Yüksel Aksu’nun yönettiği İftarlık Gazoz, Cem Yılmazlı kadrosu ve dramatik hikayesi ile izleyiciye göz yaşı döktürecek. Yılmaz güldürecek, finali ise ağlatacak…

Yüksel Aksu sinemamız için önemli bir yönetmen. Filmlerinin sinemasal başarısı kadar inatla Ege’de geçen hikayeleri sinemaya aktarması benim için değerli. Çünkü Ege bu ülkenin yumuşak yüzüdür. Köylülüğün bütün güzelliklerini sergileyen bir halka sahip. Bu sempatikliğin özellikle Aksu’nun filmlerinde çok işe yaradığını düşünüyorum. Yönetmenin ilk filmi olan Dondurmam Gaymak’ta kapitalizmin toplumu nasıl esir aldığı, ikinci filmi Entelköy Efeköy’e Karşı’da açıkgöz köylüler ile çok bilmiş entelektüellerin komik ama bir o kadar da dramatik tezatlıkları anlatıldı. Bu son filmde ise 12 Eylül’ün öncesi ve sonrasında geçen bir hikaye işleniyor. Kısacası her biri içinde ağır dram ve siyasi göndermeler barındırıyor. Bu ağır konuları Ege’de işlediğiniz zaman filmin hümanist yanı daha kolay çıkıyor ortaya. Eleştiriler daha kabul edilebilir oluyor. Sen ben yerine hepimizin saflıkları, hataları, yakınlıklarıyla buluyor filmini Aksu. Şimdi gelelim son filmi İftarlık Gazoza. İlk olarak şimdiye kadar çektiği en sert film İftarlık Gazoz. Filmin başlangıcından finaline kadar olan dörtte üçlük bölümü bildiğimiz Aksu sinemasının izini sürüyor. Ama öyle bir final koyuyor ki seyirci hem rahatsız oluyor hem de bu farklılık yüzünden biraz boşluğa düşüyor. Yönetmen bizim entelektüel sınıfımızın kolay kolay kabul edemeyeceği küçük oyunlar yapıyor hikayede. Bu oyunları biraz açmak için konuyu anlatalım. 80 sonrası bir hapishanede başlıyor öykü. 12 Eylül yönetiminin hapishanelerde uyguladığı baskılara karşı açlık grevi yapan genç bir adamın sedyeyle taşındığını görüyoruz. Sedyedeki genç adam kendinden geçerken biz de onun rüyasının peşine takılıp küçüklüğüne gidiyoruz. Adem tütün tarlalarında çalışıp hayatını kazanan bir ailenin oğludur. Adem’in okuldaki başarılarıyla bütün köy halkı övünür. Parası yoktur ama gururu vardır Adem’in. Teneffüste bütün çocuklar okul kapısındaki seyyar gazozcudan gazoz içip serinlerken o gazoz kapaklarını toplamakla yetinir. Bu gazozcu Kemal Usta’nın dikkatini çeker. Ona bir gazoz vermek ister. Ama Adem kabul etmez “Babam kızar” der. Kemal Usta çocuktan çok hoşlanır ailesini sorar ve tanıdık çıkar. Zorla gazozu Adem’e verir. Kemal Usta bu çocuğun yannda çıraklık yapmasını ister. Aile “Bizim oğlumuz doktor olacak” deyip ilk başlarda yanaşmaz ama Kemal Usta’nın ısrarı, Adem’in isteği doğrultusunda bu iş olur. Adem artık Kemal Usta ile sokak aralarında gazozunu satıp arada bir de göz hakkı olarak gazozunu içmektedir. Ama 1970’lerin sonuna doğru Türkiye’de ortam karışmaktadır. Tütün tarlalarının sahibinin solcu üniversiteli oğlu, sınıf bilinci olmayan köylülere bu bilinci aşılamak ister. Adem bu abiden de etkilenir. Bu arada ramazan gelmiş herkes oruca başlamıştır. Ona en çok koyan ise küçük olduğu için oruç tutamayacağının söylenmesidir. Fakat abayı yaktığı okuldan arkadaşı Berna’nın oruç tuttuğunu görünce gizliden niyet eder. Hem yazın ortasında sıcaktan hem de Kemal Usta ile ağır gazoz arabasını itmekten bitap düşer. Kolay değildir sözünü yerine getirmek. Eğer oruç bozulursa 61 gün kefareti vardır. Bu kefareti filmin sonunda acı bir şekilde ödeyecektir Adem. Finali daha fazla açık etmeyelim ve yönetmenin kazdığı kuyulara biraz düşelim. Aksu haklı olarak öyle bir toplum yapısı kuruyor ki tarlaların sahibinden uyanık gazozcu Kemal’e, tütün işçilerinden bütün tarlaların sahibi ağaya ve onun anarşik oğluna kadar aslında bütün karakterler aynı kültürün insanlarıdır. Kısacası bu toplum sanayi devrimi yaşamış Avrupalılar gibi kesin hatlarla birbirinden ayrılan sınıflara bölünmemiştir. Bunu izleyici filmin bütününden çok rahat anlayabilir. O zaman anarşik gencin film içinde attığı tiratların ne anlamı vardır? Sınıf ayrımı olmayan bir toplum için sınıf bilinci ne ifade eder? 12 Eylül öncesi sol aydınların aslında en büyük problemi bu değil midir? Bu anlamda Aksu’yla paralel düşüncelere sahibim. Ama bu gerçeğin filmde bu kadar saklanıyor olması benim biraz canımı sıkıyor. Kemal Usta’yı canlandıran Cem Yılmaz’a gelince. Ben bir Cem Yılmaz severim. O her halükarda beni güldürür ve doğal esprisi ile en ağır dramatik öyküleri zevkle seyrettirir. Kısacası filmin önemli değerlerinden biri. Küçük oyuncu Berat Efe Parlar da dikkat edilmesi gereken bir isim. Bu yaştaki oyunculara gösterdiklere performansa göre Kültür Bakanlığı’ndan burs verilmesi düşünülebilir. Film tartışılacak bir film. Her kesimden eleştiri de alabilir, beğenilebilir de. İzleyici için değişik bir tecrübe olacak.

 

FİLMİN KÜNYESİ
Yönetmen: Yüksel Aksu
Senarist: Yüksel Aksu
Oyuncular: Cem Yılmaz, Berat Efe Parlar, Ümmü Putgül, Yılmaz Bayraktar
Yapım: 2015, Türkiye

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.