Pera Film, DOCUMENTARIST 19. İstanbul Belgesel Günleri kapsamında gerçekleşecek gösterimlere ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 12–21 Haziran arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda gösterilecek program göç, hafıza, aidiyet, kadınların tanıklığı, ekolojik yıkım ve adalet arayışı etrafında şekillenen belgeselleri izleyiciyle buluşturuyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Film ve Video Programları (Pera Film), bu yıl 19’uncusu düzenlenen DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri’ne ev sahipliği yapıyor. Festival kapsamında ağırlıklı olarak Türkiye Panorama filmlerinden oluşan bir seçki, 12–21 Haziran arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda izleyiciyle buluşuyor.
28 belgeseli bir araya getiren program, göç yollarında askıda kalan hayatlardan aile hafızasının sessiz izlerine, kadınların tanıklığından ekolojik yıkıma, kültürel mirastan adalet arayışına uzanan geniş bir anlatı alanı açıyor. Seçki, kişisel hikâyeler ile toplumsal belleği yan yana getirirken, bugünün dünyasında aidiyet, sınır, hafıza, dayanışma ve direniş kavramlarını yeniden düşünmeye çağırıyor.

Açılış seçkisinde hafıza, direniş ve hayal gücü
12 Haziran Cuma 19.30’da düzenlenecek açılış töreninde, dört kısa filmden oluşan bir seçki gösterilecek. Pegah Ahangarani ve Mohammadreza Farzad imzalı “Ben Yerde Ölürken”, 2009 yazında İran’da seçim hilelerine tepki olarak başlayan Yeşil Hareket’in arşiv görüntüleri üzerinden kaosu, dayanışmayı ve kayıp duygusunu izleyiciye taşıyor. Nathan Fagan’ın yönettiği “İçeride, Vadi Şarkı Söylüyor”, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki farklı hapishanelerde uzun süreli hücre hapsinde tutulan üç kişinin yalnızlık ve psikolojik çaresizlik karşısında zihinlerinde kurdukları fantastik dünyalara odaklanıyor. Özgün Gündüz’ün “Burcu’nun Melekleri” adlı filmi, Vancouver’da otuz yılı aşkın süre boyunca bir sığınak ve buluşma alanına dönüşen Burcu’s Angels adlı vintage dükkânın hikâyesini anlatırken; İklim Doğan’ın “Harabelerin Fısıltısı” adlı filmi ise tehcirde kullanılan demiryolu hatlarını takip ederek günümüz Türkiye manzaralarında eksilmiş bir hafızanın izlerini araştırıyor.
Göç yollarında bekleyiş, sınırlar ve aidiyet
Berke Baş’ın “Transit” adlı belgeseli, İstanbul’u Batı’ya uzanan göç rotasının kritik duraklarından biri olarak ele alıyor; Iraklı Arap, Iraklı Kürt ve Nijeryalı üç ailenin yasal güvenceden, çalışma izninden ve temel haklardan yoksun, belirsizlik içinde süren yaşamlarına odaklanıyor. Besire Paralik’in yönettiği, festivalin Uluslararası Panorama bölümünde yer alan “One Homeland Two Homes”, Kıbrıs’tan Berlin’e göç eden altı kuir bireyin hikâyesi aracılığıyla “ev” kavramını sınırlar, kimlik ve aidiyet ekseninde sorguluyor. Ozan Takış imzalı “Salman Gitmek İstiyor”, Türkiye’de yaşayan Senegalli bir mültecinin Avrupa’ya geçme hayali ve kayboluşunun ardından geride bıraktığı izler üzerinden ilerlerken; yönetmen koltuğunda Tahin Demiral’ın oturduğu “Aşk Aşk Hürriyet” ise Fransa’da göçmen ve kuir bireylerin, idari statülere indirgenen varlıklarının ötesinde özgürlük, duygu ve birlikte yaşam alanı kurma arayışlarını takip ediyor. Olga Haldız’ın “Çimler” adı filmi de savaş nedeniyle Kharkiv’den İstanbul’a gelen Elina ile Rusya’dan ayrılan Olesya’nın, kayıp evlerin, parçalanmış anıların ve yeni bir dil arayışının ortasında kurdukları dostluğu görünür kılıyor.

