33. Adana Film Festivali bitti, bu sene festivalin duygusu olarak ben de biraz yorgunluk kaldı, ama bu benim duygum değil, festivalin duygusu olarak bana öyle geçti.
Biz yine filmlerimizi izledik, Adana’nın keyfini çıkarmaya çalıştık, güldük eğlendik, sorguladık, üzüldük. Kendi aramızda en çok festivalden hiç ödül alamayan film Ali Özel’in Beklenti filmini konuştuk, beklentimizi karşılamadığını düşündüğümüz için konuştuk ama zaten yönetmen filmin ismiyle müsemma bir duruma girerek, filmin asıl üzerinde durması gereken konuyu çoktan geride bırakıyor. Film kadın doktor cinayetini araştırmak yerine, şüpheli katil olan Celil’in aile ilişkilerine odaklanıyor ve beldenin belediye başkanı ile maden ocağı sahibinin hayatını izliyoruz. Oğlu boşanmak üzere ve kendi boşandığı karısı da modern bir şekilde kendisini ziyaret ediyor. Köydeki itibarı çok yüksek! Celil’in sorgulanırken girdiği türlü haller ya deli olduğunu ya da arkasında onu koruyanlar olduğunu gösteriyor ama film bu ilişkiler ağını da yalanlar nitelikte! Sanırım beklentinizi boşa çıkardım demek istiyor, Nuri Bilge Ceylan benzeri açtığı filmini taşra algısını tersine çevirmek, yıkmak, yok etmek şeklinde belirgin bir tersinleme ile tamamlıyor, kafalarda bir kadının ölümünün arkasında gerçekten bir şüpheli var mı sorusu kalıyor? Filmin güzel açılardan yakaladığı planlar da uzun uzun sürmüyor. Ali özel beklentimize bir parmak bal çalmak yerine onu yok sayma yolunu seçerken, sanırım jüri de klasik bir taşra filmi göremediği için filmin hiçbir karesine ödül verme gereği duymuyor. En azından Celil’i oynayan Berk Öztürk’ü görebilirlerdi!
Gelelim Ali Vatansever’in Bir Arada Yalnız filmine! Filmin mesajı net aslında koca koca binalarda yan yana, alt alta yaşarken ne kadar bir arada kalabiliyoruz, birinin derdini ne kadar benimseyip paylaşabiliyoruz! Oğullarının hastalığı karşısında şartlarını zorlayan, güçlü kalmaya çalışan ama bazen süngüleri düşen ebeveynlerin, her gün yaşamak, yüzleşmek zorunda kaldıkları sorunların üzerine eğilen film, zaman zaman gerçek dünyanın sınırlarını zorlamaya çalışıyor. Film hastalığı 19 yaşındaki İzzet’i dışarıda bırakarak yapmıyor, onu sanal dünyada başka, yaşayan bir karakter olarak sunarken, gerçek dünyanın tükenen enerjisiyle sınıyor. Film yeni bir şey söylemiyor ama hikayesine sinematografik açıdan sahip çıkmayı başarıyor ve sonundaki hamleyle masalsı bir karşı duruş sergiliyor. Benim bu festivalde favori filmim olmadı açıkçası ama ana jüri Bir arada Yalnız’ı hem en iyi film hem de en iyi yönetmen ödülleriyle taçlandırdı, ayrıca filmin başrol oyuncusu Fatih Al en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi olurken İzzet’i oynayan Onur Gözeten’i Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülüyle ödüllendirdi.
Pınar Yorgancıoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Karanlıkta Islak Çalanlar bu festivalde en iyi senaryo ödülü ve kazandı. Müzik ve Film Yön jürisi ödülleri de var ayrıca. Senaryo açısından doğru bir ödül olduğunu düşünüyorum. Bu film de Bir arada Yalnız gibi başka bir çıkışsızlık noktasında yakalıyor bizleri ama işin ucunda daha trajik bir son olmadığı için daha absürt, daha komik bakabiliyoruz filmin gidişatına. Bu seçki içerisinde güçlü duran filmlerdendi açıkçası. Aslında festivaldeki filmlerin geneline baktığımızda ödüller İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz dört film arasında paylaştırıldı diyebiliriz çoğunlukla, bu anlamda yeni filmler biraz daha dolgu gibi durdu ve ön jürinin geride bıraktığı filmler hangileriydi acaba sorusunu sordurdu. Bu arada Nuri Cihan Özdoğan’ın Ölü Köpekler Isırmaz filminin sadece SİYAD ödülü alması da ilginç, ana jürinin başka ödüller de verebileceğini düşündürten bir filmdi sonuçta!
Festivalde konuşulan bir diğer film, sevgi ve nefret ikileminde kalan film Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri filmiydi. Alphan Eşeli Eve Dönüş: Sarıkamış 1915 filmiyle de bizleri şaşırtmıştı, olumlu anlamda. Belki de Eşeli’nin bu filmini izlemeyenler Mutter konusunda şaşırdılar, onu özenti olmakla suçladılar ama öyle değil. Filmin elbette soru işaretleri var, Gül kimden hamile kaldı, o çocuk neden öyle doğdu gibi. Film bu soruları sormak yerine annelik duygusuna odaklanıyor, bununla birlikte erkek dünyasında kadın olma haline de! Bir nevi intikam altyapılı body horror! Festivalde bu tarz, tür filmlerine yakın bir filmle karşılaşmak beni mutlu etti öncelikle. Festivalden de hatrı sayılı ödüller kazandı, en iyi kadın oyuncu da dahil olmak üzere!
