Yazdığı gerilim filmleri ile gündeme gelen Eric Red ile Kathryn Bigelow’un kaleme aldığı filmin yönetmenlik koltuğunda da Bigelow oturuyor. Brüksel Uluslararası Fantastik Film Festivali’nde ikincilik ile dönen filmin başrollerinde Bill Paxton, Jenny Wright, Lance Henriksen, Adrian Pasdar ve Jenette Goldstein bulunuyor.

Kathryn Bigelow,  günümüzde kuşkusuz en başarılı kadın yönetmenler arasında. The Hurt Locker (2008) , Zero Dark Thirty (2012) gibi işleri ile akıllarda kalıcılık yaratmış, Oscar ile de ödüllendirilmiş bir isim. Dünya sinemasında başarılı bir çok isim var fakat bu isimlerin ilk işlerine bakmak günümüzü yorumlamak adına önemli bir durum. Bigelow’un bu filmi çekmeden önce Willem Defoe başrolündeki The Loveless (1981) filmini çekmişti fakat sinemaya giriş açısından çok da iç açıcı bir film değildi. 6 sene sonra tekrar kamera arkasına geçen Bigelow, bu sefer fantastik-gerilim türünde bir iş ortaya sundu. Döneminde büyük rağbet görmese de bugün belli kesimin kült olarak kabul ettiği aşikar.

Filmin konusuna gelecek olursak, genç bir çiftçi olan Caleb (Adrian Pasdar), hoşlandığı kız ile bir ilişkiye başlar fakat kızın vampir olduğunu öğrenir ve kız tarafından ısırılır. Artık o da vampir olmuştur ve ölümsüzlüğe doğru gitmektedir. Aynı zamanda ailesi ile ölümsüzlük arasında seçim yapması gerekir.

Filmde gördüğümüz vampirlerden oluşan birlik, daha sonra karşımıza çıkan,  libidoları yüksek ve “çekici” görünümleriyle işlerinin önüne geçen ergenlerden oluşan bir birlik değil. Daha çok sokak çetesi tarzında ve zengin gökdelenlerde yaşayan Kontlar gibi değiller. Dolayısıyla vampir konusuna postmodern pencereden baktığı aşikar. Burada söz konusu vampirler ne sarımsaktan, ne haçtan korkuyor ne de uçan yaratıklara dönüşme kabiliyetlerine sahipler. Karanlık atmosferi ve 80’li yılların gerilim dolu müzikleri yaş sınırını zorlayan film döneminde +18 bir şekilde vizyona girmiş ki bu da Bigelow’un hasılat kaybını göze alan bir risk alacak kadar cesur bir yönetmen olduğunun göstergesidir.

Bir diğer konu ise filmin yol türünde ve yer yer western bir havada geçmesi… Bigelow’un vampirleri alt kültür mensubu olmakla beraber öteki kavramından besleniyor. Enteresan görünümleri ve yaşam tarzları ile toplumun gözünde tekin olmayan bir vaziyetteler.

Bigelow’un filminde çok fazla görsel efekte yer yok ve makyaj kullanımı da çok iç açıcı değil. Fakat senaryo ve başta Bill Paxton olmak üzere performanslar göze çarpıyor. 80’lerin uzatılmış sekansları ise burada yine karşımızda fakat Tangerine Dream tarafından yapılan müzikler bu süreci yumuşatıyor. Bigelow’u anlamak için ikinci filmine bakılması gerekir.

Film boxofficemojo.com verilerine göre tahmini 5 milyon dolarlık bütçesine rağmen 3,3 milyon dolar hasılat elde etmiş. Zira yaş sınırlamasının bunda etkisi çoktur diye düşünüyorum.

 

 

erdinc bozkurt
3 Temmuz 1996 yılında Bodrum’da doğdum. Sinemaya olan merakım ilk olarak oyunculuk ve tiyatro ile başladı. Ortaokul yıllarımda televizyonda yayınlanan Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı program, tiyatro skeçleri yazmama ve okulda oynamamda etkili oldu. Liseye geçtikten sonra yazdığım tiyatro skeçleri yerini film senaryolarına bıraktı. Her gün film izleyerek sinemalar.com da amatör yorumlar yazmaya başladım. Uşak Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü okumaya başladım ve sinemanın toplumsal boyutlarını incelemeye başladım. Lisans Bitirme Tezi’mi “Sinemada Amerikan Milliyetçiliği: Süper Kahraman Filmleri Üzerine Değerlendirme” çerçevesinde ele aldım. Yüksek lisansa hazırlanmaktayım ve yüksek lisans tezimi, yaşadığım yer Bodrum’un geçmişten günümüze kültürel ve sinema mekanı açısından dönüşümü üzerine yazmayı hedefliyorum.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.