Bu kez yine genç bir kısa filmci arkadaşla Anıl Kaya ile yaptık kısa film üzerine bir röportaj. Son çalışması “Bir Cevapsız Arama: Hayat” hem teknik anlamda hem de başarılı oyunculuklarıyla beni yeteri kadar tatmin etti.

Her zaman savunduğum kısa filme ciddiyetle yaklaşılması gerektiğinin isabetli bir örneği… Bakalım Anıl, kısa film ve ‘Bir Cevapsız Arama: Hayat’ hakkında neler söylüyor?

Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?

1985 Ankara doğumluyum. Üniversiteye Bilkent Üniversitesi’nde İşletme okuyarak başladım fakat bölümün bana göre olmadığına karar vermem uzun sürmedi. Aynı okulun İletişim ve Tasarım bölümüne geçiş yaptım. Okulun ilk yıllarında sadece tasarımla ilgilenirken, son sene bölüm başkanımız Andreas Treske, beni herhangi bir tasarım projesiyle mezun etmeyeceğini söyleyince ilk filmim Dore Giderken (2008) ortaya çıktı. Filmi bitirip de festivallerle paylaştıktan sonra yaşadığım hazzı başka hiçbir şeyde yaşamadım. Beni sürekli soru sorduğum için odasından -şakayla karışık- kovmasına rağmen sinemaya başlamama vesile olan Andreas Treske’nin benim için yeri başka. Bugün bir yandan kısa film yapmaya diğer yandan da İstanbul’da hayatta kalabilmek için farklı projelerde yönetmenlik ve görüntü yönetmenliği yapmaya devam ediyorum.

Senin için kısa filmin tanımı nedir?

Kısa film benim için bir paylaşım yöntemi. Aklımı kurcalayan, canımı sıkan veya beni çok mutlu eden şeyleri anlatmak için seçtiğim bir medya. Kendi çevremle sınırlı kalmayarak, daha çok insanla iletişim kurmama yardımcı olan ve her şeyden öte rahatlamamı sağlayan bir araç.

Kısa filmi bir araç olarak mı görüyorsun? Yoksa söz gelişi bir 10 yıl sonra da, kısa filmler çekeceğim diyor musun?

Kısa filmi kendimi anlatmak ve rahatlamak için bir araç olarak görüyorum evet ama bu kısa filmin, uzun metraja giden yolda bir öğrenme süreci olduğu anlamına gelmiyor. Ben kısa filmi olduğu haliyle çok seviyorum. Açıkçası uzun uzun anlatacak bir hikâyem olmadıkça da uzun metraj film yapmayı düşünmüyorum. Belki hep kısa filmler yaparım. Bunu şimdiden söyleyemiyorum, yaşayarak göreceğim.

Bir Cevapsız Arama: Hayat (2011) adlı filmin birçok festivale katıldı. Neler hissettiriyor bu durum? Geleceğe dair ne gibi hayaller kurduruyor?

Çok mutlu ediyor tabii, zaten tek gösterim imkanı olan festivallerin parçası olabilmek hayaliyle de yapıyorum filmlerimi. Bu sayede yeni insanlarla tanışıyorum. İyi salonlarda, tanımadığım insanlarla beraber filmimi izliyorum. Çok nadiren soru soruyorlar ama bundan hiç şikayetçi değilim. Bir Cevapsız Arama: Hayat aynı zamanda bana ilk ödül deneyimimi de yaşattı. (Film, 2. Uluslararası Eskişehir Kral Midas Kısa Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve En İyi Kurgu ödüllerini kazandı.) Ödül almak çok önemli değil diye düşünsem de ödülün motivasyonu arttıran bir etkisi de oluyor. Yanlış yolda olmadığıma inancım arttı. Film yapmaya devam etmem için cesaret verdi. Şimdi yeni filmlerle sadece Türkiye’de değil dünyanın başka yerlerindeki festivallerde de yer almak istiyorum.

Biraz Bir Cevapsız Arama: Hayat’dan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?

Filmi yapmamdaki temel neden içime kapanık çözümler arama eğilimimden duyduğum rahatsızlıktı. Etrafı türlü olumsuzlukla çevrili bir adam izliyoruz filmde. Kendi kendine yettiğine inanan bir adam. Kendine özgü bir güne hazırlanış şekli, bir savunma mekanizması var. O sabah canını sıkacak şeylere kendini hazırlamak ile o kadar meşgul ki, onu mutlu edebilecek anların hiç farkına varamıyor. Bir başka deyişle, telesekreterinin mesaj kutusu dolmuş, o hâlâ telefonlara çıkmıyor.

