Serseriler – Neds / Yönetmen: Peter Mullan

Birleşik Krallık. İskoçya. Glasgow. 1970’ler. İlk eğitimini parlak biçimde tamamlayan başarılı (ve tombul) öğrenci John McGill, lisede başkalaşma geçirerek eli bıçaklı, katıksız bir serseriye dönüşür. Neden? Aktör Peter Mullan yazıp yönettiği üçüncü uzun metraj çalışmasında, bu soru ve yanıtını etkisi yüksek bir sinemanın hücrelerine nüfuz ettirirken, her tür şiddetin, sadece ama sadece şiddeti çoğalttığını kafalara ‘dank’ ettiriyor! Tabii ki temel sorun, okulda ya da sokakta, sınıfsal! John’un ‘kırılma noktası da’ en iyi arkadaşının annesi tarafından istenmemesi zaten! Ve aile içinde şiddet… Ve eğitim sisteminde öğretmenin öğrenciye, öğrencinin öğrenciye şiddeti ve de sokakta şiddet! Ama niye şiddet? Sinemanın en iyi finallerinden birinde, besteci Craig Armstrong’un (“Moulin Rouge!”daki çalışmasıyla Altın Küre kazandı) kalbinizi delip geçen müziğiyle akıtırken yaşları gözlerinizden soracaksınız kendinize: İnsan insanın kurdu mudur gerçekten?

İmkânsızın Şarkısı – Noruwei no mori / Yönetmen: Tran Anh Hung

1960’ların sonuna doğru Tokyo’da üniversite eğitimi alan Toru Watanabe’nin anlatıcı ve başkahraman olduğu, aşkın anlamı, cinselliğin keşfi, genç ölmek, melankoli ve intihar üzerine küçük bir başyapıt. Adı, Beatles’ın ünlü şarkısından… Haruki Murakami’nin 1987’de yayımlanmış çok satan romanını uyarlayan Vietnam kökenli Fransız yönetmen Tran Anh Hung (“Bisikletçi”) , çok hassas bir kalbe sahip Naoko ile Watanabe’nin olanaksız aşkınının tüm ‘ince anlarını’, birkaç mevsim, müessir duygular uyandıran doğanın içinde bir ressam gibi ölümsüz kılmış. Uzun yıllar geçse de unutmayacaksınız. Aynen, 37 yaşındaki Watanabe’nin, yeniden, güçlü biçimde anımsadığı gibi.

Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 2 – Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 2 / Yönetmen: David Yates

Yüzlerce sayfa boyunca sözcüklerin gücü… On yıl boyunca sekiz filmdeki onlarca saatte giderek yükselen dijital numaralar… Paralel bir dünyanın, içinde yaşadığımız gerçeklikteki gibi zor şartlarında sınanan, hiçbiri kesif biçimde iyi ya da kötü olmayan büyücüleri… Keskin biçimde kötü olan sadece bir kişinin yani Lord Voldemort’un herkesin kaderini etkilediği sürükleyici bir hikâye… İki boyutludan 3D ve IMAX’e geçişle birlikte, sinemanın büyüsünü sonuna dek kullanan bir seri… Herkes için olağanüstü bir eğlencenin sonu, çarpıcı bir dram. Sonuç: En mucizevî büyü, sevgidir, daha da önemlisi dostluktur! Potter kazandıysa eğer, bu zafer, dostlarıyla arasında oluşan güçlü bağın ve güvenin zaferidir!

Ultra Mega Süper Kahraman – Griff the Invisible / Yönetmen: Leon Ford

Avustralya’dan bir romantik hikâye: Gündüz kargo ofisinde çalışan, geceleri ise kenti kötülerden koruyan ‘kahraman’ olan genç Griff, aslında sürekli dalga geçilen bir tip; tek koruyucusu da ağabeyidir. Peki, kendi ruh eşini, bilimsel yöntemlerle onun kahramanlığına destek olacak kızı bulduğunda ne olacaktır? Hani bazen film biter ve kalbinizde ‘ince bir sızı’ kalır. Saflığı ve iyiliği korumanın her geçen gün daha da zorlaştığı zalim dünyada, kendi düş dünyalarını duyumsadıkları için ‘güzelliklerini koruyan’ iki insanın aşkı bulmasını öyküleyen, her unsuru doğru biçimde bir araya getirilmiş bu filmden çıkarken, işte o ‘ince sızı’yı hissedeceksiniz. Aynaya baktığınızda da, kendi düşlerinize en son ne zaman sığındığınızı soracaksınız kendinize, eminim.

Kanıma Gir – Let Me In / Yönetmen: Matt Reeves

İsveç filmi “Gir Kanıma”nın bu İngilizce çekilmiş versiyonu da çok etkili! Babasıyla ayrılma sürecinde olan bunalımlı annesiyle yaşayan, kendi dünyasına dönük ve okulda bir grup yaşıtının sürekli tacizine maruz kalan Owen ile yan daireye yaşlı bir adamla taşınan ve ‘çok uzun süredir’ 12 yaşında olan bir vampir olan Abby arasındaki sarsılmaz dostluğun hikâyesi… Karlı, soğuk bir kentte üşümüş bir kalbe sahip çocuğun ‘tek arkadaşının bir vampir olduğu’ ve sert- gergin anlarda bile insan yalnızlığının hüznünü içinize işleyen ‘özel bir sinema’ deneyimi. Kodi Smit-McPhee(Owen) ile Chloe Moretz (Abby), rolleri için kusursuz seçimler… Çocuklukların, bazen herkesten ve her şeyden soyutlanıp tek bir arkadaşa odaklanma ihtiyacı duyan ruh hallerini aynen yansıtıyorlar…”Yukarı Bak (Up) ile alanında Oscar kazanan besteci Michael Giacchino’nun müziği ise, argo ifadeyle ‘damardan giriyor’!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.