Türkan Şoray’ın yönettiği Uzaklarda Arama filminin güzel oyuncusu Mehtap Bayrı filmdeki performansıyla bütün izleyicileri kendine hayran bıraktı. Hatta o kadar başarılıydı ki Türkan Şoray bile kendisine övgüler dizdi. Biz de Mehtap Bayrı’ya teybimizi uzattık tabii…

Antalya Film Festivali’nde özel bir gösterim yapan Uzaklarda Arama büyük ilgiyle karşılandı. Yağmur Ünal, Ekin türkmen, Mustafa Uğurlu gibi bir çok ismin yer aldığı filmde bir isim öne çıktı, Mehtap Bayrı performnası ile o kadar beğenildi ki filmin yönetmeni efsane isim Türkan Şoray bile beğenisini belli etti. Durum böyle olunca biz de Mehtap Bayrı’ya teybimizi uzattık. Kendini gülmeyi seven bir insan olarak tanımlayan güzel oyuncunun neşesi bize de bulaştı. Onu daha birçok yapımda görmek dileğiyle…

Senaryoyla başlayalım, öncelikle senaryoya nasıl dahil oldunuz?

Nasıl dahil oldum, şöyle; öncelikle başka bir film için Mesut’un programındaydım, Yağmur ve Türkan Hanım beni izliyorlar ve “İşte bu” diyorlar. İlk haberi Mesut Yar’dan aldım. Aradı beni “İlk önce benden duy istedim” dedi. Turnede aldım ilk müjdeyi. Mesut Yar haberci oldu. İnanılmaz mutlu oldum çok heyecanlandım. Sonra dedim ki bir sakin olayım, oturdum sakinleştim. İnsan onur duyuyor. Çünkü Türkan hanım Türk sineması için o kadar önemli bir aktrist ki… Aslında bence dünya çapında da çok önemli bir aktirst ve iyi ki de bizim ülkemizde kalmış, bizim olmuş. Dolayısıyla inanılmaz bir heyecan ve mutlulukla karşıladım. Sonrasında beni aradılar, senaroyu okudum. Zaten senaryoyu okuduğum an hani bazı rollerde kendinizi görürsünüz ya, o şekilde oldu. Senaryo çok güzeldi. Sonrasında hiçbir şey düşünmeden kabul ettim çünkü Türkan Şoray’la çalışacak olmak benim için çok büyük bir şanstı. Hemen evet dedim.

Film gösterildikten sonra biz eleştirmenler arasındaki sohbetlerde filmin en iyi ismi konusunda hep sizin adınız geçti. Hatta şu şekilde söyleyenler oldu; hayatının rolü sanki ona yazılmış gibi çok güzel oturmuş. Bu sizin kendinize olan güveninizi, filmdeki performansınızı nasıl etkiledi?

Benim elim ayağım titredi, bende öyle özgüven patlaması filan olmadı, aksine öyle büyük bir sorumluluk oldu ki… Çünkü sinemadaki oyunculuğuna, hayat tarzına, kalbine, özellikle de tanıdıktan sonra, ruhuna aşık olduğum bir kadın. Daha farklı bir sorumluluk oldu bu. Öyle özgüvenim tavan falan olmadı yani. Türkan Hanım’a da söyledim onunla alakalı düşüncelerimi. Ne yapacağım, ya yapamazsam diye kendimi yedim. Ancak Türkan Hanım sette nasıl gerçek hayatta canıyla kanıyla sarıyorsa insanı, sette daha fazla sarıyor oyuncuyu. O yüzden de kendimi teslim etmiş oldum. Umarım da altından kalktığım bir rol olmuştur.

Film tam olarak kadın odaklı. Hayat kadınlarının topluma adapte olması, hayat kadınları ve toplum arasındaki çatışma, kadın problemleri… Bütün bunlar size ne hissettiriyor?

