Kod Adı K.O.Z. 17 Aralık olaylarını ve bu olaylarda paralel yapının etkisini odağına alan bir film. Filmde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı canlandıran Cem Kurtoğlu bu sıradışı tecrübeyi bize anlattı…

Türk sinemasında hep şikayetçi olduğumuz şeylerin başında kendi tarihimize ve siyasi dönemlere çok geç cevap vermesidir. Mesela 12 Eylül darbesini 20, 30 yıl sonra beyazperdede görmeye başladık. Hal böyleyken 17 Aralık olaylarını odağına alan Kod Adı K.O.Z. filmi gündemimize bomba gibi düştü. Gezi sürecinden bugüne kadar yaşanan olayları kendi penceresinden anlatan filmde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı canlandıran Cem Kurtoğlu ile konuştuk. Böyle riskli bir işin altına nasıl girdiğini ve tepkilerin nasıl olacağını sorduk.

Senaryoda sizi etkileyen şey ne oldu? Recep Tayyip Erdoğan’ı canlandıracağınızı düşündüğünüzde neler hissettiğinizi merak ediyorum.

Güzel bir soru. Senaryo riskli bir senaryo. Yakın tarihimizde yaşananlarla paralel giden bir film senaryosu. Onun için biraz bıçak sırtı bir senaryo. Öyle bir rol bana teklif edildiği zaman düşündüm mü? Hayır düşünmedim. Önemli bir iş çünkü. Fakat dediğim gibi bıçak sırtı ve senaryoyu bir daha okudum, acaba yanlış olabilecek bir şey var mı diye baktıktan sonra, öyle bir şey olmadığına karar verdim, bu sefer rolümü en iyi şekilde nasıl yaparım diye odaklandım.

Şimdi özellikle, tarihteki önemli kişileri canlandıracaksanız, çok iyi bir gözlem ve hazırlık sürecinden geçmeniz gerekir. Mesela Türkiye’de Atatürk’ü canlandıran oyuncuların ne kadar büyük tepkiler topladığını ve ne kadar sert eleştiriler aldığını biliyoruz. Recep Tayyip Erdoğan’ı oynamak da aynı şekilde riskli bir durum.

Daha da riskli

Bu dezavantajı nasıl avantaja çevirmeye çalıştınız? Bir de hazırlık aşamanız ne oldu

Bu tür riskli şeyleri çok severim ben. Yani zor olan şeyi severim. Zor olanı başarmak zordur, ama başardığınız zaman daha büyük haz alırsınız. Neden başbakanı canlandırmak zor? Şimdi Atatürk’ün ne yaptığını nasıl baktığını sadece resimlerden ve üç beş tane kalan filmlerden biliyoruz. Tarihsel kişilikleri yakından takip etmediğimiz için, orada belli bir çizgiyi aşmadan belli bir karakter yaratabilirsiniz; oyuncu kendi yaratabilir onu. İşte nasıl Muhteşem Yüzyılda yaptılar? Öyle miydi bilmiyoruz Kanuni. Ama şimdi buradaki risk, Ağrı’nın elli kişilik nüfusa sahip köyündeki vatandaşın bile her gün televizyonda karşılaştığı bir kişi. O kadar beyinlere işlemiş ki, hepimizin, bakmasanız bile, sevseniz de sevmesiniz de görüyorsunuz, davranışını, yani her şeyini görüyorsunuz. Şimdi orada şöyle bir ikilem vardı. Tabi ki filmde isim geçmiyor ama dediğim gibi filmin konusuyla filmin içindeki başbakan karakteri paralel gidiyor. Orada birebir yapmanız mümkün değil yani çünkü kim birebir yapabilir, gerek de yok. Şunu düşündük karakteristik hareketleri var, duruşu var, bakışı var. Bunların üç beşini yakalarsam, ve gerekli yerlere oturtursam, her yere de değil yani elinin duruşu var, şöyle bir dönüp bakışı var, bunları yakalayıp gerekli yerlere oturtursam amacına ulaşır diye düşündüm ve bunları yapmaya çalıştım biraz. Bu adam hiç olmamış, benzememiş gibi eleştiriler gelebilir, fakat bence benzemek şart değil. Bir başbakanı oynuyorsunuz ama paralel giden, eşdeğer bir başbakanı değil. Sadece onu orada hissettirmeniz lazım.

Peki dışarıdan gelen tepkileri düşünmeniz lazım. Bunu mesela cumhurbaşkanı izlediği zaman tepki gösterirse ne hissedeceksiniz?

Ya üzülürüm tabi. Çünkü dediğim gibi, yaşayan bir kişiyi canlandırmak bir risk. Beğenebilir de beğenmeyebilir de. Ama beğenmeyeceğini pek sanmıyorum ya.

