Polis Akademisi Alaturka’nın güzel oyuncusu Elvin Levinler şanssız dönemler yaşarken bile insanların mutluluğu seçebileceklerini, haya umutla bakmanın önemini vurguladı…

Genç olmak böyle birşey herhalde. Hayata umutla bakmak, karamsarlığa düşmemek ve bütün bunları besleyen bir enerji. İşte bütün bunlara sahip bir isim ile konuştuk. Polis Akademisi Alaturka filminin genç oyuncusu Elvin Levinler Alemin Kıralı dizisiyle başlayan kariyerini şimdi de büyük bütçeli bir komedi filmi ile devam ettiriyor. Genç yıldızın Polis Akademisi çekimlerinde yaşadıklarını ve gelecekte neler beklediğini bu röportajda okuyabilirsiniz…

Polis akademisi sizin ilk sinema filminiz. Sinemaya bu projeyle başlamanızın sebebi neydi?

İlk uzun soluklu dizim Alemin Kıralı’ydı. En büyük şansımın, bu kadar güzel bir ekibin bir parçası olmanın yanı sıra Kemal Kenan Ergen’in yazdığı bir işte oynamam olduğunu düşünürüm hep. Bu zamana kadar gelen sinema filmi projelerinde muhakkak içime sinmeyen bir şeyler oluyordu. Ancak yine Kemal Kenan Ergen’in kaleminden çıkan Polis Akademisi Alaturka’yı okuduğumda hem karakteri hem senaryoyu çok sevdim. İlkler özeldir ve unutulmaz. İlk dizimde bana uğurlu gelmişti, ilk sinema filminde de bana uğur getireceğine inanıyorum.

Senaryoyu okuduğunuzda sizi etkileyen şey?

Senaryoyu okurken karakterler sayfalardan atlayıp gözümde canlanıyorsa, kendi kendime gülümseyerek ve heyecanla okuyorsam, kaç sayfa kaldı diye değil de “vaay, ee sonra” diye okuyorsam ben o senaryonun bir parçası olmak, olabilmek isterim. Senaryoyu okurken sadece kendi oynayacağım karakterden değil, senaryonun bütününden etkilendim.

Rolünüz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

İnci, Polis Akademisi Müdür Yardımcısı Haşmet’in (Mehmet Ali Erbil) kızıdır. Annesiyle babası ayrı olan İnci,yeni bir kanun çıkınca mülakatta babasının karşısına çıkar. Babasının bütün itirazlarına rağmen polis olmayı kafasına koymuştur. Haşmet okula kaydolmasına engel olamamıştır, ama kızını kurtlara yem etmemek için elinden geleni yapacaktır.

Orijinal Polis Akademisi serisini seyrettiniz mi? Bu tür komediye yaklaşımınız nedir?

90’larda çocuk olup da Polis Akademisi serisini seyretmeyen var mıdır bilmiyorum ama ben çocukken birçok kez izledim, hatta bu filmin senaryosunu okuduktan sonra tekrar izledim. Sonuçta bire bir uyarlama değil, tabii ki bu akademideki hikayeler daha bizden.

Filmin çok geniş bir oyuncu kadrosu var, bu kadar sıkışık bir kadro içinde oyunculuk yapmak nasıl bir durum, yaşadığınız en büyük zorluk neydi?

Ben oyunculuğa sette başladım. Her gün sette, Oya ablanın gözünün içine bakar, onun yönlendirmelerini ve eleştirilerini can kulağıyla dinler, kendi sahnemde bile başkasının oyununu dikkatle izlerdim. Alaylı olmanın en büyük avantajı aktif bir şekilde oyunculuk yaparken hele ki büyük isimlerle çalışıyorsanız onları bu kadar yakından gözlemleme şansınızın olması. Bu sebeple geniş bir oyuncu kadrosunun olması, işi daha keyifli ve sizi daha tecrübeli hale getiren bir durum bence, o yüzden bu durumu bir zorluk olarak değerlendirmiyorum.

Bu tür yapı biraz Hababam Sınıfı ile benzerlik taşıyor. Hababam sınıfından etkilendiniz mi? Polis Akademisi’ndeki performansınıza Hababam Sınıfı’nın bir etkisi oldu mu?

Hababam Sınıfı üzerine benzeri çok fazla senaryo yazılıp çekilmiştir, ama babası değişmez. Sonuçta çocukken orjinal Polis Akademisi serisini defalarca izlemişimdir, ama Hababam Sınıfı’nı izleme sayımla karşılaştıramam bile. Etkilenmemiş olmam imkansız, ama özellikle benzerlik ve yakınlık kurduğum bir karakter olmadığı için direk bir etkisi yok.

Yeşilçam dönemi komedisinde yapının draması güçlüdür. Yani daha çok trajikomik bir yapı söz konusudur. Son dönemde bu dramatik derinlik azaldı, bunu nasıl karşılıyorsunuz? Hangi tür komediyi tercih ediyorsunuz?

