Neredeyse 10 yıldır jüri üyeliğini yapmaktan gurur duyduğum Selçuk Üniversitesi Kısa-ca Film Festivalinde bu yıl kurmaca dalında birinciliği Gökhan Altuntaş’ın “Gül Ali” filmi kazandı. Gül Ali uzun zamandır izlediğim en iyi kısa filmlerden biri ve Türkiye’de hala net olarak oturmamış olan kısa filmin tanımını çok güzel özetliyor. “Gül Ali”nin önümüzdeki tüm kısa film festivallerinde büyük ödüller kazanacağına inancım sonsuz. İşte bu vesileyle bu sayıda sorularımı Gökhan Altuntaş’a yönelttim.

Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?

İzmir doğumluyum. Üniversite öğrenimime kadar olan eğitim hayatımı Urla’da sürdürdüm. 2011 yılında DEÜ GSF Film Tasarımı bölümünü kazandım. Hala aynı üniversite de öğrenimimi sürdürmekteyim. Bazı düşünceler insan zihnine kendiliğinden yerleşir. Sinema da benim için böyleydi. Beynime sürekli olarak gelişmesi gerektiği sinyalini veriyordu. Ve öyle de oldu. Kitap, dergi, öykü… Zihnimi tetikleyen ne varsa araştırıp okumaya çalışıyordum. Bu süre zarfında üç kısa film çektim. Bunun yanı sıra 2007 yılında özel bir tiyatro kurdum ve 2015 yılına kadar aktif bir şekilde devam etti. Tiyatro oyunlarında oynadım ve birçok oyun yönettim. Fakat koşullar bırakmaya sürükledi.

Senin için kısa filmin tanımı nedir?

Ben kısa filmi öyküye benzetiyorum. Kısa filmde süre kısıtlı ve o kısıtlı süre içerisinde doğru görüntüleri, doğru noktalara yerleştirmek önemli. Bir öyküde de olduğu gibi çok fazla detaya giremiyorsunuz. Anlatılan, öz olmak zorunda. Bu doğrultu da romana da uzun metraj film benzetmesi yapabiliriz.

Kısa filmi bir araç olarak mı görüyorsun? Yoksa söz gelişi bir 10 yıl sonra da kısa filmler, belgeseller çekeceğim diyor musun?

Kesinlikle bir araç olarak görmüyorum. Fakat günümüz koşulları maalesef kısa filmi bir araç konumuna getirmiş durumda. Benim gibi birçok genç sinemacı kısa filmlerle ismini duyurup ileride uzun metraj sinema filmi yapma hayalindeler. Bende iyi filmlerle beraber hikâyelerimin daha büyük kitlelere ulaşabilmesi için uzun metraj film çekmek istiyorum. 10 yıl sonra imkânlar neyi gösterir bilemem ama elbette ki kısa film çekmek isterim.

“Gül Ali”den ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?

Gül Ali’nin hikâyesinin beş yıllık bir geçmişi var. Yaşadığım ev yıllardır roman mahallesinin bir alt sokağında. Neredeyse onlarla iç içe yaşamaktayım. Onların yaşantısı mutlaka benim filmlerimden bir tanesinde olmalı diyordum. Roman çocuklarında gördüğüm muhteşem müzik kulağı beni her zaman etkiliyordu. Herhangi bir nota bilgileri yok ama hepsinin sanki doğuştan eğitimleri tam gibiydi. Bir gün Mozart’ın Requiem adlı eserini dinlerken bir an gözlerimi kapattım ve hayal etmeye çalıştım. Çok ilginç gelebilir ama Gül Ali’yi o an orada yaratmıştım ve bu durumdan aşırı derecede haz alıyordum. Hemen kâğıda dökmeye başladım ve yavaş yavaş Gül Ali’nin hikâyesi oluşmaya başlamıştı. Artık işim daha zordu alan araştırması da yapmam gerekiyordu. Bununla birlikte bir buçuk sene masa başı çalışmam sürdü. Alan araştırması yaptığım esnada karşılaştığım durumlar beni bir kez daha bu filmi çekmem konusunda şevklendirdi. Çünkü roman mahallesinde girdiğim her evde sanki küçük küçük orkestra şefleri vardı ve hepsi öğrenmeye açtı. Film bittikten sonra onların benden tek istediği evlerinin akan çatılarının onarımının yapılmasıydı. Bende onlara filmin gideceği her yerde bunu dile getireceğime dair söz verdim. Buradan da söylemiş olayım.

Sence hızla gelişen teknolojinin kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?

Bence artık hikâyesi olan ve sinema yapmak isteyen herkes gelişen teknoloji ile birlikte film çekebilir. Montajlayabilir ve bunu sosyal mecralarda izleyicisi ile buluşturabilir. Bence artık hikâyeler ön plana çıkmaya başladı. Hikâyen gerçekten iyi ise filmi çektiğin teknolojinin bir önemi kalmıyor. Ama bu durum neyi getirir neyi götürür ayrı bir tartışma konusu.

Hangi oyuncularla çalışmak isterdin?

Ercan Kesal var. Erkan Can var. Vildan Atasever var. İşlerini iyi yaptıkları için ve işleri ile ön plana çıktıklarını düşünüyorum ve istediğim sinema disiplinine sahip usta oyuncular oldukları için çalışmayı isterim.

Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?

Türkiye’deki film festivalleri iyi ki var ve hep var olsunlar. Çünkü sinemacıların bir şekilde (özellikle gişe amacı olmayan filmlerin) mükâfatlandırıldığı ve yönetmenlerin bir sonraki filmleri için daha fazla şevklendirildiği, oluşumlar festivaller. Fakat şöyle bir sıkıntı var; festivallerin ön seçici kurulları bence işlerini biraz daha disiplinli ve özverili yapmalılar. Ben ülkemizin kısa film festivallerinden ve organizasyonlarından memnunum. Umarım bu festivaller daha da çok çoğalır ve organizasyonları daha da profesyonelleşir.

Son olarak gelecek planlarından bahsedelim. Yeni projelerin neler?

Şu an üzerinde çalıştığım yeni bir kısa filmim ve hikâyesini bitirdiğim bir uzun metraj çalışmam var. Gül Ali filmim de şu anda festivalleri dolaşıyor. Yaşanılacak uzun yıllar olduğu gibi anlatılacak çok hikayem var. Sinemadan başka bir şey yapmak istemiyorum.

 

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.