2017 ne kadar çizgi roman çevrimleri ile bizi meşgul edecek gibi görünse de hem bu ay gösterime girecek Kong: Skull Island, hem de Temmuzda gösterime girmesi beklenen War for the Planet of the Apes ile King Kong ve Cesar’ın dönüşüne şahit olacağız. Bu sene beyaz Perde maymuna, gorile doyacak!!

Merakla beklenen King Kong’un bu yeni çevrimi aslında Warner Bros.’un daha büyük bir planının ikinci parçası. 2014’de vizyona giren Godzilla ile başlayan bu seri King Kong’u da aynı evrene sokarak 2020’de karşımıza iki canavarın karşı karşıya geldiği bir filmin kapılarını açacak. Batman vs. Superman ve Captain America: Civil War’dan sonra kahramanların kapışması modeli tutunca sıra artık canavarları kapıştırmaya da geldi.

Peter Jackson’ın 2005 yılında çevirdiği ve orijinal 1933 yapımı filmin yeniden yapımı niteliğindeki King Kong büyük bütçesinin altında cüssesine rağmen ezilmişti. Jordan Vogt-Roberts’ın yönettiği ve Tom Hiddleston, Samuel L. Jackson, John Goodman, Brie Larson, Jing Tian, Toby Kebbell, John Ortiz, Corey Hawkins, Jason Mitchell, Shea Whigham, Thomas Mann, Terry Notary, ve John C. Reilly gibi yıldızların oluşturduğu oyuncu kadrosu ile yeni bir seriyi başlatacak Skull Island konuyu yeniden ele alıyor.

SAS Komandosu James Conrad rolündeki Hiddleston “ Mitolojiyi tamamen değiştiren bir film, bir grup kaşif ve askerin yeni keşfedilen Güney Pasifik’te bir adada bir sürpriz ile karşılaşmaları ve buna verdikleri farklı kişisel tepkileri anlatıyor. Bütün Dünya’nın henüz keşfedilmediği bir zamanda geçen hikaye hem Epik hem de dramatik öğeler taşıyor.” diyor.

Merakla beklenen bir konu da bu hikayenin nasıl Gareth Edward’ın Godzilla’sına bağlanacağı. Buradaki ana unsur Devletin Gizli Örgütü Monarch olacak. Godzilla’da ilk defa gördüğümüz Monarch örgütünün adaya ekibi yolladığını biliyoruz. William “Bill” Randa rolündeki John Goodman da Monarch’ın görevlendirdiği yetkili olarak karşımıza çıkıyor. Hatta bir teoriye göre Monarch’ın adaya gitmesinin asıl sebebi Godzilla’yı bulmaya çalışmak ancak yanlışlıkla King Kong ile karşılaşıyorlar.

Teoriler ve bilinmezlikler bir yana kesin olan bir şey varsa o da beyaz perdenin en büyük King Kong’u ile karşı karşıya olacağımız. Filmin yapımcısı Alex Garcia’nın verdiği bilgiye göre King Kong 30mtr uzunluğunda olacak bu da Peter Jackson’ın Kong’unun yaklaşık iki katı ediyor. Tabi bunun bir nedeni daha önce görülmemiş kadar ürkütücü bir Kong yaratmak olsa da asıl nedeni ise 2020’de vizyona girmesi planlanan filmde Godzilla ile çarpışacağı zaman canavara avantaj sağlamak.

Keşif ekibinin adada karşılaştığı tek canavar tabii ki Kong olmayacak. Hatta belki de içlerinde insana en yakını daha önceki filmlerden de bildiğimiz üzere Kong’dur. Dev örümcekler, timsahlar gibi bu adadaki evrimin geliştirdiği pek çok yaratık başlarına bela olacak. Ki bunlardan en önemlisi de adayı ele geçirmiş olan ve muhtemelen Kong’un soyunu kurutan Skull Crawlers.

Yönetmen Vogt-Roberts filmin havasına temel olan, beslendiği kaynakları Apocalypse Now, The Conversation, Platoon, The Host ve Neon Genesis Evangelion olarak belirtiyor. Ayrıca canavar dizaynlarında da Princess Mononoke’den ilham aldıklarını söylüyor.