Gördüğüm kadarıyla iyi bir teknikle ve iyi bir oyuncu kadrosu/ekiple çalışmışsın. Zor olmadı mı tüm buları bir araya getirmek?

O güne kadar hep çok sınırlı şartlarda bir şeyler üretmeyi denemiştim. Bu kendimi sınamak istediğim bir prodüksiyon seviyesiydi. Açıkçası düşündüğüm kadar da zor olmadı. Bunun nedeni de işin başından sonuna kadar yanımda hep desteğini esirgemeyen insanların olmasıydı. Ankara’dan geldiğimde ekibin içerisinde yer alan birçok kişiyi tanımıyordum. Hepsiyle bu set sayesinde tanıştım. Ben doğru zamanda doğru işi yapmaya niyetlendiğimde hayatın bana yardım edeceğine inandım hep. Bu filmin çekim sürecinde de yardımdan hiç yoksun kalmadım. Başta filmin yapımcıları Erinç Ulusoy ve Levent Arslan, sonra hiçbir beklentileri olmadan gönülden yanımızda olan destek veren Baki Davrak, Sezin Akbaşoğulları, Sermet Yeşil ve Nedim Zakuto, ve prodüksiyon ekibi Sinan Paksoy, Özgür Önurme, Serkan Gülgüler, Elif Bilgen… Herkesi tek tek yazmak, tüm hikâyemizi anlatmak isterdim aslında ama çok uzun bir teşekkür listem var. Kısaca filmin tüm üretim sürecinde yanımda olan herkesin olumlu ve yapıcı yaklaşımlarıyla üç aylık koca bir süre akıp geçti. Sonunda hepimizin sevdiği bir film ortaya çıktı diye düşünüyorum.

Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?

Bugün gelişen teknoloji ve düşen maliyetlerle daha çok insan film yapıyor. Denemeler başarılı ya da başarısız olsun bence bu harika bir şey. Böylelikle daha çok fikir, daha farklı üsluplar izleyebileceğiz. En büyük dezavantajının da güzel görüntünün büyüsü olduğunu düşünüyorum. Okul zamanlarında DV kameralarla olan savaşımız ardından DSLR kameralar -benim mezuniyetime yetişemedi- geldiğinde festivallerdeki kısa filmlerdeki değişimi hepimiz izlemişizdir. Azıcık bir alan derinliği yaratabilmek için attığımız taklalar artık DSLR kameranın önüne takılan ucuz bir objektif ile kolayca elde edilebiliyor. Bu da “doğru” görüntülerin değil “güzel” görüntülerin bir araya getirildiği filmler yapılmasına neden olabiliyor.

Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler? Hangi oyuncularla çalışmak isterdin?

Yerli olarak Reha Erdem ve Nuri Bilge Ceylan en hayranlıkla takip ettiğim yönetmenler. Severek takip ettiğim yabancı yönetmenlerin başında ise David Fincher, David Lynch, Wes Anderson, Ken Loach, Tim Burton, Michel Gondry gibi yönetmenler var. Oyuncu ismi vermek çok daha zor çünkü çok fazla beğendiğim oyuncu var. Ama en hayalci olabileceklerden birini söyleyeyim, Marion Cotillard.

Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?

Türkiye’de çok iyi niyetli ve samimi kısa film festivalleri olduğunu düşünüyorum. Ama uzun metrajlı filmlerin yanında kısa metrajlı filmlere de yer veren festivallerin daha özenli davranabileceklerine inanıyorum. Bence programlarında kısa filmlere yer vermelerinden, para ödüllerinden de değerli olacak olan şey, bizlere profesyonellerle daha yakın iletişime geçebileceğimiz ortamlar hazırlamak. Bu sayede, ülkemizde hiçbir ekonomisi olmayan kısa filmleri sadece gençlerin iş öğrenmek için yaptıkları bir eylem olmaktan çıkartabiliriz diye düşünüyorum.

Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…

En yakın planım, şu an üzerinde çalıştığım yeni filmi bahar aylarına yetiştirebilmek. Bu filmle olur mu bilmiyorum ama geleceğe dair en büyük hayalim Sundance, Berlin, Rotterdam gibi festivallerde filmlerimi görebilmek.

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.