Café Society, Woody Allen’ın zeka pırıltısını üstünde taşıyan bir film. Bu filmden yola çıkarak Allen’ın özel hayatındaki bütün absürtlüğe rağmen niçin ayrıcalıklı bir yönetmen olduğunu kanıtlayan 10 film seçtik…

Hiç unutmuyorum, 1988 yılında askere gittim ve karargaha teslim olurken kapıdaki çavuş çantalarımızı kontrol etti. Benim de yanımda Woody Allen’ın kısa hikayelerinin olduğu bir kitap vardı. Çavuş, Woody Allen’ı görünce bana dönüp “Senin askerliğin zor geçer” demişti. İşte Woody Allen algısı budur ve ben bu yüzden Allen’ı çok severim. Kendisiyle ve yerleşik kurallarla savaş içinde olan, aslında bu şekilde topluma da her anlamda ışık tutan bir yönetmendir. Bunun bir faturası vardır ve Allen bunu her daim öder. Yaptıkları doğru mudur, o ayrı konu ama kadın erkek ilişkisine, evlilik kurumuna, entelektüel sınıfın iki yüzlülüğüne dair en cesur filmler hep ondan gelmiştir. Allen 1935’te Brooklyn’de doğmuş üç nesil New Yorklu ailenin ilk çocuğudur. Ailesinin ona verdiği isim Allen Stewart Konigsberg olmasına rağmen o 17 yaşından bu yana, hayran olduğu caz klarnetçisi Woody Herman’dan devraldığı “Woody” ismini kullanır. Woody Allen’ın filmlerini anlayabilmek için onun çocukluğuyla ilgili bir iki şey söylemek gerekir. Allen’ın anne babası geleneksel Yahudilerdir. Almanya kökenli bu aile kendi arasında çok da sıcak ilişkiler kurabilmiş bir aile değildir. Özellikle Allen’ın anne babasının soğuk ilişkisi yönetmenin aile kurumuna şüpheyle yaklaşmasına sebep olmuştur. Üstelik çoğu vaktini sadece Almanca ve Yidce (Avrupalı Yahudiler’e ait bir dil) bilen dedesiyle geçirdiğini düşünürsek ve bu sebeple kendisinin de küçük yaşlarda sadece Yidce konuştuğunu bilirsek filmlerindeki keskin yalnızlık hissinin nereden geldiğini anlarız. Filmlerinin bir vazgeçilmezi de Yahudi dünyasına bakışı ve getirdiği ağır eleştirilerdir. Bu da aslında demin bahsettiğimiz geleneksel Yahudi ailenin içine sıkışmanın bir dışa vurumu olarak kabul edilebilir. Daha sonra okul dönemi başlayan Allen’ın sosyal anlamda arkadaşlarıyla problemi olmamış ama okuldaki başarısı hep eksik kalmıştır. İskambil kağıtlarıyla yaptığı sihirbazlık numaralarıyla diğer çocukların ilgisini çeken Allen’ın okuldaki başarısızlığı onun aslında neye aç olduğunu bize gösterir. Çok zeki olan Allen okulu veya onun derecelendirmesini redetmektedir. O kendini bunun üstünde görür ama etrafında insanlar olması daha önemlidir. Onun için kartlara, belki tembellik ve azgınlığa muhtaçtır. Bu yolla arkadaşları tarafından kabul görülmeyi ve sevilmeyi başarır. Sonunda New York Üniversitesi’nde sinemaya olan ilgisini hayata geçirir. Tiyatro yazarı, senarist, oyuncu, yönetmen, müzisyen, televizyon ve stand-up yıldızı olan Allen’ın 50 yıllık meslek hayatına sığdırdığı 48 filmin içinden bir seçki yapmak gerçekten zor. Bence en doğrusu kendi en beğendiğim 10 filmi size önermek. Buradaki tek kriter benim beğenimdir. Yoksa yönetmenin listedeki filmlerin dışında birçok iyi filmi vardır. Mesela listede olmayıp hemen burada ismini söylememiz gereken Radio Days, Manhattan Murder Mystery, Gölgeler ve Sis, Yaramaz Harry. Ayrıca bu listeyi yaparken Allen’ın kendisinin oyuncu olarak içinde bulunmadığı hiç bir filmi seçmedim. Çünkü bence Allen yazıp, yönettiği ve oynadığı filmlerle bir bütün. İşte 10 filmlik seçki…