Özellikle siyasi olaylara karşı Türk sineması tepki çok geç verir. 12 Eylül filmlerini bile daha biz 20-30 yıl sonra seyretmeye başladık. Halbuki bu olay inanılmaz taze. Bu olayın üzerinde hala yargıyla ilgili durumlar var. Şimdi bu kadar sıcak bir filmi yapmak nasıl bir cesarettir?

Valla hepimiz için bir cesaret yani yapımcısı için bir cesaret, orada oynayanlar için de bir cesaret. Bana da çevremden çok tepki geliyor. Beni üzüyor mu? Hayır üzmüyor; inandığım bir işi yapıyorum ve kim ne derse desin bir yerde durmak zorundalar. Çünkü ben yanlış bir iş yaptığıma inanmıyorum, ben bir oyuncuyum ve bu tarz filmlerin olması gerektiğine kesinlikle inanıyorum. Dediğim gibi bıçak sırtı bunlar, çok da yanlış yerlere gidebilir.

Siyasi sinemada şöyle bir tehlike vardır; propaganda filmi olmakla siyasi konulu bir film olmak arasında çok ince bir çizgi vardır. Sizin filminiz hangisine dahil.

Propaganda filmi değil bu, ilk başta dikkat ettiğim nokta buydu. Seyrettiğiniz zaman göreceksiniz, Cumhurbaşkanının mecliste söylediği baya uzun süren bir söylemi vardı, kim olursa olsun buna solcusu, gericisi, ilericisi hiçbir laf söyleyemez. Şimdi onu ben okudum, bu propaganda mı? Bence değil. Çünkü ülke ile alakalı bir şey söylüyorum. Göreceksiniz zaten. Bu film propaganda mı derseniz belki yalnızca bu kısmı propaganda diye anlaşılabilir ki bence kesinlikle değil. Bu söylev yaşadığımız topraklar, ülkemiz vatanımız için yapılmış bir söylevdir. Ve onun da olması gerekiyordu bence.

Peki, biz sizin çok uzun süredir seslendirme sanatçılığı yaptığınızı da biliyoruz, bu role nasıl seçildiniz. Bu rolün teklifi size nasıl geldi.

Yapımcıya soracaksınız. Şimdi şöyle, yapımcı dedi ki, şöyle bir rol var. Ve bu rol çok ağır. Bu rolü herkes taşıyamaz. Bu rolü taşıyabileceğinizi düşündüğüm için sizinle çalışmayı çok istiyorum, dedi ve ben çok teşekkür ederim, gurur duydum, dedim.

Peki, bundan sonra ki yolunuzu nasıl çizmeyi düşünüyorsunuz? Sinema, tiyatro, ses sanatçılığının her biri devam ederken hangisi daha çok odakta olacaktır.

Valla bu güne kadar hepsini aynı anda götürdüm ben. Bundan sonra da yani sağlığım gücüm el verdiği sürece hepsini aynı anda götürmeye çalışacağım. Tiyatroyu bırakmam mümkün değil zaten. Sinemayı çok seviyorum ki bu daha ikinci filmim sinemada. Dizilerde oynadım ben.

Ama daha çok seslendirme yapmışsınız. Birçok yabancı filmin Türkiye’de ki seslendirmelerini yapmışsınız.

Çok yaptım… Yani birçok yabancı aktörü Türkiye’de ben seslendiriyorum. Mesela Liam Neeson, yani seslendirdiğim oyunculardan biri Türkiye’ye geldiğinde demiş ki, burada beni kim seslendiriyor. Fakat ben yoktum, tanıştırmak istemişler beni. Sonra benim DVD’mi istemiş. Başarılarının devamını dilerim yazıp imzalamış, bana yollamış.

Peki, bu film vizyona çıktığında gerçek tepkileri alacaksınız. Bu tepkiler ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Ve sanırım bu film 850 kopya gibi çok yüksek bir rekor kopya sayısıyla giriyor. Türkiye’nin genelinde tüm şehirlerde gösterilecek. Diğer şehirlerdeki galalara katılacak mısınız? Oradan tepkileri nasıl bekliyorsunuz?

Hiç tepki beklemiyorum derken her şeyi bekliyorum ben. Her şeye hazırlıklıyım ben. Her şeyin cevabı da bende var. O yüzden de bir çekincem yok.

Benim size sormadığım ama sizin mutlaka cevaplamak istediğiniz bir şey var mı?

Bir kere ekip olarak, hakikaten çok iyi çalıştık. Mutluyum. Çaycısına kadar herkes çok iyi çalıştı. Ekip çerçevesi içerisinde, eğlenerek, buz gibi havada donarak güzel çalıştık. Umarım neticesi de güzel olur. Türkiye’ye yansıması da güzel olur ama gerçekten tartışılacak. Tartışmadan bir şey olmuyor ama önemli olan insan gibi tartışalım.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.