Çok erkek egemen bir topluluktayız ve bu bir türlü göz ardı edilemedi. Önüne geçemedik. Hep kadın öteki. Dünyada da bu şekilde aslında. Kadın cumhurbaşkanları var, bilim insanları var vesaire ama her koşulda kadın arkada kalıyor. Biraz yüzyılın da etkisi diye düşünüyorum zaten filme yansıması da öyle. Düşünsenize Yeşilçam’ın müthiş duayenlerinden aktristlerinden Türkan Şoray, kadın olarak kim bilir ne tür zorluklar yaşadı. Hepimiz hala yaşıyoruz, eminim ki o da yaşıyordur. Tabii ki böyle bir film ondan gelecekti bence. Bir kadından gelecekti. Dediğiniz gibi sinemalara, tiyatrolara baktığımızda kadın hep arkada. Bunu yine bir kadın bozacaktı ve Türkan Şoray gibi güçlü ruha sahip bir kadının bozması beni bir kadın olarak çok mutlu etti.

Filmin finalini seyrettiğimde benim en çok hoşuma giden şey şu oldu, finalde bir sinemaya gidiyorsunuz ve seyrettiğiniz film Vesikalı Yarim.

İçimden geçenler benim söyleyeceğim cümleler değiller de ondan soruyu sorunca bir kaldım. Dediğim gibi ben teklif geldiğinde çok heyecanlandım çok büyük bir mutluluk ve onurla karşıladım projeyi. Bu yüzden bunu cevaplayabileceğimi sanmıyorum yani, buna bir şey söyleyemiyorum. Sadece şu, müthiş bir onur benim için. Müthiş bir heyecan.

Sizin dizilerinizi seyrediyoruz, filmlerinizi seyrediyoruz, genellikle komedi ağırlıklı. Bu sizin biraz sinema dilinizle ilgili mi? Kariyerle, seçicilikle, planlamayla ilgisi var mı yoksa birazcık öyle mi denk geldi?

Aslında öyle denk geldi, şöyle ki sinemaya yeni yeni adım atıyorum. Komedi oynamayı çok seviyorum. Çok kolay da değil aslında komedi oynamak, neşeli olmayı seviyorum, gülmeyi seviyorum. Ruhum da öyle aslında biraz. Öyle denk geldi. Bir seçim ve kariyer planı olmadı. Oyunculuğumda da yapmadım planlama. Sahnede olmayı seviyorum. Mesleğime aşığım. Başka bir meslek ne yapardım diye düşünmüyorum bile. Güzel roller geliyor. İki sahne bile olsa güzel bir şey sinema çünkü çöpe gitmeyen, elde kalan somut bir şey.

Bizim filmlerimizde, özellikle komedi filmlerimizde hem güzelliği hem de komediyi taşıyabilen kadın neredeyse yoktur. Ancak yurt dışında bunun bir çok örneği var. Bu noktada sizin için bir dezavantaj var mı? Bunu nasıl kırabiliriz veya bunu kırabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Ben şimdi Ekmek Teknesi çekimlerine başladığımda işte Peker’le (Peker Açıkalın) tanıştık. Ekmek Teknesi’nden önce Deli Yürek vardı ve ağır bir dramdı. Benim karakterim de odlukça ağırdı Deli Yürek’te. Peker gördü, “Ya dedi Mehpare olmaz bu, çok güzel bir kadın çünkü” demiş. Osman Sınav da şöyle bir baktı, “Olur ondan olur” dedi. Hani Ekmek Teknesi’nde bile bir ön yargı vardı ama ben olduğum rolün içerisinde güzelliği, çirkinliği, kadın olmayı umursamıyorum. Sadece oyuncu oluyorum. Oyuncunun bir yüzü yoktur. Kadın değildir, erkek değildir, bir varlıktır. Dolayısıyla ben öyle yaklaşınca orada ne güzellikten ne bir şeyden bahsediliyor sadece rolün gerçekliğinden ve sende kumaş alarak oturup oturmadığından bahsediliyor. Belki de bunun benim tutumumla bir alakası vardır.

Bir tiyatronuz var ve anladığım kadarıyla gezici bir tiyatro.

Avrupa ve Türkiye turnesi yapıyoruz. Avrupa’da yanlış hatırlamıyorsam 7 ülke dolaştık. 2 kişilik bir tiyato bu yüzden fazla bir hazırlık gerektirmiyor. Bavulumuzu alıp çıkıyoruz. Imkan açısından da rahat. Dekorumuz fazla yok kostümümüz de yok. İki oyuncu çıkıp performans sergiliyoruz.

