Antalya Altın Portakal 63 yıldır ülkemizin hafızasında özel ve önemli bir yere sahip. Festival Sanat Direktörü Deniz Yavuz’a festivalin ‘daima’ olarak belirlenen sloganından yola çıkarak sinemaya, sinemacılara ve festivalin bu yılına dair merak ettiklerimizi sorduk…

Bu yıl festivalin sloganını “Daima” olarak belirlendi ve sinema, sanat daima devam etmeli fikrinden yola çıkıyorsunuz. Kültür-sanat üretiminin ekonomik ve sosyal olarak zorlaştığı bu dönemde, Altın Portakal sinema sektörü için nasıl bir nefes olmayı hedefliyor?

Sinemanın ışığı hiç sönmesin! Işık sanatı olan sinemanın ışığını kararlılıkla açık tutmayı hedeflediğimiz bir anlayışla ortaya çıkan bir slogan ‘daima’… Sinema daima diyerek bıraktığımız, sadece sürdürülebilirliği vurguladığımız bir söylem değil. Yaşam şartları her geçen gün zorlaşıyor. Bağlı olarak da sinemanın icrası… Bütün bu zorluklara karşın festivallerin ve Altın Portakal’ın başlıca görevi sinemacılara olabildiğince alan açmaktır. Festivalin önde gelen, ilk hedefi de budur.

Altın Portakal, 63 yıllık köklü geçmişiyle Türkiye’nin kültürel hafızasında çok önemli bir yere sahip. Geçmişin bu güçlü mirasını korurken, bir yandan da dinamikleşen ve modernleşen zamana karşı festivali nasıl entegre ediyorsunuz?

Festivalin gelenekselleşmiş bölümlerini koruyoruz. Yeni sinemacılara ve sinema öğrencilerine açtığımız alanları çeşitlendirmeye gayret gösteriyoruz. Sinemacılara alan açarken Antalyalılar’a ve halka da programı renkli kılmaya çalışıyoruz. İnsana, yaşama ışık tutan sinemanın vatandaş üzerindeki pozitif etkisini de görünür kılmak istiyoruz.

Bu yıl jüriyi oluştururken nelere dikkat ettiniz, mesela jüride Filistinli sanatçı Yasmin Al Massri ve Ukraynalı sinemacı Marina Er Gorbach yer alıyor. Jüriyi oluştururken savaşların markajında kalmış isimleri festivalde bir araya getirme fikri mi öne çıktı?

Evet tam da dediğiniz gibi.Uluslararası jüride bir Ukraynalı bir de Filistinli sinemacı yer alıyor. Bu isimlerin birebir savaşla karşı karşıya kalması ya da bu bölgede yaşıyor olmasından çok ait olduğu toplumun bu trajedilerden ötürü sağlıklı yaşama şartlarından uzaklaşması dolayısıyla da kültür, sanat, eğitim, adalet ve insana ait bir çok olgudan uzaklaşması gerçekliği yadsınamaz şekilde karşımızda duruyor. Bu sebeple bu yıl festivale Kökler, Işık ve Sinema adıyla bir uluslararası bölüm ekledik. Savaşın sürdüğü bölgelerden tam 13 film sinemaseverlerle buluşuyor. Uluslararası jüride de iki değerli sanatçı savaşın acı mağduriyetinin temsilcisi niteliğinde.

Yine festivalde dünyada yıkımlara, savaşlara maruz kalmış ülkelerin sinemacılarına özel gösterimler yapıyorsunuz, bir yandan oradaki sinemacılara destek olmak, bir yandan oradaki üretimlere dikkat çekmek amacındasınız diye düşünüyorum, bu dünyaya bir mesaj mı?

Elbette. Sinemanın asli görevlerinden biridir mesaj vermek. Biz sadece bu mesajı ileten filmleri görünür kılmaya çalıştık.

Festivaller özellikle son yıllarda gençleri desteklemeye, onları fonlarla ve başarı ödülleriyle desteklemeye önem veriyor, sizler de öyle. Bu katkının ileriki yıllar için bir yatırım olduğunu da söyleyebilir miyiz?

Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması’nı çok değerli buluyoruz. Bu ülkedeki sinema eğitimini de içine alan bir program. Okulların seçip festivale ilettiği filmler hem ilk rekabetlerini yaşıyor hem de üst düzey bir sinema ortamında bir hafta geçiriyor. Muhakkak sinema serüvenlerine katkı sağlıyordur. Bu bölümde birinci olmaktan çok yarışıyor olmak çok önemli. Yanı sıra bu yıl 300’e yakın projenin değerlendirildiği Film Forum bölümü de beş ayrı kategoride on üçüncü kez yeni sinemacıların üretimlerini sinema piyasasına kazandırmayı hedefliyor.

