Cinedergi bir sinema sitesi ama Fikrinle Yüzleşebilir misin oyunuyla ilgili olarak Hüseyin ve Cevahir Önder’e sorularımı ilettim, sağ olsun onlar da hemen yanıtladılar. Terzi Fikri olarak anılan Fikri Sönmez; Fatsa’da kısa bir dönem de olsa belediye başkanlığı yapan ve 80 darbesinin adım adım ilerlediği günlerde gözaltına alınan ve hapishane koşullarında 47 yaşında hayatını kaybeden bir devrimci. O yüzden onun hayatına bir tiyatro perdesinden bakmak değerli. Oyun kendisiyle yüzleşen bir adamı anlatıyor, doğrusu ve yanlışıyla!
Fikri Sönmez’in hayatını tiyatroya uyarlama fikri nasıl ortaya çıktı?
Biz Fatsalıyız. Fikri Sönmez’in adı bizim için bir kitapta okuduğumuz tarihsel bir kişilikten çok daha fazlasıydı; çocukluğumuzdan beri duyduğumuz, hafızamızda taşıdığımız bir hikâyeydi. Bir gün şunu sorduk: “Bu hikâye neden hâlâ sahnede anlatılmadı?” Sonra anladık ki bizim meselemiz sadece Fikri Sönmez’i anlatmak değil; onun üzerinden vicdanı, cesareti, halkla birlikte hareket etmeyi ve insanın kendi fikriyle yüzleşmesini anlatmaktı. Terzi Fikri böyle doğdu.
Terzi Fikri’yi günümüz koşullarıyla birlikte değerlendirirsek nereye koymalıyız?
Biz Fikri Sönmez’i bugünün siyasi kalıplarından birinin içine yerleştirmekten çok, yaptığı şey üzerinden anlamaya çalışıyoruz. Bize göre bugün hâlâ üzerinde düşünülmesi gereken tarafı şu: Bir yöneticinin halk adına karar vermesiyle, halkla birlikte karar vermesi aynı şey midir? Belki de Fikri Sönmez’in bugün hâlâ konuşulmasının nedeni bu sorunun hâlâ güncelliğini koruması. Oyun da cevabı vermek yerine bu soruyu bugüne bırakıyor.

Oyunda Terzi Fikri’nin hangi yönüne vurgu yapmak istediniz?
Biz bir kahraman heykeli yapmak istemedik. Makamından çok insanı, söylediklerinden çok yaptığı tercihleri, korkularını, yalnızlıklarını ve bedel ödemeyi göze aldığı anları görmek istedik. Çünkü bizim için asıl mesele “Terzi Fikri kimdi?” sorusundan sonra başlıyor: İnsan inandığı şeyin bedeliyle karşılaştığında hâlâ aynı yerde durabilir mi?
Bu oyun, bir anlamda sinemanın yapamadığını mı yaptı?
“Sinema yapamadı, tiyatro yaptı” diye iddialı bir yerden bakmak istemeyiz. Sinemanın dili başka, tiyatronun büyüsü başka. Ama tiyatronun çok özel bir tarafı var: Fikri Sönmez artık bir arşiv görüntüsü değil; birkaç metre önünüzde nefes alan, konuşan, susan bir insana dönüşüyor. Belki bizim yaptığımız, bu hikâyeyi tarihin içinden çıkarıp seyircinin gözlerinin içine bakarak yeniden sormak oldu. Bir gün sinema filmi de yapılırsa bundan en çok biz mutlu oluruz.
“Fikrinle yüzleşebilir misin?” sözü sizin için ne ifade ediyor?
Aslında bütün oyunu tek bir cümlede anlatmamız gerekse bu cümleyi seçerdik. Çünkü herkesin bir fikri var; mesele o fikri söylemek değil, onun gerektirdiği yerde ne yaptığınız. “Fikrinle yüzleşebilir misin?” sorusunu sadece seyirciye sormuyoruz. Önce kendimize soruyoruz. Sonra sahneden çıkıp herkese bırakıyoruz.
Tek bir Terzi Fikri var ama sahnede iki kişisiniz. Bu ikili anlatım nasıl ortaya çıktı?
Sahnede bir tarafta Terzi Fikri var, diğer tarafta ise onu sorgulayan, onunla çatışan, zaman zaman seyircinin de sorularını taşıyan bir başka ses. Yani iki oyuncu var ama aslında sahnede insanın kendi içindeki hesaplaşmayı da görüyoruz. Biri bir şey söylüyor, diğeri “Peki gerçekten öyle mi?” diye soruyor. Bu yüzden ikilik bizim için sadece biçimsel bir tercih değil; oyunun kalbi. Çünkü insan bazen en büyük tartışmayı kendi içinde yaşar.

Bu ikili olma hâli bundan sonraki projelerde de devam edecek mi?
Biz yıllardır hayatın birçok yerinde yan yana yürüyen iki kardeşiz ama kendimizi “mutlaka hep iki kişi olacağız” diye sınırlamıyoruz. Hikâye ne istiyorsa onun peşinden gideriz. Bazen birlikte, bazen farklı biçimlerde… Ama bizi heyecanlandıran bir mesele varsa yine yan yana gelmemiz çok mümkün. Çünkü bizim için önemli olan iki kişi olmak değil, anlatmaya değecek bir sözümüzün olması.
Ufukta yeni projeler var mı?
Var. Ama şu anda bütün kalbimizle Terzi Fikri’nin yolculuğunun içindeyiz. İstanbul’dan sonra Fatsa’ya, Samsun’a, Ordu’ya ve ardından başka şehirlere gidiyoruz. Önce bu hikâyenin mümkün olduğunca çok insanla buluşmasını istiyoruz. Sonrasında yine gerçek insanların, gerçek meselelerin ve vicdana dokunan hikâyelerin peşinden gitmek istiyoruz. Çünkü bizim için tiyatro yalnızca sahnede bir şey anlatmak değil; sahneden çıktıktan sonra insanda bir soru bırakabilmek.



