Aldığınız tepkiler, geri dönüşler nasıl peki?

Süper. 5 senedir aynı oyunu oynuyoruz. Bu da hem ben hem Necmi hem de İstanbul Meydan Sahne’si için büyük bir başarı.

Türkiye’de şöyle bir durum var; eskiden mesela sinema oyuncusu derdik. Sinemada oynayan oyuncular var, dizi oyuncusu var ve dizilerde ünlenip sinemada oynamaya başlamış oyuncular var. Sinemanın bu kadar dizi oyuncuları ve dizi sektörüne dayanması bir oyuncu olarak sizi nasıl etkiliyor?

Bunun temeli tabii ki ekonomiden kaynaklanıyor. Ne oluyor, Türk izleyicisi dizilerine sahip çıkan ve bağlanan bir kitle olduğundan dolayı orada gördüğü oyuncuyu sinemada da görmek istiyor. Bunun etkisi. Ve iki sektör birbirine hizmet ediyor bence. Orada parlayan müthiş genç oyuncu arkadaşlarımız da var. Onların sinemaya artısı oluyor belli bir noktada. Seyirci o oyuncuyu görmeye geliyor. Onu gördüğünde de filmin bütününü görmüş oluyor. Dolayısıyla sinemaya hizmet etmiş oluyor. Zincirin halkası gibi olmaya başladı. Dezavantajları yok mu, elbette var fakat iyi olan kalıyor zaten.

Filmin tadını belki biraz Yeşilçam’a yakın bulabiliriz romantik bakış açısı da var filmin. Bu tarz filmlere klasik soruları soramıyoruz. Mesela “Bu filme hazırlanırken neler yaptınız?” gibi. Bunlar çok havada kalır çünkü zaten belli bir yerden gelen bir kültür var. Burada o uyumu nasıl sağladınız?

Yine söyleyeceğim, Türkan Şoray’ın çok fazla etkisi oldu. Sonuç itibariyle sinema, dizi, tiyatro bunların hepsi ekip işi. Hiçbirimiz ressam, heykeltraş değiliz. Ortak bir masal ortaya çıkartıyoruz dolayısıyla o masala ortaya çıkartırken aramızda öyle bir ahengin olması gerekiyor ki sunduğumuz beste güzel olsun. Bir orkestra gibi. Şefimiz de Türkan Şoray’dı. Bizi çok güzel bir araya getirdi. Biz filmden önce kızlarla bir araya geldik, ben de biraz yapı olarak enerjisi yüksek bir insanım. Bir programa giderken örneğin “Hadi süperiz!” diye gaza getirme alışkanlığım var. Kızlarla tanışmamız filmden önce oldu. Tanıştık işte birbirimize sarıldık, gönüller bir oldu. Bunun da mimarı gerçekten Türkan Şoray’dı. Göz bebeğini görmek önemli. Gördükten sonra kalbe iniyorsun. Kızlarla da bizim aramızda hoş bir bağ kuruldu. Okuma provasıyla başladı, saç kostüm provasıyla başladı. Biz çok inandık, kendimize inandık, projeye inandık. Onlar da o kadar tatlı ki bir olduk. Belki o yüzdendir, bir olmak Yeşilçam havasını vermiştir.

Peki benim size sormadığım ama sizin seyirciler için söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

CEVAP: Bir kere gönülden diliyorum ki Türk sinemasına bütün seyirciler sahip çıkar. Bizim filmimiz diye söylemiyorum hepimiz gerçekten bir tane bilet alalım ve filme gidelim. Sevsek de sevmesek de o koltukta oturalım ve filmi izleyelim. Dolayısıyla sinema sektörümüz daha da gelişmiş olacak. Kendi filmimiz için, ilk başta galada izlemiştim, heyecan vardı gerginlik vardı o yüzden çok da içine girememiştim ancak dün tekrar izlediğimde, çok dıştan izledim, işte o zaman bu filmi bütün izleyicilere gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğime inandım.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.