 

 

 

Love and Death, 1975

Napolyon, Çarlık Rusya’sını işgal etmek isterken, Boris Grushenko adlı korkak bir Rus ülkesini korumaya ve ülkesi için savaşmaya zorlanır. Fransız ordusu, sayıca çok daha fazla ve daha güçlü olduğu için Rusya savaşı kaybeder. Napolyon artık Moskova’ya ulaşmıştır. Boris, savaşmanın bile saçma olduğunu düşünürken, yeni evlendiği genç karısı tek çarelerinin Napolyon’u öldürmek olduğunu söyler. Rusya’nın tarihini komik bir dille anlatan Woody Allen; aşk ve ölüm üzerine de derin bir felsefe yapıyor.

Zelig, 1983

1920’lerde, sansasyonel bir karakter olan Leonard Zelig, kimle tanışırsa onun karakteristik özelliklerini taklit eden bukalemunvari bir adamdır. Huzuru ise sadece psikoloğunun kollarında bulmaktadır. Amerika’nın şöhret ve ün düşkünlüğüyle dalga geçen filmde, tıpkı Yurttaş Kane’de olduğu gibi sahte haber görüntüleri montajlanarak Zelig’in dönemin ünlüleriyle bir arada olduğu sahneler yaratılmış.

Bananas, 1971

Yeni tüketici ürünlerinin denekliğini yapan Fielding Mellish, yüzeysel ve apolitik bir insandır. Politikayla son derece yakından ilgilenen eylemci Nancy ile tanışır ve kısa süreli bir aşk yaşarlar. Bu esnada Latin Amerika’daki dikta rejimi eylemcileri ayağa kaldırır. Nancy de bunlardan birisidir ve beraber olduğu erkeğin de lider ruhlu ve politikayla ilgili olmasını ister. Bu yüzden ilişkilerini bitiren Nancy, Mellish’in dünyasını alt üst eder. Mellish bunun üzerine San Marcos’a gider. Yanlışlıklar ve bir seri komik olay sonucu kendisini San Marcos’daki eylemcilerin yeni lideri ve San Marcos’un başkanı olarak bulur.

Annie Hall, 1977

New York’un tanınan komedyenlerinden Alvy Singer’ın anlatıcılığı eşliğinde işlenen film, komedyenin Annie Hall isimli ünlü şarkıcıyla olan ilişkisinin neden sonlandığını sorgulamasıyla başlar. Alvy, uzunca bir süre aşk hayatında başarısız olmuş, aradığı kadını sahte entelektüel ortamlarda bulmanın imkansızlığına kanaat getirmiştir. Ancak Annie ile tanışması adamın talihini bir anda döndürecek, garip bir ilişkinin başlamasına neden olacaktır.

Manhattan, 1979

Varlıklı ve ünlü Isaac Davis entelektüel bir senaristtir. Yıllarca yaptığı bu işten fazlasıyla sıkılan Isaac, en büyük hayalini gerçekleştirmek için ciddi bir çalışmaya başlar. Başarılı senarist ilk bölümünde çok sevdiği Manhattan’ı anlattığı kitabını ne pahasına olursa olsun bitirecektir. Ancak ortada bir sorun vardır: Isaac bu büyülü şehre öylesine bağlıdır ki bir türlü ikinci bölüme geçemez. Bu süreçte yakın çevresindeki sorunlar da cabasıdır. Eski karısı artık bir lezbiyendir ve yeni yazdığı kitabında Isaac’la olan ilişkisini tüm çıplaklığıyla anlatmıştır. Diğer yandan en yakın arkadaşı Yale ve eski karısı arasında yaşananlar da Isaac’i sıkıntıya sürüklemektedir. Isaac tüm bu olup bitenin arasında bir şekilde yaşamaya çalışır…

