Bu hafta vizyona giren Karabasan-Slumber uyuyan insanları ziyaret eden kötü bir ruhu ve yaşananları anlatıyor. Filmin başlangıcındaki “Gerçek hikayelere dayanmaktadır” ifadesi ise bizi iyice korkutuyor…

Kaderin cilvesi işte, mesleğiniz sinema eleştirmeni olacak ama siz korku filmi seyredemeyeceksiniz. Evet ne yapayım korku filmleri beni çok korkutuyor. Çocukluğumdan beri korku filmine gitmekten hoşlanmam. Bazı insanlar korkmayı sever ama ben hiç haz etmem. Dediğim gibi meslek sinema eleştirmeni olunca kendi kendime eziyet etmek bir nevi görev oluyor. Bu hafta vizyona giren o kadar iyi film arasından Karabasan-Slumber’ı seçmemin sebebi ise filmin bir başyapıt olması değil tabii. Film tam tersine seyrettiğim korku filmleri içersinde neredeyse ilk 10’a bile girmez. Ama beni yine de korkuttu. Bunun en büyük sebebi ise filmin başlangıcında yazan, hikayenin bir takım gerçeklere dayandığı ibaresiydi. Zaten onun için bu filmi yazmaya karar verdim. Korku sinemasının en büyük pazarlama stratejisi bu tür iddialardır. Böyle olduğunu bilsek de bunların içinde hiç gerçeklik payı yok mu? İçten içe bu soru bile o ifadenin amacına ulaştığının kanıtı. Hele benim gibi gizliden olsa bile bu tür şeylere hafiften inanan bir insansanız…

Sonuçta bu vatanın bir evladıyım. Bizim kültürümüzdeki cin hikayeleriyle büyümüş bir nesiliz. Bırakın hikayeleri, Abdurahman Dilipak gibi bir yazarla bunu ciddi ciddi tartıştığımız vardır. Onun cin hikayelerini kendim dinledim. Her ne kadar ona itiraz ettimse de etkisi ortada. Bu filmde de uyku sırasında bir aileye musallat olan kötü bir ruh var. Filmin başrolünde Nikita filmi ve Tv dizilerinden hatırlayacağınız Meggie Q oynuyor. Aksiyon filmlerinin bu güzel ve egzantrik yıldızı bu sefer bir uyku doktorunu canlandırıyor. Filmin hikayesini kısaca anlatalım, bir gece vakti gizemli bir şekilde ölen küçük erkek kardeşinin ölümünü atlatamamış Alice Arnolds uyku problemi olan travmalı bir ailenin rutin muayenesini yapar. Alice bütün aileyi hastanede tutarak uykularını gözlemler ama uykudaki baba tarafından saldırıya uğrar. Baba tutuklanır ve ailenin uyku problemlerine sebep olmaktan dolayı suçlanır. Ancak baba hapse atılınca, ailenin problemleri giderek daha kötü bir hal alır. Alice, bilimsel gerçeklerden vazgeçerek ailenin, zayıf kişilerden uykudayken beslenen ve the Night Hag olarak bilinen parazit bir şeytan tarafından terörize edildiğine inanmak zorunda kalır. Bu karanlık ruhu defetmek için Alice, önce kendi kabuslarına girmeli ve kendi çocukluğundaki şeytanlarla yüzleşmelidir. Filmin başlarında Uyku merkezinde geçen sahnelere dikkat. Bütün o bilim gerçekliğinin, uykuları kameralarla gözlenen ailenin ve tabii bu kontrolden dolayı içi rahat olan izleyicinin işler çığırından çıktıktan sonraki paniği başka bir durum. Korku filmi seyrederken filmde yapılan abartı sahneler aslında izleyiciyi o korkudan korur. Hatta içten içe güler dalga geçersiniz. Ama kendini ciddiye alan bir korku sinemasında bu abartılar yoktur. Psikolojik olarak iyi bir korku sineması sizin içinizdeki endişeleri yakalar ve size karşı kullanır. İşte bu uyku merkezindeki sahneler aynen bunu başarıyor. Bütün o bilimsel mekanın verdiği kontrol hissi üstümüze yıkılıyor. Yönetmen Jonathan Hopkins’in ilk uzun metraj filmi bu. Zaten bu ilk filmin tecrübesizliğini yapımda hissediyorsunuz. Ama bunun yanında sanki gelecekte daha iyi filmler de çekeceğini düşündürüyor yönetmen. Onun için ilk film tecrübesizliğini geçersek bazı sahnelerdeki gerçeklik hissi adına yeni filmlerini bekleyeceğim Jonathan Hopkins’in. Ayrıca korku filmlerinde çocuk kullanımına hep karşıydım. Özellikle Uzakdoğu korku sinemasının bu alışkanlığı dünya sinemasının da bir tercihi oldu. Nedense çocukların korku unsuru olarak kullanılması beni daha da korkutuyor. Bunun dışında bu rollerde oynayan çocukların kendi ruh durumları da endişe duyulması gereken bir durum. Biliyorum çocuklar etkilenmesin diye sahneleri parça parça çekiyorlar, set ortamı zaten daha steril filmden. Ama yine de bu endişeyi duyuyorum. Size iyi korkmalar…

 

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: Slumber

Yönetmen: Jonathan Hopkins

Senarist: Richard Hobley

Oynayanlar: Maggie Q, Will Kemp, Sylvester McCoy, William Hope

Yapım: 2017, ABD, 84 Dak.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.