesinde kedi çizmeye çalışıyor ama kedisi bir türlü istediği gibi olmuyor. Kedi birazcık canavarı andırıyor, bununla ilgili videolar izliyor ama elleri hep onu aynı kediyi çizmeye itiyor. Bir yanda yanlış anlaşılma korkusu bir yandan başka bir ülkede yaşamanın getirdiği gerginlik hissi, Selim’i doğru çizimi yapma stresine sürüklüyor. Ama orası bir ana okul ve saçmalıkların havada uçuşması lazım, çocuklar bile hayal kurdukları değil onlara öğretilen şeyleri, öğretilen şekilde yapmaya çalışıyor. Selim burada anti kahraman, farkında olmadan çocuklara rol model oluyor ve en sonunda kendi çocuğu onu anlıyor! Bu çizilen şey tuhaf ya da yanlış değil hayal gücü…

Melis Balcı bir önceki filmi Merkür’de de el çizimi tekniğiyle karşımıza çıkmıştı, bu sade ve samimi yapı filmlerin altyapı anlatısının daha fazla önde olmasını sağlıyor. Bir masa etrafında çağdaş sanat piyasasından üst düzey kişilerin yaptığı muhabbete yabancı kalan, bir türlü giremeyen genç sanatçının yaşadıklarını anlatan film, sanat kurumlarında yaşanan sömürüye dikkat çekiyordu. Orada kurumlara yöneltilen eleştiri burada bir babanın var olma sancısına dönüşüyor ve bunu yaratan da Selim’in kendisi aslında… Karısı, okuldaki öğretmen yaptığı kediye laf etmezken bir çocuğun tuhaf bulması Selim’in kendisini yargılamasına neden oluyor! Çünkü diğer ebeveynler farklı şeyler çizerek çocukları eğlendirmek ya da önünü açmak yerine, kendilerine verilen görevi kusursuzca yapmanın yollarını arayan bireyler! O anlamda Selim tüm kuralların üzerine çizik atıyor ve batıda ya da Fransa’da yaşanan normallik kalıplarını bir çocuğun sahip çıkmasıyla yıkıyor! Çok da iyi yapıyor…

 

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.