Stardust Memories, 1980

Ünlü yönetmen Sandy Bates, artık halkın kendisinden istediği tarzda yüzeysel komedi filmleri çekmek istememektedir. Daha ciddi, felsefe içeren son filminin kötü eleştiriler alması üzerine mutsuz olan Bates, eski ilişkilerini de gözden geçirmeye başlar. Woody Allen’ın kendi hayatından fazlasıyla izler taşıyan film, yönetmenin en sevdiği filmleri arasındadır.

A Midsummer Night’s Sex Comedy, 1982

Kaçık mucit Andrew Hobbs ve eşi Adrian, haftasonu için kır evlerine arkadaşları olan iki çift çağırır. Doktor Maxwell Jordan ve hemşire sevgilisi Darcy ve yaşlı filozof doktor Leopold Sturgis ile nişanlısı bu dörtlüdendir. Leopold’un nişanlısının eskiden çıktığı bir kız olduğunu fark eden Andrew, bu durumdan fazlasıyla gerilmiştir. Çünkü zamanında bu kıza karşı yoğun hisler beslemiştir. Altı kişinin aşkı arayışının hikayesi olan A Midsummer Night’s Sex Comedy, aynı zamanda Allen’ın favori yönetmeni olan Ingmar Bergman’ın Smiles of a Summer Night’ına bir gönderme. Film tutku ile aşk, seks ile sevgi arasındaki ince farkları da gözler önüne seriyor.

Hannah ve Kız Kardeşleri, 1986

Merkezde Hannah olmak üzere kızkardeşleri Holly ve Lee’nin birbirleriyle ve erkeklerle olan ilişkileri üzerinden giden filmde Allen komediyle dramayı harmanlıyor. Ailenin en mükemmeli ve kızkardeşlerinin kıskandığı Hannah; iyi bir eş, iyi bir kardeş, iyi bir anne ve başarılı bir aktristtir. Lee kendisinden yaşça büyük bir adamla bir ilişki yaşamaktadır. Holly ise hiçbir işinde ve ilişkisinde dikiş tutturamayan en küçük kardeştir. Ancak Hannah’nın hayatı aslında o kadar da mükemmel değildir çünkü kocası uzun zamandır kızkardeşi Lee’ye aşıktır. Bir yandan da Hannah’nın eski kocası Mickey hayatın anlamını aramaktadır.

Suçlar ve Kabahatler, 1989

Film bir yandan karısını aldatan New Yorklu doktor Judah’ın dramatik, bir yandan da evliliği mutsuz giden belgeselci Clifford’ın trajikomik hikayesini anlatıyor. Judah metresinden şantaj mektupları alırken, ondan nasıl kurtulabileceğini düşünür. Cliff ise yeni tanıştığı Halley’e karşı yoğun duygular beslemeye başlar. Judah tek çarenin metresini öldürmek olduğuna karar verince işler birbirine karışır. Woody Allen’ın insan doğasını tüm çıplaklığıyla irdelediği bu filmi, suç ve vicdan kavramlarını da ele alıyor.

Husbands and Wives, 1992

Jack ve Sally, evliliklerinin iyice katlanılmaz hale geldiğini ve ayrılmalarının en doğru karar olduğunu düşünmektedirler. Bu kararı en yakın arkadaşları Gabe ve Judy’yle de paylaşırlar. Gabe ve Judy bu ayrılık kararına şiddetle karşı çıksalar da, kendi ilişkileri de gittikçe çekilmez hale gelmekte ve her geçen gün birbirlerinden iyice ayrı düşmektedirler. Evliliklerindeki çıkmazları aşmayı başaramayan bu çiftler, aşkı yeniden bulabilmek için yeni heyecanların peşine düşerler. Husbands and Wives, evlilik, ilişkiler ve aşk üzerine Woody Allenca sözleri olan bir film.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.