Filme karşı pozitif durmamızın bir diğer nedeni de Peter Jackson’ın versiyonundaki gibi yeşil perdeler altında çalışmak yerine gerçek setler ile ortamı hazırlamalarından geçiyor. Vietnam, Hawaii, Avustralya gibi pek çok farklı konumda çalışan film ekibinin set ortamlarında gerçeğe yakın bir atmosfer yakaladığı söyleniyor.

“Benim için oyuncuları ortama sokmak çok önemli. Platoon, Apocalypse Now gibi filmleri izlediğinizde ortamın da filmin önemli bir parçası olduğunu görürsünüz. Biz de oyuncularımızın adanın sıcaklığını ve iklimini hissetmelerini istedik.” diyor yönetmen Vogt-Roberts. Böylece ortaya bir canavar filminden çok bir Vietnam Savaşı filmi çıktığından bahsediliyor.

Aksiyon dolu pek çok sahne oyuncuların ve set işçilerinin sinirlerini gerdiği gibi Vogt-Roberts’a göre bazı sahnelerin CGI’sız çekildiğine seyirciyi ikna edemeyecek. Tabii ki CGI hem yaratıkların oluşturulmasında hem de farklı mekanların iç içe geçirilmesinde büyük rol oynuyor ancak önceden de belirttiğimiz gibi gerçek mekan ve oyuncuların kullanımından vazgeçilmemiş.

10 Mart’da vizyona girecek olan Kong: Skull Island bakalım King Kong sinema külliyatında nasıl bir yer elde edecek.

Kong’un öz geçmişindeki en önemli duraklar

KING KONG(1933)

Alemin kralı geliyor!! Sinema tarihine adını altın harflerle kazıyan Kong efsanesinin başlangıcı olan film zamanında büyük bir başarı yakalamıştı. Adasından koparılıp New York’a getirilen Kong’un Empire State’e çıktığı sahne unutulmaz.

MIGHTY JOE YOUNG (1949)

Orijinal King Kong’un yönetmeni, senaristi ve oyuncularını bir araya getiren yapım adeta şirin bir King Kong yeniden çevrimidir. Hikaye bu sefer Afrika’da geçer ve Kong ile aynı şekilde devam eder.

KING KONG VS. GODZILLA(1963)

2020 yılında yeni teknolojiler ile kapışacak olan iki yaratığın temeli altmışlara kadar gidiyor. Japonya çıkışlı film seyirciye ilk defa renkli olarak ikiliyi bir arada seyretme şansı veriyordu.

KING KONG ESCAPES(1967)

Godzilla ile kapışan Kong’un başarısından sonra Japon film adamlarının saçmalayacağı aşikardı. Bu saçmalıklardan biri de King Kong’u kendisinin bir robot versiyonu ile karşılaştırmak oldu.

KING KONG(1976)

Jeff Bridges’ın oynadığı Kong filmi olarak hafızalarımızda yer eden King Kong yeniden çevrimi. Film, Kong’u bu sefer Empire State’den alıp World Trade Center’a çıkarmıştı.

KING KONG(2005)

Yakın sinema tarihimizin en çok ses getiren Kong filmini Yüzüklerin Efendisi’ndeki başarısından sonra parasal problemi olmayan Peter Jackson çekmişti. 207 milyon dolarlık bütçesi yapımcıları pek mutlu edemese de Kong’u canlandıran Andy Serkis’in muhteşem mimikleri ve 1933 yapımının tam bir yeniden yapımı olması ile adından söz ettirmişti.

Masis Üşenmez

Obtüratör

Masis Üşenmez
1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. Biriktirdiği haftalıklarıyla Star Wars oyuncakları alıp kendi serüvenlerini yazmaya başladığı yıllarda ailesi tarafından Rus edebiyatına yönlendirilmeye çalışsa da orada da Stanislaw Lem, Asimov gibi yazarlarla takılarak bu türden kopamayacağını anlamış, lise yıllarında Arthur C. Clarke, Stephen King gibi yazarları hatmederek …

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.