Uzun zamandır bu köşede bir animasyon söyleşisi yapmadığımı fark ettiğimde, karşıma Kayseri Altın Çınar Film Festivali’nde muazzam bir yapım çıktı. Zamanlama da harika olunca festivalin animasyon dalı birincisi Gökalp Gönen’le güzel bir röportaj gerçekleştirdim…

Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?

1989 Hatay doğumluyum. 2007’de özel yetenek sınavı ile YTÜ İletişim Tasarımı Bölümü’ne girmeye hak kazandım. Bölüm derslerinin aktif olmadığı hazırlık senesinde, Uykusuz mizah dergisine amatör olarak çalışmalar götürmeye başladım. Bu esnada çalışmalarıma yorum yapan Ersin Karabulut, tek plan karikatürlerden ziyade çizgi öykülerime daha olumlu yaklaşınca, daha fazla öykü üretmeye başladım. Bölümüm de beni, animasyonun üretilebileceğim yazılımlarla tanıştırdı ve gelişmekte olan bu iki becerimi bir araya getirerek ilk animasyonumu 2010 yılında yaptım ve bu film 11. Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterildi. Ancak bölümüm farklı bir konuda eğitim verdiği için animasyon eğitimi konusunda farklı bir strateji izlemem gerekiyordu. Bu sebeple 2010 yılında okulumu dondurup Hatay’a dönerek bir yıl boyunca, bu konuda kendimi geliştirdim. Ve o yılın sonuna gelmeden, ”Güveç” isimli filmi üretip İstanbul’a dönüş yaptım. Okulumu bitirdim. Şu anda freelance animatör olarak çalışıyorum. Ticari işlerden kalan zamanın tamamını ise kişisel projelere ayırıyorum.

Senin için animasyonun tanımı nedir?

Animasyon hâkimiyeti zor, ama imkanları bol bir disiplindir. Fikir, çevre şartlarından daha az etkilenerek izleyiciye ulaşır. Bu yüzden bence daha dürüsttür. Diğer medyalara göre samimiyet fazladır. Üretenle diz dize oturursunuz. Aynı zamanda animasyon abartı sanatıdır. Bir filmden talep ettiğiniz atmosfer, duygu ne ise animasyondan kat ve kat fazlasını alırsınız.

“Altın Vuruş” katıldığı ilk festivalde en iyi film ödülü aldı. Tekniği ve mesajı çok iyi bir çalışma. Neler hissettiriyor bu durum? Geleceğe dair ne gibi hayaller kurduruyor?

Eğer size ödülü layık gören jüri kaliteli ise, doğal olarak, bir gün üretirim diye kenara not aldığınız fikirler de tescillenmiş oluyor. Kullandığım teknik oldukça yorucu, bir de proje ortalarında fikre yabancılaşıp, iyi yada kötü olduğunu anlayamaz hale geliyorsunuz. Bu projeyi daha da yavaşlatıyor hatta durma noktasına getiriyor. Daha önce 6 ay çalışıp neredeyse yarısını tamamladığım projeyi, bir daha devam etmemek üzere kapattım. Altın Vuruş’un da başına gelmesi mümkündü. Tek başınıza olduğunuzda karşılaştığınız en büyük tehlike bu bence. Kısaca alınan ödüller, takdirler sonraki projelerde, kırılması muhtemel bu hevesi çok daha kuvvetli hale getiriyor.

Biraz Altın Vuruş’tan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?

Altın Vuruş, sadece metal ve camdan oluşan bir dünyada geçen bir hikaye. Metal istikrar için, cam ise şeffaflık. Baştan sona ”steampunk” dokusu ve renkleri hakim. Sesler, ışıklar ve mekan da bu kurallar çerçevesinde şekilleniyor. Hikayeye ise, hiç bir zaman tatmin olamayacağımıza inanarak başlıyorum. Yani bu zaten mümkün değil ama bunun sancısı en kolay nasıl atlatılır, ya da atlatılabilir mi bunu sorguluyoruz.

Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ve animasyona ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?

Gelişen teknoloji, özgürlüktür. Altın Vuruş, Kadıköy’deki küçük bir evde, tek bir bilgisayarda üretildi. Bu sürecin tamamlanmasında, gelişen yazılımların rolü çok büyük. Ancak iyi fikir, zamanın trendlerinden ve teknikten muaftır. Bu yüzden iyi film için netice çok değişmeyecektir. Bu gün olağanüstü görünen bir teknik, yarın bu işe yeni başlayan bir yeniyetmenin iki saatte üretebileceği bir işe dönüşebilir.

Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?

Aklıma gelen tek yönetmen Krzysztof Kieslowski. Hayran olup, bir dönem bütün filmlerine sardığım tek yönetmen odur. Ama asıl örnek aldığım ve bana ilham veren işler ve yönetmenler, internette kendiliğinden oluşmuş video kültürünün bir parçası daha çok. Sürekli güncellenen canlı bir içerik. Ustaların sineması kadar oturaklı değil ama her zaman taze. Bu benim için daha önemli.

Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?

Bu konuda fazla deneyimim yok. Festival maratonuna yeni girdim. Katıldığım tek festival Kayseri Altın Çınar’dı, o da Kültür Bakanlığı’nın sansür baskısı yüzünden gerçekleşti denilemez. Filmim başka festivallere de kabul edilirse ancak o zaman yorum yapabilirim.

Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…

En büyük derdim güzel hikayeler anlatmak. Bu hikayenin yapısı, medyası vs, deneyimlerime göre değişecek. O yüzden bir plan yapamıyorum. Daha fazla üretip, üretmiş olduklarımdan ders alarak ve belki de onların bana sunduğu imkanı kullanarak daha fazla üretmek. Çünkü büyülü olan kısım neticeden çok süreç. Bir işi tamamlamak için plan yapılabilir ancak bir sonra ki iş için plan yapmak oldukça zor.

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.