Bu filmden önceki dizim Alemin Kıralı’nda komedi olduğu için, insanların verdiği tepkilerden şunu anlıyorum. Bizim insanımız için diziler ya dram ya komedi, maalesef grisi yok. O yüzden de trajikomik işler çok fazla izlenmiyor. Ya ağlayan suratları izleyip üzülmek veya da bütün günün stresini atmak için sadece gülmek istiyorlar. İnsanlar bana ‘kızım iyi ki sizin dizi komik, zaten elli tane derdimiz var bir de televizyonda ağlayan insan görmek istemiyoruz’ diyorlardı. Oysa ki bizim dizi sitcom olduğu halde arada dramatik sahneler de oluyordu. Ama gelen tepkiler böyle olunca dramatik derinlik maalesef azaldı.

Türk sinemasında komedi çok gişe yapıyor. Fakat bu gişe fazlalığı yapımlara bir sorumluluk da yüklüyor. Bir oyuncu olarak sizin filminizin bu sorumluluğu hakkıyla taşıdığını söyleyebilir misiniz?

Hangisinin daha çok gişe yaptığıyla ilgili bir bilgim olmamakla birlikte biz bir komedi filmi çektik ve çekerken çok eğlendik. Eğer oyuncular eğlenerek oynuyorsa, kamera arkasında ekip gülerek izliyorsa; izlerken de insanların eğlenmemeleri için hiçbir neden göremiyorum.

Hollywood’ta Meg Ryan, Goldie Hawn gibi hem güzel hem de komedide başarılı kadın oyuncular var. Bizim sektörümüzde böyle bir yapı işler mi? Siz böyle bir uzmanlığı tercih eder misiniz?

Bana sorarsanız komedi yapmak gerçekten çok zor, hele ki tipolojik olarak ön plana çıkardığınız bir tiplemeniz yoksa hem güzel hem komik olmanın dengesini tutturmak zor. Ancak komedide oynuyorsunuz diye, herkesin komiklik yapması gerekmiyor; bazı karakterler de o dengeyi sağlıyor. Bu filmde kızlardan biri kabadayı diğeri de işi gücü süs püs olan bir kız iken benim karakterim onların arasında dengede duruyordu. Ben daha yolun çok başında görüyorum kendimi. Sit-com dizi üzerine komedi sinema filmi aslında denk geldi. Böyle bir uzmanlık yolunu seçmek için diğer yollardan geçmiş, deneyimlemiş ve bir seçim yapmış olmak gerekir. Benim daha önümde keşfedeceğim nice yollar uzanırken tek bir alanda uzmanlaşmayı tercih etmem.

Meryl Streep gibi bir isim hem en iyi komediler de hem de en ağır dramlarda yer alabiliyor. Bu çeşitliliğe bir kadın oyuncu olarak ulaşmanın yolu sizce nedir. Sizin oyunculuk anlayışınızı bu bakış açısıyla değerlendirebilir misiniz?

Herkesin yeteneği bir değil, kimi komedide çok başarılıyken kiminin bir bakışı bütün salonu ağlatmaya yetebilir. İkisini bir arada yapabilmek ise sadece yetenek değil, büyük bir özveri ve deneyimin sonucu bence. Bu sebeple tek bir alanda uzmanlaşmak yerine farklı alanlarda kendimi görmeyi tercih ediyorum. Bu sebeple, bundan sonraki işimde kendimi komedi alanında değil de daha farklı bir şekilde görmeyi hayal ediyordum. İstediğim gibi de oldu. Yeni yer alacağım dizide bu zamana kadar oynadığım en farklı karakteri canlandıracağım.

Türk sinemasında 1980’lerde ve 90’ların ikinci yarısına kadar feminizmin etkisinin hissedildiği filmler, öyküler ve bunları canlandıracak cesarete sahip kadın oyuncular vardı. Bugün aynı durumun olduğunu söyleyebilir misiniz? Bir kadın oyuncu olarak bu duruma yaklaşımınız nedir?

Bu tarz tartışmaların yapılan işe gölge düşürmemesi gerektiğini ama yine de herkesin tercihine saygı duymak gerektiğini düşünüyorum.

Dizi oyunculuğu ve sinema oyunculuğunun ayrı teknikleri vardır. Tecrübeli bir oyuncu için çok fark etmese de daha oyunculuk dilini yeni oluşturan bir oyuncu için dizi çalışması bir risk oluşturur mu?

Ben bu sektöre diziyle başladığım ve henüz kendimi o dev ekranda izlemediğim için şimdilik bu konuyla ilgili yorum yapmaktan çekiniyorum J

Sinema projelerine devam edecekmisiniz?

Tabii ki , dizi haricinde bambaşka bir karaktere ve senaryoya dahil olmak farklı, güzel hem de çok eğitici bir deneyim.

Bulunduğumuz şartlarda oyuncuların sinema projeleri içinde seçim yapma gibi bir şansları olduğuna inanıyor musunuz?

Ben insanların her koşulda bir seçim şansı olduğuna inanırım. Mutluluk bile bir seçimdir, kötü bir gün geçiriyor olabiliriz ama yine de mutlu olmayı seçebiliriz. Sinema projesinde yer alıp almamak da her koşulda benim için, bana ait olan bir seçim.

Benim size sormadığım ama sizin izleyicilere söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bence severek yapılan her işin sonucu güzeldir. Ben gerçekten çok severek bu işin bir parçası oldum, umarım size de bunu yansıtabilmişimdir.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.