“Festival yönetmeliğindeki ‘seçki filmlerinin ilk gösterimlerinin Türkiye’de yapılması şartı’ndan ödün vermediğinizi görüyoruz. Dağıtım ve vizyon olanaklarının bu kadar daraldığı, yapımcıların dijital platformlara yöneldiği bir dönemde, sinemacıları dünya prömiyerini ya da Türkiye prömiyerini Altın Portakal’da yapmaya ikna etmenin formülü nedir? Bu bir risk alma hali mi, yoksa festivalin gücü mü?

Diğer festivallerden farklı bir gücü ya da avantajı olduğunu söylemek doğru olmaz Altın Portakal için. Her festival kendi karakteristik özelliğini taşıyor. Altın Portakal’ın ilk gösterim şartını koruyor olması da ona has bir durum. Dijitalleşmeden önceki yıllarda bu ilke çok daha kıymetliydi. Gösterim olanakları sınırlıyken bu ilke çok daha rahat uygulanabiliyordu. Bugün dağıtım, vizyon gibi alanlarda daralma söz konusuyken dijital gösterim olanakları hayli genişledi. Filmleri sinemada izleyiciyle buluşturmak hedefi için ise festivaller son kale diyebiliriz. Bu noktada da ilk gösterim ilkesini koruyor olmak bana kalırsa zor icra edilen ve takdir edilmesi gereken bir durum.

Festivallerin çoğunun çevre dostu uygulamalara geçtiklerini, dijital materyallere yöneldiklerini görüyoruz, sizler de öyle. Bu anlamda bu tarz uygulamaların sektörün sürdürebilirliğini nasıl desteklediğini düşünüyor ve etkilerini görüyor musunuz?

Bu yıl fiziksel katalog ve festival gazetesini faaliyetlerimiz arasından çıkarttık. Her ikisinde yer alan bilgileri elektronik yayımlar eşliğinde vereceğiz. Bununla beraber festivalin karbon ayakizi ölçümleri için adımlar attık. Bu noktada ölçümden çok bu ölçümlerin analiz edilerek karbon ayak izinin kontrol altına alınmasını sağlamak amacındayız. Yeşil Setler Mümkün oluşumuyla da daha yakın temaslar kurarak sinemacılarımız çevre duyarlı setlerin oluşumuyla ilgili yakından bilgilendirmek ve bilinçlendirmek istiyoruz.

“Gezen Sinema” projesiyle festival filmlerinin Antalya’nın 16 ilçesine taşınması planlanıyor. Merkez dışındaki ilçelerde yaşayan vatandaşların festivale tepkileri ve festival coşkusunu tüm kente yayma hedefiniz hakkında ne söylemek istersiniz?

Kimimiz için sinema düşündürürken kimimiz için de güldürmeli. Amatör sinema izleyicileri için eğlendiren, mutlulukla tükettiği filmler öncelikli. Bu filmleri halkımız dört gözle bekliyor ve programında yer açıp gidiyor. Festivalin sinema profesyonelleri için önemi çok büyük. Yanı sıra festival esnasında, bahsettiğiniz gezen sinema etkinliği de her yıl heyecanla bekleniyor. Bu yıl da dört keyifli filmi Antalyalılar’a ücretsiz gösterimlerle sunuyoruz. Büyük bir coşkuyla takip ediliyor bu etkinlik.

Festival bütçesinin tamamının Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılandığını biliyoruz. Bakanlık destekleri ya da büyük kurumsal sponsorlukların ötesinde, tamamen yerel yönetim bütçesiyle bu büyüklükte bir organizasyonu sırtlamak, sanatsal direktör olarak size içerik ve film seçkisi üretiminde nasıl bir özgürlük alanı (ya da sınırlama) getirdi?

Bütçenin bir belediye tarafından ne pahasına olursa olsun sağlanıyor olması büyük ve takdir edilmesi gereken bir katkı. Bir çok festival bu katkı olmadan yapılmaya çalışılıyor. Elbette sponsorlar ve kurumlarla desteklenen bir yapı olması içeriği daha da kuvvetli hale getirir. Film seçkilerinin oluşturulmasının doğrudan bütçe ile ilgili olmadığını söyleyebilirim. Bütçe bizi daha çok gösterim şartlarımız ve salonlar açısında ilgilendiriyor. Bütçedeki rahatlamalarla bu olanaklar geliştirilebilir ve çoğaltılabilir.

Ülkemizde sanat üretiminin zorlaştığını ya da el değiştirdiğini görüyoruz, çok fazla alanda festival ve üretim yapılıyor gibi görünse de bunun sanat okullarından mezun olan gençleri ne derece kapsadığını düşünüyorsunuz ve içerik anlamında nasıl buluyorsunuz?

Kuşaksal olarak devir teslimlerden bahsetmiştim. Bundan gayrı siyasi konjonktüre göre kültür sanat da ideolojik olarak el değiştirebiliyor. Sinemanın her zaman yer aldığı topluma ve onun gerçekliğine yakın olması gerekir. Senaryolar toplumdan beslenirler, koşulsuz olarak sorgulamalı ve özgürce üretmelidir.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

Teşekkür ederim.

 

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.