Kızkaçıran filminin güzel yıldızı Ceren Benderlioğlu, eşi Emir Benderlioğlu ile çalışırken sinirden ağladığı zamanlar da olduğunu söyledi. Üç yaşında kızları olan çift beraber ikinci filmlerini çektiler…

Türk sinemasında çok da görmeyiz aslında evli çiftlerin beraber rol aldıklarını. Eşi yönetmen kendisi oyuncu veya yapımcı olan ünlü çiftlerimiz var. Ama her ikisi de oyuncu olup bu mesleği icra edenler çok az. İşte onlardan biri Benderlioğlu çifti. Kızkaçıran filminde oynayan Ceren, Emir Benderlioğlu beraber ikinci filmlerini çektiler. Ceren Benderlioğlu ile hem filmi hem de bir anne olarak bu mesleği icra etmenin zorluklarını konuştuk.

Senaryoyu okuduğunuzda sizde ne gibi bir etki bıraktı?

Şöyle söyleyeyim, ben yabancı sinemayı da takip eden, radyo televizyon mezunu bir kişiyim. Senaryoyu kim yazdı dedik ve Korhan Uğur dediler. Korhan Uğur’un yazdığı başka bir senaryoyu okudum ve bir radyo televizyon mezunu olarak yeni bir komedi akımının başladığını gördüm. Bir Korhan Uğur senaryosu var ve seneler sonra bir Korhan Uğur senaryosu konuşulacak. Bu akımın içinde olmak istedim. Çünkü, ölüm, hayat ve aşkı komedi ile anlatan nadir bir senaryo vardı karşımda, ilk önce eşime geldi bu senaryo. Ceren, bir iş geldi, bir baksana denince de baktım. Karşımdaki iş inanılmaz güzel yazılmış, banko bir işti. Bir oyuncu için mükemmel bir senaryo vardı ortada. Benim yeterince cesaretim yoktu çünkü komedi her yiğidin harcı değildir. Zordur ve eleştrileri çok ağır olur. Serpil Altın beni zorla inandırdı. Seçimlere üç kere falan girdim. En son Serpil gece onbir gibi beni aradı ve “Ben sana inanıyorum ve bu rolü senin almanı istiyorum.” dedi.

Yeşilçam’da aslında halkın sevdiği bir traji-komik komedi vardı. Hangisinden daha çok hoşlanıyorsunuz? Son zamanlardaki komedilerde biraz dramın eksik olduğunu düşünmüyor musunuz?

Valla, Neşeli Günler’e yakınız. Net söyleyeyim. Kült kokusu var, alıyorum. O hissediliyor. Bu benim üçüncü filmim ve daha önce hiç bir filmimi montaj aşamasında altı kere izlemedim. Neşeli Günler gibi bir filmde, o tarz bir senaryoda oynamayı çok isterdim. Galiba çok istemişim, şu an içindeyim.

HERŞEY KIZIM İÇİN

Peki, bundan sonra komediye devam mı edeceksiniz yoksa sinema sektöründe başka türlerde de yer alma gibi bir isteğiniz var mı?

Gönül ister ki istediğim gelsin ama bu tamamen seyircinin ne istediğiyle ve yapan kişilerin takdiri ile alakalı. Ben oyunculuk yapmaya devam edeceğim. Daha önce hiç işimle ilgili, devam edeceğim falan gibi cümleler kurmazdım ama üç yaşında bir kızım var ve annesiyle gurur duyacağı işler içinde olmayı isterim tabii ki, neden istemeyeyim.

İki filminizde de eşinizle beraberdiniz. Bu bir tercih mi yoksa, zaten berabersiniz, hayatı beraber yaşıyorsunuz, projeler geliyor gibi bir durum mu var?

İki filmin yapımcısı için de şunu söyledim, Allah bizim için önceden kastı yapmış.

Peki nasıl oluyor, film çekerken bir artısı oluyor mu bunun?

Bakın, egosuz insan yoktur. Tabii ki de egomuz var ama biz 2010 senesinde evlendik, 2008 senesinden beri de tanışıyoruz. Artık birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Biz Emir’le böyle olduk. Ben onun eksilerini artılarını, nerede ne yapacağını biliyorum aynı şekilde o da benimkileri biliyor ve çok iyi bir aktör koçu. Çok güzel çalıştırıyor, bakış açıları falan çok ilginç. Hatta bazen çalışırken beni ağlatabiliyor ama sonrasında onun yaptığını yapıyorum ve o tadı da alıyorum sonunda. Hiç bir dezavantajını görmedim. Çok fazla avantajını gördüm. Birlikte olmak çok güzel bir şey. Ama bu tabii ki de başka arkadaşlarımızla oynayamayız gibi bir sonuca sokmuyor bizi. Avantajı olduğu gibi dezavantajları da var tabii ki. 6 senelik evliyiz, daha önce basınla ilgili bir toplantı yapıldığında basıncı arkadaşlar bize bizim bir yerlerde otururken çekilmiş fotoğraflarımızın olmadığını söylemişlerdi. Halbüki bütün gün sokaktayız. Buradayız demek gibi bir çabamız yok çünkü zaten hep buradayız.

Kişisel olarak hangi tür komediden hoşlanıyorsunuz?

Şöyle söyleyeyim, kült olarak baktığın zaman sinemaya, Wanda Adındaki Balık benim komedimdir. Ya da Rosenna’nın Mezarı. Çok beğendiğim filmlerdir. Türk sinemasına dönüldüğünde, Yeşilçam, ileri zamanlarda daha fazla değerini anlayacağımız sinema bence. Hala Yeşilçam dramı izlerken ağlarım. Benim bir de sinema koleksiyonum var evde, yeni renklendirilmiş versiyonları. Açamıyorum, kıyamıyorum açmaya kaybolur diye. 90’a yakın Yeşilçam filmim var kızıma bırakacağım.

