İmroz Adası’nda yıllarca doktorluk yapan Dimitri Foka’nın belgeseli ve İmroz adasının kendisi için önemini yönetmen Deniz Devrez ile konuştuk. Foka ada için önemli ve birleştirici bir unsur olmuş, belgesel onun üzerinden adanın geçirdiği sosyal ve siyasal gelişmeleri de ele alıyor ve ortaya ilginç bir yaşam öyküsü ortaya çıkıyor…
Merhaba Deniz, seni tanıyalım mı?
Merhaba, doğma büyüme İstanbulluyum. Anadolu Üniversitesi sinema ve televizyon bölümü mezunuyum. Yönetmenlik ve film dağıtımı üzerine çalışıyorum.
Son İki filmin İmroz / Gökçeada üzerine. Biraz bu hikayeyi ve bağı senden dinlemek isterim. (Sanırım birkaç yıl İmroz’da yaşamışsın) İnsanın yaşadığı yere dair bir bağlılık geliştirmesi güzel, senin de böyle oldu sanırım değil mi?
Evet bu şekilde oldu. İmroz ile ilk olarak 14 yıl önce tanıştım. O zamanlar benim için sadece bir tatil yeriydi. Adanın tarihi hakkında pek bir fikrim yoktu. Ablamın 2017 yılında adadan bir ev almaya karar vermesi ve bu evi bir Rum köyünden alması ile başladı her şey. Ailecek adaya daha sık gitmeye ve daha uzun kalmaya başladık. Bu süreç benim de büyüyüp etrafıma daha fazla dikkat ettiğim bir döneme denk geldi ve Rum komşularımla sık vakit geçirmeye başladım. Hikayelerinden bu şekilde haberdar oldum ve ada ile ilgili belgeseller yapma fikri buradan çıktı.

İmroz gerçekten çok farklı bir ada, köylerinde gezerken, denizinde yüzerken, keçilerle yol alırken fark ediyorsun bunu. İlk filminde (Onlar için İmroz) daha kısa çekiyorsun filmini. Sonrasında adada yaşamış bir doktora Foka’ya yöneltiyorsun kameranı! İkisi arasında benzerlik ve farkı sorsam.
Onlar İçin İmroz 1964 yılında Rumcanın yasaklanması, Rumların topraklarının ellerinden alınması ve yerinden edilmeleri hakkında daha genel bir konuyu anlatıyor. Foka ise Onlar İçin İmroz’da anlatılan zorlu süreçlerin ortasında halkını ve adasını bir arada tutmaya çalışan simge bir ismin hayatını anlatan daha kişisel bir hikaye.
Dimitri Foka’yı belgesel yapmaya nasıl karar verdin, birilerini anlattı onu sana, yoksa sen mi keşfettin? (Adada pek ondan iz olmadığı için soruyorum)

Doktor Foka’dan ilk olarak Onlar İçin İmroz’un hazırlıkları sırasında haberdar oldum. Onlar İçin İmroz’da röportaj yaptığım Stelyo Berber kendi çocukluğunun önemli bir simgesi olarak bahsetti Foka’dan. Bunun üzerine kendisi hakkında araştırma yapmaya başladım ama dediğiniz gibi ilk bakışta kendisinden çok iz yok gibi gözüküyor. Ben de dedektif gibi daha derini kazmaya başladım. Dijital ve basılı bilgi az olsa da ada halkından tanımayan kimse yoktu. Bu sayede konuştuğum her kişiden yeni bilgiler öğrendim ve başka insanlardan teyit ettirdim. Her öğrendiğim bilgi beni bir sonraki aşamaya götürdü ve adım adım Foka’nın hikayesini puzzle gibi birleştirmeyi başardım.
Dimitri Foka anlatılanlardan gördüğümüz kadarıyla çok önemli bir figür. Belge kısmı eksik kaldığı için daha çok tanıklıklarla ilerleyen bir film yaptığını düşünüyorum… Bir yandan da bu kadar çok kişiye dokunan birisinin arşivi neden bu kadar eksik diye düşünmeden edemedim.
Aslında benim de filmi yapmaya başladığımda en çok merak ettiğim şeylerden biri buydu. Dimitri Foka, 1949’dan 1993’e kadar adada doktorluk yapmış; dolayısıyla neredeyse yarım yüzyıl boyunca adadaki çok farklı insanlara dokunmuş bir figür. Bu kadar uzun süre doktorluk yapan ve bu kadar çok insanın hayatında iz bırakmış birinin daha geniş bir kişisel arşivinin olmasını bekliyorsunuz. Fakat burada biraz da adanın ve dönemin koşulları devreye giriyor. Özellikle 1960’lardan sonra yaşanan siyasi ve toplumsal dönüşümler, Rum toplumunun adadaki varlığının giderek azalması ve insanların zaman içerisinde adadan ayrılması, kişisel hafızanın ve arşivlerin de dağılmasına neden olmuş. Dimitri Foka’nın kendi arşivinin önemli bir kısmı da zaman içerisinde farklı yerlere dağılmış, kaybolmuş ya da bugün ulaşamayacağımız hale gelmiş durumda.
Bu nedenle filmde ister istemez yazılı ve görsel belgelerden çok insanların hafızasına başvurmak zorunda kaldık. Ama bir noktadan sonra bunun filmin eksikliği olmaktan ziyade filmin anlatım biçiminin bir parçasına dönüştüğünü düşünüyorum. Çünkü Fokayı, onu tanıyan insanların hafızalarından dinlemek aslında onun nasıl bir insan olduğunu anlamanın çok daha kişisel bir yolunu açtı.