Bir değişik filmde Miraç Atabey imzalı Moda Evlilik’ti! Atabey olduğunu düşündüğümüz ama filmin oyuncusu olan biri çıkıp filmi fonsuz, desteksiz çektiklerini söyledi ve sonrasında yani filmin söyleşisinde Atabey’in başka biri olduğu ortaya çıktı. Biraz oyunbaz bir durumlar sunan ekip ve film deneysel formunu koruyan bir film çekmişler. Yeni evli bir çiftin genelde evde, evden bir bakışla evin önündeki özel sahilde ve dalgalı denizde çektikleri film, altı farklı tablonun canlandırılmasından ilham almış vs ama bence tablolar bir fikir ortaya çıkarması için kurulan bir denkleme benziyordu. O yüzden filmi de ayrı ayrı filmler gibi izlemeye çalıştım. Filmin önermesi modern evliliklerin ‘kavga’ üzerine kurulduğunu söylemek! Filmi değişik olarak yorumlayabiliriz, kamera açısının değişmeyen algıyla bizlere olayları gösterme isteğini anlayabiliriz ama eksik olan ‘film’ duygusunu pek de yerine koyamadım açıkçası.
Ve gelelim Tunç Şahin’in kendi yazıp yönettiği tiyatro oyunundan uyarlanmış olan Canavar filmine. Zaten festival başlamadan, daha filmler açıklandığında başlamıştı Canavar’a olan itirazlar. O bir film değil, tiyatro vs.. Lars Von Trier imzalı Dogville’a kadar uzanan karşılaştırmalar var ama bence Canavar o kulvarlarda değil! Metin akıcı, oyunculuklar gayet iyi ve minimal dokusu ile dikkat çekici. Ben bir tiyatro oyunu uyarlaması değil de tek mekanda geçen bir film olarak izledim. Yıllar önce yaşanan ve herkesin üzerini örttüğü bir olayın ortaya çıkma sürecinde yaşananlar ‘canavar’ kavramına açılım sağlıyor. Yönetmenin oyun ve olaya bu açıdan bakmak istediğini düşünerek izledim, ortaya tek mekana sığmasına rağmen dinamik bir iş çıkmış!
Patates Kızartması Sinan Biçici imzası taşıyor, başrollerde Bülent Emin Parlak, Serkan Genç ve Elit Andaç Çam var. Film aynı okuldan mezun olun, birisi tiyatro birisi de dizi oyunculuğu yapan iki farklı karakterin bir dizi setinde karşılaşıp şimdiyi ve geçmişi yad etmesini anlatıyor. Hareketli kamera, uzayan, tekrarlı sahneler filmin temposunu düşürdüğü gibi filmin ana konusunun ortaya dökülmesine de izin vermiyor, oyunculuklar tam olarak ortaya çıkmıyor. Bir tutukluk vardı filmde maalesef, fikir iyi ama uygulama kısmı zayıf! Festivalden ödül alamayan filmlerden oldu.
Bu sene festivale ulusal yapay zeka kısa film yarışması da eklenmiş, zaten edebiyat uyarlaması uzun metraj senaryo yarışması birkaç yıldır devam ediyor ve ben bu kısmı çok değerli buluyorum…
Festivalde bu sene sinema yazarı / basın olarak filmlerin biletlerine ulaşmakta zorlandığımızı belirtmek istiyorum. Seyircinin ilgisi çok yoğun bu çok güzel. Bizler de filmleri izlemek için ayrı bir istek ve çaba gösteriyoruz ama çoğu zaman tansiyonu yükselen sıralarda beklemek zorunda kaldık, aklımızdaki tek şey bilete ulaşma duygusu oldu ve bu hem yordu hem de gereksiz bir mesai haline geldi. En azından sinema yazarları ve basının bu filmleri izlemek durumunda olduğu gerçeği göz önünde bulundurulursa, seneye çözümün daha yapıcı ve sorunsuz olacağını düşünüyorum. Biz bilete değil bilet bize ulaşmak için çabalasın! Bir de basının bir kısmı yarım konakladı, tıpkı geçen sene Altın Portakal’da olduğu gibi! Festivalin başlamasına günler kala söylendiği için bazı arkadaşlar için hoş olmadı, zorlayıcı oldu. Belli ki festival de böyle olmasını istemiyordu, muhtemelen son dakika ortaya çıkan talihsizlikler buna sebep oldu. Bir de bence film izleyen, festivalle ilgili üretim yapan basın festivali tam takip etmeli. Yani festival bir yerden kısacaksa bu sinema basını, yazarları olmamalı!
Onun dışında festival yine kapsayıcı olmaya çalıştı, Adana dışından çok konuk vardı. Adana’da olmayı seviyorum, film izlemeyi, onlarla ilgili çıkışlarda çene patlatmayı, filmlerin dünyasını gerçek dünyanın içinde aramayı! Festivali yapan ekibe de her şeyin daha kötüye gittiği zamanlardan geçtiğimizi düşünerek önümüzdeki yıl için kocaman güç diliyorum…






