KADIN ÇOK GÜÇLÜ BİR VARLIK

Kadın konulu filmlerde 2000’den sonra biraz durağanlık yaşandığını düşünmüyor musunuz?

Hiç bu açıdan düşünmemiştim. İlk defa bu tarz bir soruyla karşılaşıyorum. Açıkçası bu soru beni biraz zorladı. Fakat şöyle bir şey söylyebilirim. Kadın nereye giderseniz gidin kadındır. Evrensel bir konu, işlememek mümkün mü? Ne yaparsan yap, erkek hikayesi de yapsan, erkeği yakan da kadın, doğuran da kadın. İstediğin kadar kaç, yine kadına döneceksin. Ben hiç hissetmedim, yani erkekleri de anlatan hikayeler olmalı. Erkekler de duygulu varlıklar. Çok da acıte etmemek gerekiyor kadını çünkü çok güçlü bir varlık.

Yazı yazmak, yönetmenlik, sinemanın başka dallarıyla ilgili sizi tatmin edecek, kafanızdaki dertleri çözebileceğiniz yönelimleriniz var mıdır?

Kamera bölümü mezunuyum, ilk işim TRT’de rejide çalışmaktı. Sanat yönetmeni asistanıydım. Fatih Aslan’la belgesellerde çalıştım, daha üniversitede de değildim o sırada. Dişli ve zorlu bir işti benim için TRT’de çalışmak. Her babayiğidin de harcı değildir diyorum ben. 17 yaşından beri bu işin içindeyim, koşuşturmacasını yaşıyorum. Kast direktörlüğü de yaptım. Ama benim için, işim oynamak ve sunmak ben bunlarda başarılı olduğumu düşünüyorum. Bir insanın 5-6 yeteneği bile olsa, o yeteneklerin hepsinin üstüne gitmeye çalışırsa, birkaç tanesine odaklanmak yerine, o kadar da başarılı olamaz. Ben sunma kısmını bile arkaya attım, tamamen oyunculuk kısmındayım ve yaptığım işi de hakkıyla yerine getirmek istiyorum. 40-45’li yaşlarıma geldiğimde gerçekten istediğim seviyede olmak ve 70’li yaşlarıma kadar da bu işi icra etmek istiyorum. Çünkü,senaryo güzelmiş hadi hemen sete gidelim mantığıyla bakamıyorum. Yetiştirilme tarzımdan kaynaklanıyor. Bir de dört dörtlük bilmek lazım bence. Mesela bir araba alırken sağını solunu bilmek lazım kullanabilmek için. Ben mesela arabamı biliyorum, bırakıp yenisini almaya da çekinirim. Bu iş öyle bir şey, Kalkıp o taraftan şunu yapayım, şurdan şunu yapayım diyemiyorum. Yapan çok güzel insanlar var mı, var. Ama ben yazamam, çizemem, yapsam bile hakkıyla yerine getiremem.

AZ GELİŞMİŞ MAHALLENİN ÇOK GELİŞMİŞ KIZLARI

Bir de sizden rolünüzü kısaca alayım.

Gül, geçim sıkıntısı yaşayan, annesi babası olmayan, yaşlılar yurdunda çalışan bir kız. Ahmet’i görmüş beğenmiş ama, Ahmet de bir işi tutturamayan, kızsan kızamayacağın sevimli bir adam ama ne yaptığı ne kaldığı belli. Kız da diyor ki ben buraya kadar bu şekilde çektim, burdan sonrası böyle devam etmez, ben de çocuk, ev, yeni mobilya istiyorum. Sonrasında güzelliğini kullanıp zengin bir iş adamıyla evleniyor. Az gelişmiş mahallenin çok gelişmiş kızları diyorum ben bunlara. Hiçbir donanımı yokken uçmak istiyor. Tabii işler tıkırında gitmiyor, düğünden sonra Ahmet geliyor, Gül’ü kaçırıyor gelin arabasıyla birlikte. O onu kaçırırken damadımızı da kaçırıyor. Sonrasında da zaten anlatırsam olmaz.

Benim size sormadığım ama sizin filmle ilgili izleyiciye söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Doyasıya gülmek ve verdiğiniz paranın hakkını almak, sinemadan çıkınca rahatlamış hissetmek istiyorsanız bu filme gidin.

SPOT1

Ben oyunculuk yapmaya devam edeceğim. Daha önce hiç işimle ilgili, devam edeceğim falan gibi cümleler kurmazdım ama üç yaşında bir kızım var ve annesiyle gurur duyacağı işler içinde olmayı isterim.

SPOT2

Ben Emir’in eksilerini artılarını, nerede ne yapacağını biliyorum aynı şekilde o da benimkileri biliyor ve çok iyi bir aktör koçu. Hatta bazen çalışırken beni ağlatabiliyor ama sonrasında onun istediğini yapıyorum ve doğru olduğunu görüyorum.

SPOT3

Ne yaparsan yap, erkek hikayesi de yapsan, erkeği yakan da kadın, doğuran da kadın. İstediğin kadar kaç, yine kadına döneceksin. Erkekleri de anlatan hikayeler olmalı. Erkekler de duygulu varlıklar. Çok da acİte etmemek gerekiyor kadını çünkü çok güçlü bir varlık.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.