OHA: Oflu Hocayı Aramak, uzun süre bekledikten sonra vizyona giriyor. Türk sinemasının son dönemlerde gördüğü en başarılı taşlama olan film, komedinin içi boşaltılmış bir tür olmadığını kanıtlıyor.

Türk sinemasında iyi şeyler oluyor. Bu hafta yerli yapım iki film vizyona giriyor ve ikisi de bir çizginin üzerinde filmler. Son Mektup, Çanakkale Savaşı’nı anlatan bir dönem filmiyken OHA: Oflu Hocayı Aramak komedinin nasil eleştirisel olarak kullanılacağını bize hatırlatıyor. 2000 sonrası Türk sinemasından bahsederken bir çok yenilik gözlemledik ve bunları sayfalara taşıdık. Ama eskinin bazı iyi unsurlarını da kaybettiğimizi hep düşündük. Mesela komedi türü büyük ivme kaybetti. Son bir iki yıldır neredeyse onlarca komedi filmi vizyon aldı. Ama çoğu, içinde hiçbir söylem barındırmayan absürt komediydi. Burada yanlış bir anlaşılma olmasın absürt komedi demek bizimkilerin yaptığı gibi hiçbir şey söylemeyen komedi demek değildir. Komedinin her türüyle iyi şeyler yapabilirsiniz. İnsanları güldürürken düşündürebilir, taşlamanın toplum için ne kadar sağlıklı olduğunu hatırlatabilirsiniz. Ama bizdekiler tamamıyla boşboğaz, biraz küfür, biraz cinsellik veya Anadolu şivelerini sömürme dışında hiçbir şey yapmadılar. Tabii Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan gibi usta isimlerin ürettiklerini ayrı tutuyorum. Yeşilçam dediğimizde daha dramatik hem ağlatan, hem güldüren bir komedi vardı. Zaman değişti kabul ediyorum ama söylemler bu kadar hafife alınmamalıydı günümüzde. Bu hafta vizyona giren OHA: Oflu Hocayı Aramak filmi yıllar sonra seyrettiğimiz en içi dolu komedi. Söyleyeceğini çok sert söyleyen ama izleyicinin espri beklentisinden asla çalmayan bir film. Doğru bir kültürel ortam istiyorsak hoşgörümüzü artırmalıyız. Filmleri asla kendi siyasi duruşumuza göre değerlendirmemeliyiz. Sonuçta bir film seyrediyoruz ve her filmin başarısı bir diğerini tetikler. Oflu Hoca’nın kısa konusunu özetleyelim, Karadenizli işadamı Ali Baltaoğlu, Doğu Karadeniz’i dağ turizmine açacak mega bir inşaat projesine girişmek üzeredir. Kaçkar Dağları Milli Parkı’na bu proje kapsamında dağ otelleri, yayla tesisleri, kır siteleri inşa edilecektir. Baltaoğlu bu proje ile Doğu Karadeniz’i ‘Orta Doğu’nun Alpleri’ haline getirmeyi vadetmektedir. Projenin önünü açacak gerekli kanunlar çıkarılma sürecindeyken, Ali Bey tanıtım ve reklam faaliyetlerine katkıda bulunabileceği düşüncesiyle Karadeniz’in şehir efsanelerini araştıran bir belgesele sponsor olur. Araştırmalara bant kayıtlarıyla 90’lı yıllara damgasını vuran ‘Oflu Hoca’ efsanesinden başlarlar. Bant kayıtlarının kaynağına ulaşılır. Kayıtlar sahtedir. Ancak bu kayıtlara ilham kaynağı olan, doğa üstü güçlere sahip ermiş bir hocadan bahsedilmektedir. Ali Bey derinleşen hoca efsanesinin iyi bir reklam potansiyeline sahip olduğunu düşünür ve ekip efsane hocaya güdümlenir. Ancak bu karar başlarına bir dizi absürt felaketin gelmesine sebep olacaktır. Harikalar diyarında madde ile mananın savaşı başlar…

Karadeniz bizim komedimizin kaynağıdır. İnsanlarının yaşam şekli, hoşgörüleri, şiveleri, fıkralarıyla bütün sanat dallarımızı etkilemiş bir yöredir. Bu film ise Karadeniz insanının falsolarıyla haşır neşir. Mesela silah tutkuları, mütahit öyküleri, HES inşaatları ve daha birçok şey filmde tiye alınmış. Sadece bu kadar da değil. Hele bir ayı öyküsü var ki Antalya Film Festivali’nde salonda izlerken izleyici koltukları yumruklamıştı­. Sadece Karadeniz’i de değil Türk entelektüelini de gırgır konusu yapıyor filmin yönetmeni Levent Soyarslan. Bu tür bir film tecrübe ister. Kabiliyet mutlaka olmalı ama denge özellikle böyle bir filmde en önemlisi. Yönetmen ilk filminde bu dengeyi iyi tutturmuş. Bir sonraki filmini merakla bekliyoruz. Filmi seyrederken hangi siyasi görüşe sahip olursanız olun güleceğiniz ve düşüneceğiniz bölümler bulacaksınız.

FİLMİN KÜNYESİ
Yönetmen: Levent Soyarslan
Senarist: Brian Duffield
Oyuncular: Yaşar Kalyoncu, Adem Yılmaz, Ergun Karamik, Taies Farzan
Yapım: 2015, ABD, 119 Dak.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.