Filmi çekerken adanın renkli, her kültürden insanı kapsayan yapısına dikkat çekmek için çoklu tanıklıklara başvurmuşsun. Şimdi ‘barış’ içinde bir yaşam mümkün gibi duruyorsa da o dönemin ruhunu hissettiriyor anlatılanlar. Buna rağmen insana elini uzatmaktan çekinmemiş bir insan Foka…Eviyle ilgili anlatılanlar biraz açar mısın, şimdi devlet mi el koymuş anlamadım?
Hayır, ev devlet tarafından el konulmuş bir ev değil. Ev hâlâ Foka ailesinin mülkiyetinde. Ancak Dimitri Foka’nın çocukları artık adaya düzenli olarak gelmediği için ev çoğunlukla boş duruyor. Benim için evin hikâyedeki yeri de biraz buradan geliyor. Çünkü ev aslında hâlâ orada, fiziksel olarak kaybolmuş değil ama içinde yaşayan insanların olmaması, adadan ayrılmak zorunda kalan Rumların ve onların sonraki kuşaklarının hikâyesini de temsil ediyor. Bir anlamda ev yerinde kalmış, fakat hayat değişmiş.
Çocukları var ama adada oturmuyorlar anladığım kadarıyla. Onların gidişiyle ilgili bir bilgi var mı, öldükten sonra karısının yalnız kaldığını söyleyen bir tanık var… o kısmı öğrenebilir miyiz?
Doktor Foka’nın 2 tane oğlu var ve ikisi de babaları gibi doktor. Adada doğmuş olsalar da genç yaşta daha iyi bir yaşam ve eğitim için Yunanistan’a gidiyorlar. Doktor Foka ve eşi Eleni Hanım gençliklerini adanın en güzel zamanlarında geçirmişler. Adaya karşı derin bir bağları var. Çocukları için ise durum böyle değil. Çocuklarının gençlikleri Rumlar için adada yaşamanın zor olduğu, yoğun göçlerin ve acıların yaşandığı bir dönem. O yüzden adaya karşı aynı bağlılıkta değiller. Eğitim için Yunanistan’a gittikten sonra orada kalmayı tercih ettiler. Hiçbir zaman adaya temelli dönmediler. Annelerinin yalnızlığının sebebi bu. Kendisi dönmek istemiyor, oğulları gelmek istemiyor. Bugün bile hala birkaç yılda bir birkaç günlüğüne geliyorlar.
Bu belgeseli çekmek kolay mı oldu zor mu? (Maddi ve manevi açıdan)
Her iki açıdan da bizim için çok zor bir süreç olmadı. Bunun en büyük nedeni çok küçük bir ekiple çalışmamız ve çekimleri kendi yaşadığımız, bildiğimiz bir yerde, kendi adamızda gerçekleştirmiş olmamızdı. Dolayısıyla büyük bir prodüksiyonun getireceği ulaşım, konaklama, ekip ve organizasyon maliyetleriyle karşılaşmadık. Maddi açıdan film tamamen kendi imkânlarımızla ve oldukça küçük bir bütçeyle gerçekleşti. Manevi açıdan ise Foka isminin adada hâlâ çok güçlü bir karşılığı olduğunu gördük. İnsanlara filmden ve Dimitri Foka’dan bahsettiğimizde çoğu kişi yardımcı olmak istedi. Bu anlamda adadaki insanların desteği filmi bizim için çok daha kolay ve doğal bir hale getirdi. Elbette herkes konuşmak ya da filmde yer almak istemedi. Bazı insanlar geçmişle ilgili konularda daha çekingen davrandı ama bunu bir zorluk olarak görmüyorum. Böyle bir konuda insanların kendi sınırlarına saygı duymak gerektiğini düşünüyorum.

Adayla ilgili belgesel konusu devam edecek mi, çok hikaye olduğuna eminim orada?
Evet adada daha anlatılacak çok hikaye var ama ben artık adaya ara vermem ve kariyerimde yeni hikayeler ve anlatılara yönelmem gerektiğini düşünüyorum. Yıllar sonra benden belki yeni bir ada hikayesi görebilirsiniz ama bir süre İmroz belgeseli yapmayı düşünmüyorum.
Foka sanırım çok yeni, festival yolculuğu başladı mı, diğer filmlerinden yola çıkarak festivallerle ilgili kısa bir değerlendirme isterim.
Evet Foka çok yeni. Hatta bugün itibariyle henüz ilk gösterimini gerçekleştirmemiş bir film. Fakat festival yolculuğumuz şekillenmeye başladı. Ekim’de Yunanistan’ın Girit adasında gerçekleştirilen Chania Film Festival’de Yunanistan prömiyerimizi gerçekleştireceğiz. Kasımda ise Slovakya’nın en eski film festivali olan ETNOFILM International Film Festival kapsamında Slovakya’da olacağız. Türkiye prömiyerimizin nerede olacağı belli değil ama Onlar İçin İmroz’un izlediği yolu izlemesini temenni ediyorum.
Son olarak neler söylemek istersin?
Sizin yazılarınızı uzun zamandır biliyor ve takip ediyorum. Eskiden beri okuduğum mecraya bugün yönetmen olarak konuk olmuş olmak benim için çok mutluluk verici. Teşekkür ediyorum.




























