Tamamen elimde olan abuk sabuk sebeplerden dolayı uzun bir süre ara verdiğim yazılarıma başlamanın vermiş olduğu mutlulukla, Hollywood’dan hepinize selamlarımı gönderiyorum.

Şaka bir yana 2 yıl geçmiş oturup da 2 satır birşeyler yazmayalı.

O yüzden devrik cümle kurarsam, sürçü lisan edersem şimdiden affola ama bilin ki tecrübeliyim. Zamanla yazılara çeki düzen vereceğimden, önce yürümeye, sonra da koşmaya başlayacağımdan, kaldığım yerden, Hollywood’dan en son haberleri vermeye, en yeni filmler hakkında sizleri elimden geldiğince haberdar etmeye başlayacağımdan kimsenin şüphesi olmasın.

Haydi bakalım, başlıyoruz…

Pixar’ın “Finding Nemo”sunun izleyici ile ilk buluşmasından bu güne, dile kolay 14 yıl olmuş. Tam 14 yıl sonra Pixar, 2003 yapımı “Finding Nemo” gibi bir efsanenin arkasından Dory’ı gönderme kararı almış.

Finding Nemo’nun da yazar ve yönetmenlerinden olan Andrew Stanton ilk basamağı çok akıllı kullanarak ikinci basamağa adım atmış, fakat basamakları da birbirine çok yakın tutmuş.

Stanton, Nemo ve Dory’ı, iki ayrı filmde, aynı sularda yüzdürmüş. Konu itibariyle, iki filmin sırtını da “aile ve arkadaş değerlerine verilen önem” kriterlerine yaslamış ve iki filmden tema olarak elde kala kala “aile fertlerini bulmak için denizlerde yolculuğa çıkan bir balık” kalmış.

Yalnız şunu da söylemekte fayda var, Pixar’ın zirvesine gidebilecek bir yolda, her ne kadar kendine zarar veren bir parallelik gösterse de, Finding Dory izlemesi keyif alınabilecek bir film olmuş.

Kısaca filmin konusuna gelince..

Nemo filminden Dory karakterini hatırlamayanınız yoktur. Ellen DeGeneres’in sesiyle hayat verdiği, Albert Brooks’un seslendirdiği Marlin karakterine yardımcı roldeki, iyi niyetli, hafıza problemli mavi balık. İşte o iyi niyetli, hafıza problemli mavi figüran balık, bu filmde Marlin ve Hayden Rolence’nin seslendirdiği Nemo ile baş rolde.

Dory, hafıza problemine rağmen, Diane Keaton’un seslendirdiği annesi ve Eugene Levy’in seslendirdiği babasının varlığını anımsar ve onları bulmak için yola çıkar. Dory’nin hafıza problemini iyi bilen Nemo ve Albert’ta bu macerada Dory’e yardım için ona katılırlar. Yolları denizcilik enstitüsüne düşen trio, önce Dory’nin eski arkadaşı, Kaitlin Olsen’in seslendirdiği Destiny isimli köpekbaliğina, daha sonra da Ed O’Neill’in seslendirdiği Hank isimli ahtapotla karşılaşırlar.

Finding Dory, Pixar filmlerinin en önemli merkez özelliği olan “duygu”yu içinde çok yoğun bulunduran bir film olmuş. Her ne kadar bir animasyon olsa da, tüm izleyicilerin kendinden bir parça bulabileceği, tanıdık duyguları, sevinçleri, üzüntüleri görebileceği, buluştukları ortak payda.

Uzun zaman sonra kızlarıyla bir araya gelmenin mutluluğunu yaşayan anne ve babanın içinde bulunduğu duygu yüklü yoğunluk… Geçmişe gidip gelmeler… İzleyici ile filmi sürekli bir bütün halinde tutmaya yetiyor.

Fazla gerilere gitmeye gerek yok, geçen senenin “İnside Out” filmini örnek alabiliriz mesela. En iyi Pixar filmleri çocuklara ve yetişkinlere hitap eden şekilde iki kademeden oluşuyor. Filme bu noktadan bakacak olursak, çocuklara hitap eden bir film olduğunu, yalnız yetişkinlerin de filmden keyif alabileceklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Fakat filmin “Toy Story” kıvamında her yönüyle daha zengin bir film olmadığını da söylemekte fayda var.

Bunun sebeplerine gelince,

İlk olarak, filmin Finding Nemo filmine fazla yakın olduğu söylenebilir. İkinci olarak ise, video oyunlarını andıran kovalamacalı aksiyon sahnelerinin fazlalığını söyleyebilirim.

Başka biri olsa bu kadar laf etmezdim, yalnız işin ucu rezümesinde Wall-E (yönetmen) ve Toy Story (yazar) gibi iki önemli film olan Andrew Stanton’a dokunduğu zaman, izleyici biraz daha az anime düşünülmüş bir yapıt bekleyebiliyor.

Filme görsel açıdan bakacak olursak, belki de Pixar’ın en güçlü filmi olduğunu söylebilirim.

Çok renkli, parlak, ve tertemiz…

Belki bizi “su” yanıltıyor olabilir ama yine de film 3 boyutlu, görsel bir ziyafetten ibaret. Seslendirmeler müthiş. Başrolde Ellen DeGeneres, ve Albert Brooks, yardımcı rollerde Diane Keaton, Eugene Levy, Ed O’Neill, Idris Alba, ve Dominic West kusursuz…

Bir paragraph da “Piper” için…

Tüm Pixar filmleri, önce gösteriler kısa fimler ile eşleştiriliyor. “Finding Dory” bir başarı, fakat gerçek kazanan, fotoğraf kalitesindeki görüntüsü ve müthiş lezzetli hikayesi ile “Piper”.

İnanır mısınız, “Piper”in 7 dakikada başardığını, 95 dakikadan fazla bir sürede Finding Dory başaramamış dersem yalan söylememiş olurum herhalde.

Amacım kesinlikle baş yapıtı küçük düşürmek veya başarısını gölgelemek değil, yalnız bazı zamanlarda aperatif gerçek yemekten de daha lezzetli olabiliyor. Bunu da unutmamak gerekiyor.

Finding Dory, Finding Nemo sevenleri için büyük keyifle izlenebilecek, gerçek bir aile filmi. 2003 yılındaki Finding Nemo’yu izlemeyenler için, endişeye mahal yok, direk bundan başlayabilirsiniz..

İyi seyirler.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.