Bollywood’un renkli dünyasından sıyrılmış bir aşk hikayesi… Hepimizin bildiği eğlenceli, müzikal tadındaki Bollywood filmlerinin aksine sıcak ve romantik anlatımıyla bir aşk hikayesini konu alıyor film. Ratna (Tillotama Shome), kocası öldükten sonra kendi başına ayakları üzerinde durmaya çalışan ve tüm imkânsızlıklara rağmen hayata umutla bakan bir kadın. Ashwin (Vivek Gomber) ise nişanlısından ayrıldıktan sonra Amerika’dan dönen, hayallerinin peşinden koşmak yerine babasının işlerini yürüten bir işadamı. Ratna, Mumbai’de Ashwin’in evinde çalışarak kardeşinin okul masraflarını öderken hayalini kurduğu moda tasarımcılığı için dikiş kursuna gitmek ister. Yeterince parası olmamasına rağmen bir şekilde kursa kaydolur. Yaşadığı tüm maddi zorluklara rağmen hayata tutunmaya çalışması kısa sürede Ashwin’in dikkatini çeker. Yazar olmak isteyen Ashwin, hayatı ve geleceği konusunda oldukça kararsız ve melankolik bir şekilde evde zaman geçirdikçe Ratna’yı daha yakından tanımaya başlar. Aralarındaki ekonomik ve sınıfsal farklılıkları aldırmaksızın Ratna’ya karşı bir şeyler hisseder. Ancak arkadaşları ve yakın çevresi tarafından bu durum oldukça sert karşılanır. Zamanla aralarında oluşan yakınlaşma ikisinin de hayatında aşılamayacak ölçüde büyür. Bu durumun farkına varan Ratna için işi bırakıp kasabaya dönmek ise tek çözüm.

Hindistan gibi bazı ülkelerde sınıfsal farklılıkların hayatın her alanında ön planda olduğu göz önüne alındığında, sinemada da bu konunun oldukça yaygın bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Normalde sınıfsal farklılıkların anlatıldığı Bollywood filmleri mutlu sonla bitmesine rağmen bu ve bunun gibi alternatif film yapan yönetmenler ise bu konuyu daha dramatik ve gerçekçi bir açıdan ele almayı tercih ediyor.

Yönetmen Rohena Gera’nin yazıp yönettiği film, sınıfsal farklılığı Ratna’nın bakış açısından anlatıyor. Kameranın girdiği her yer bize aslında Ratna’nın dünyaya bakışını göstermekte. Yönetmen aralarındaki yakınlaşmayı ise öyle usta bir şekilde işliyor ki filmi izlerken verdiği heyecan bir o kadar içten ve naif. Rohena Gera, ikilinin yakınlaşmasını aynı kare içinde ve olduklarından daha yakın bir şekilde tutarak gösteriyor. Onları birbirlerinden ayıran odaları arasındaki duvar da sınıf farklılıkları kadar sert ve kalın.

Yeşilçam tadında olup mutlu sonla bitmesi beklenen bir aşk hikayesi gibi dursa da altında yatan toplumsal sebepler bu ikilinin bir araya gelmesine engel.

Fatma Ozen
1994, Mersin’in Tarsus ilçesinde doğdu. Küçük bir yerde yaşarken bile büyük hayalleri vardı uçsuz bucaksız. Yurtdışına gidecek ve oralarda okuyup kendini geliştirecekti. 2015 ve 2016 yıllarında Amerika’ya gitti. Çocukken izlediği Yeşilçam filmleri ona mutlu bir dünyayı aralarken üniversitede aldığı kültür çalışmaları dersiyle hayatın perde arkasını görmeye başladı. Her şeyin şekillendiği o yıllarda sinemaya her geçen biraz daha fazla gönül verdi. Oscar Wilde’n “Herkes bataklıkta yaşar ama bazılarımız yıldızlara bakıyor” sözünü kendine ilke edinip 2017’de bir çılgınlık yapıp umutları ve cebinde hayalleriyle Kanada’ya gitmeyi kafasına koydu. Yüksek lisans yaparak sinema dünyasını öğrenmeye kararlıydı. Bu gönül uğruna hiç düşünmediği bölümlerde okudu, hiç bilmediği işlerde çalıştı sırf Toronto’da kalmak ve sinema çalışmalarında yüksek lisans yapmak için. Bu koca dünyada tek başına mücadele ederken pes etmeye hiç niyeti yok. İçinde bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme aşkıyla daha nelere el uzatacak bilinmez ama o içindeki çocuğu her gün izlediği ve izlemek için küçük kâğıt parçalarına not aldığı filmlerle besliyor. Hayat izledikçe güzel…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.