Kökler, aile hafızası ve bastırılmış geçmişler
Programda aile belleği, azınlık deneyimleri ve geçmişle yüzleşme etrafında şekillenen yapımlar da öne çıkıyor. Berke Baş imzalı “Nahide’nin Türküsü”, yönetmenin büyükannesinin Ermeni kökenlerinin ve Ordu’nun bir zamanlar kozmopolit olan geçmişinin izini sürüyor; aile içindeki fısıltılarla aktarılan hafızayı görünür kılmaya çalışıyor. Yönetmen koltuğunda Aylin Kızıl’ın oturduğu “Fotoğrafımızı Çekin”, Diyarbakır İçkale’de geçmiş ve bugünün üst üste binen katmanlarını fotoğraf aracılığıyla yeniden okuyor. Susana de Sousa Dias’ın “48” adlı belgeseli ise Salazar diktatörlüğünün polis kayıtlarındaki portrelerinden yola çıkarak baskı rejimlerinin hafızadaki izlerini ortaya koyuyor.
Kadınların tanıklığı, kuşaklar ve mücadele
Kadınların yaşam deneyimleri, kuşaklar arası aktarım ve feminist mücadele, seçkinin güçlü damarlarından birini oluşturuyor. Nalin Acar ve Adar Taş’ın “Hikayemin Neresindeyim?” filmi, iki farklı şehirde yaşayan ailelerde kadınların hayat hikâyelerine, toplumsal cinsiyet rolleriyle şekillenen özel ve kamusal alan ayrımını aşarak bakıyor. Ziya Değer’in yönetmenliğini üstlendiği “Annemin Hikâyesi”, genç yaşta evlendirilen Zahide’nin yaşamı üzerinden kadınlara dayatılan baskıcı düzeni ve hayatta kalma mücadelesini izleyiciye taşıyor. Aylin Kuryel’in yönettiği “Stella ile 8 Mart” belgeseli, İstanbul’daki 21. Feminist Gece Yürüyüşü sırasında, Türkiye’de 1980 sonrası feminist mücadelenin kurucu figürlerinden Stella Ovadia’yla yapılan sohbetleri sokağın sesiyle buluşturuyor. Özlem Belçim Galip imzalı “Bu Yolun Herhangi Bir Yerinde” ise Avrupa’da yaşayan Kürt kadın sanatçıların savaş, yerinden edilme, göç ve patriyarka karşısında üretimle kurdukları direnç alanına odaklanıyor.

Kültürel üretim, arşiv ve kolektif hafıza
Kültürel üretim, arşiv ve kolektif hafıza etrafında şekillenen yapımlar, programın bir başka hattını oluşturuyor. Serdar Kökçeoğlu’nun “Mavi, Devrim ve VHS Kasetler”i savaş pilotu, devrimci ve sinefil Mekin Gönenç’in ardında bıraktığı VHS kasetler ve sinema defterleri aracılığıyla bir 20. yüzyıl romantiğinin portresini sunuyor. Büşra Bozdemir’in “Bir Kolektifin İzinden” belgeseli, 1980’lerde İstanbul’da müzik, dayanışma ve özgürlük arzusuyla şekillenen Çekirdek Sanat Evi’nin mirasına bakıyor. Yalçın Çiftçi’nin yönettiği “Pirlerin Düğünü” ise İran’ın Hewraman bölgesinde yaşayan Gorani Kürtlerinin bin yıllık ritüelini, Zagros Dağları’nın eteklerinde her yıl yeniden canlanan bir ruhsal yolculuk olarak perdeye taşıyor.
Toprak, su ve yerinden edilen yaşamlar
Ekolojik yıkım, zorunlu yer değiştirme ve mekânsal dönüşüm programın dikkat çeken başlıkları arasında yer alıyor. Yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nun “Kuru Taşın Başı” adlı filmi, Yusufeli baraj projesi nedeniyle evlerini, topraklarını, hayvanlarını ve Çoruh Nehri’yle kurdukları yaşamı geride bırakmak zorunda kalan yöre halkının aidiyetini koruma çabasını takip ediyor. Sheida Kiran’ın “Gitmedik Buradayız” filmi, Antakya’nın Dikmece köyünde zeytinliklerine el konulmasına direnen Meryem ve ailesinin mücadelesini, son hasat ihtimaliyle kayda alıyor. Nazlı Ökten’in “Bir Ada(m)” belgeseli, Avşa Adası’nın geçirdiği dönüşümü Ahmet Durmazbilek’in yaşamı, ekolojik duyarlılığı ve adanın değişen doğası üzerinden yeniden düşünüyor. Ece Era’nın “Köpekler ve Toz” filmi ise yeni bir cezaevi kompleksi için boşaltılan Edirne kıyısındaki şehir çöplüğünde yaşayan sokak köpeklerini ve yok olmak üzere olan bir mekânı kayda geçiriyor.

Gündelik hayatın içinden toplumsal gerçekler
Programda gündelik hayatın içinden toplumsal meselelere bakan yapımlar da yer alıyor. Volkan Üce’nin “2M²” belgeseli, Belçika’da yaşayan Türklerin cenaze süreçleri üzerinden iki memleket arasındaki hayat ve ölüm algısını, bürokratik absürtlükler ve aidiyet meselesiyle birlikte ele alıyor. Sinan Kaldan’ın “Günler Uzun, Yollar Kısa” filmi, Parkinson hastası Talip’in yalnız yaşamına, gündelik rutinlerine ve zamanla kurduğu ilişkiye yakından bakıyor. Nazif Can Akçalı’nın “Yenilebilir Sihir” belgeseli, Sardunya’daki uzun yaşam gelenekleriyle çağdaş biyohacker’ların arayışlarını yan yana getirerek yemek, teknoloji ve ölümsüzlük fikri üzerine düşünüyor. Şükran Demir ve Özgür Ünal’ın “YİBO” adlı filmi, Yatılı İlköğretim Bölge Okulları’nda (YİBO) okuyan öğrencilerin tanıklıkları aracılığıyla eşitsizlik, asimilasyon ve militarist disiplin anlayışını görünür kılıyor. Berke Baş’ın “Dargeçit” belgeseli ise 1995’te Mardin Dargeçit’te kaybedilen yakınları için yıllardır hakikat ve adalet arayan ailelerin mücadelesini takip ediyor.


























