Bugün farklı bir deneyim yaşadım, yıllardır (halen) oturduğum semt olan Kurtuluş eski adıyla Tatavla’da Latin Katolik Mezarlığı’nda Thank You God for My Spoiler belgeselini izledik. Semtimizde yüksek duvarlarla çevrili, daha önce hiç gitmediğim, hatta çok sevdiğim araştırmacı yazar Giovanni Scognamillo’nun da orada gömülü olduğunu (Sadi abi söyledi) öğrendiğim bu mezarlık üç tarafı yoğun trafiğin yaşandığı caddelerle çevrili olmasına rağmen iç huzurunu koruyan, her mezarın bir sanat eseri kıvamında inşa edildiği bir yer.

Filmin yönetmenlerinden Mustafa Seven eski bir arkadaşım, şimdilerde ünlü bir fotoğrafçı ve aynı zamanda bu belgeseli Cihan Güngören ile çekmiş. Zaten belgesele konu olan Orlando Carlo Calumeno da oradaydı ve kendisi için tasarlattığı anıt mezarı görme şansımız oldu. Renkli tabutunun, ziyaretine gelenlerin yakması için mumların olduğu, hatta belki de öldükten sonra ruhuna kadeh kaldıranlar olur diye bir içki şişesi ve bardakların olduğu bir anıt mezar. Mezarlığı gezerken çokça anıt mezar olduğunu fark ettik ama 160 yıldır hiç yenisi yapılmamış, Calumeno’nun dışında. Gördüklerimiz bir hayli eskiydi. Calumeno ilginç bir karakter, 400 yıldır İstanbul’da yaşayan Latin Katolik Levanten bir ailenin son temsilcisi. Varlıklı, sanat koleksiyoncusu ve hayatı yaşamayı seven birisi gördüğümüz kadarıyla. Zaten kendisi de söylüyor hayatın zevklerini tatmış, almış hatta bir noktada doymuş birisi.

İş öbür tarafa yolculuk kısmına gelmiş Calumeno muhtemelen bunun belgeselinin olmasını istemiş. Burada Cihan ve Mustafa devreye girmiş. İzlerken bazen karaktere çok kızıyoruz, ailesine ve kızına yaşattığı travma çok sevimli değil. Kendisiyle barışık olması, ölümle kurduğu bağı bu kadar rahat ifade edebilmesi, bu topraklarda ‘azınlık’ olmanın yarattığı hissi tarif etmesi, ölümü kurgularken bir yandan hayata bu kadar bağlı olması Calumeno’yu daha da iyi anladığımız detaylar. Deniz kenarında büründüğü iki rolün zıtlığı üzerinden kendisini anlatması da belgesele fark katan yan olmuş. Zengin biri ve bunu saklamıyor, kendisine anıt mezar inşa ettirecek kadar da ego sahibi! Dışardan bakınca böyle görünen detaylar, belgeselin içine girince biraz dağılıyor, daha anlaşılır oluyor…

Calumeno Tanrının bizi yaratırken bir ipucu verdiğini, herkesin öleceğini bildiği bir dünyada yaşadığımızı söylüyor ve bunun için Tanrıya şükrediyor. Belgeselin adı da bu teşekkür zaten… Belgesel gösterildiği festivallerden toplam on ödül kazanmış. Calumeno dediğim gibi hayatını olduğu gibi ortaya koymuş, ailesi onun bu yaptığı şeyi kabul etmek istemiyor, bu anıt mezarı daha görmediler sanırım, daha doğrusu görmek istemiyorlar. Mezarlığın içindeki bir salonda izledik 70 dakikalık belgeseli, ilginç bir deneyimdi…




























