Serdar Akbıyık

Sinemanın en karizmatik karakterleri, ne yakışıklı jönler ne de güzellikleriyle kalp çarpıntısına sebep olan kadın yıldızlar. Onlar kötü, hem de çok kötü karakterler. Harry Potter’ın düşmanı Lord Voldemort’tan yamyam seri katil Hannibal Lecter’e kadar bütün kötüler bu yazıda…

Harry Potter’ı seyrettik. Filmin en karizmatik karakteri ne Harry Potter’dı ne de Emma Watson’un canlandırdığı Hermione; kötülerin şeytani lideri Lord Voldemort hepsini bastırdı. Biz de Ralp Fiennes’in canlandırdığı Lord Voldemort’tan yola çıkarak sinemanın karizmatik kötü karakterlerinin peşinden gidelim dedik. Hollywood’taki Nazi takıntısı çoğu kötü karakterin alt metnini oluşturur aslında. Harry Potter’daki kötüler yani Ölüm Yiyenler ancak doğuştan büyücü olanları kabul ederler. Bir nevi Ari ırk kavramı. Onların başında da Lord Voldemort vardır. Kendi Ölüm Yiyenlerini bile rahatlıkla yok eder, kimseyi sevmez. Kötü tarafın şeytani lideridir. Hitler’in iz düşümüdür aslında. Star Wars’un kötü karakteri Darth Wader’da da aynı duruş vardır. Oradaki yapılanmada da Nazizm’in belli belirsiz etkisi vardır. Anakin özünde iyiyken bir dönüşüm geçirmiş ve karanlık tarafa geçip Darth Wader olmuştur. Bir de gerçek Nazi kötüler vardır. Bunların en bilineni Steven Spielberg’in 1993 tarihli Schindler’in Listesi filminde Ralph Fiennes’ın oynadığı esir kampı komutanı SS subayı Amon Goeth. Elinde tüfeğiyle balkonundan rastgele ateş açıp tutsak Yahudiler’i öldürdüğü sahne tüyleri diken diken eder.

Gelelim diğer kötülere: Kevin Spacey neyi oynasa çok iyi oynar. 1995 tarihli Se7en (Yedi) filmindeki John Doe karakteri de bunlardan biri. John Doe emniyet merkezine girer ve yavaşça yükselen sesiyle “Müfettiş, müfettiş” diye bağırmaya başlar. O sırada izleyicinin tüyleri diken diken olur tabii. Kevin Spacey dediğimizde Olağan Şüpheliler’deki Kayser Soze karakterini de unutmamalıyız. Bütün film boyunca sakat bir üçkağıtçı sandığımız Spacey seyirciyi dumura uğratır, aslında Kayser Soze olduğu anlaşılır. Bu arada Kayser Soze’nin Türk olduğuna dair konuşmalar da vardır filmin içinde. Davy Jones, Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı filmindeki önemli bir karakterdir. Karakteri Bill Nighy canlandırmaktadır. Kalbini bir kadın yüzünden söküp bir sandığa kilitlemiştir. Sandığın anahtarını sakalının altında saklamaktadır. Davy Jones’u öldürmenin tek yolu kalbi hançerlemektir. Ahtapot suratlı Davy Jones bu haliyle en çirkin romantik de sayılır.

Kötülük sınır tanımaz. Karanlıkta, yağmurda hatta rüyanızda bile sizi bulur. Elm Sokağı’nın Kabusu’nda Freddy Krueger yüzünden az uykusuz kalmadık. O garip gülüşü ve bıçak parmaklı eldiveninin duvarlarda çıkardığı sinir bozucu ses unutulmaz kötülerin listesine girmesine sebep oldu.

Tabii Bir de seri katiller var. 13. Cuma’nın Jason’ı cennet gibi bir doğanın içindeki kampları bize yasak etti. Sevişen, içen genç erkek ve kızlar bu eğlencenin bedelini filmde ilk öldürülen olarak ödediler hep. Benzer bir kötü de Halloween’in Michael Myers’ıydı. Kötüler dendiğinde Alfred Hitchcock’un Sapık’ını saymamak mümkün mü? Norman Bates’in elinde bıçak banyo yapan genç kadını bıçakladığı sahne unutulur mu? Yalnızlık da kötüleri kötü olmaya zorlayan bir durumdur. Stephen King’in romanlarından uyarlanan Misery filminde Annie Wilkers karakteri acımasız bir kötü kadındır. Sevdiği ve fanatiği olduğu yazarı evinde tutsak eden kadının el ve ayaklarını bağladığı yazarın kaçmaması için elinde ağır bir tokmakla yatağın başına dikildiği an unutulamaz. Elindeki tokmakla yazarın iki ayağını da bileklerinden kıran Annie’nin acımasızlığı korkunçtur. Martin Scorsese’nin Cape Fear filminde Robert De Niro’nun canlandırdığı Max Cady benim en sevdiğim kötülerdendi. Hedef seçtiği aileyi yok etmek için kendi ağzını burnunu kırdıran, korkunç bir psikopat. Hatta yavaş yavaş suya gömülürken çılgın bir şarkıyı söyleyip Nick Nolte’nin gözlerine bakışı bir sinema klasiğidir. Tabii Stanley Kubrick’in Shining filminde kendi öz çocuğunu ve karısını öldürmek isteyen Jack Nicholson’un canlandırdığı Jack Torrence karakterinin dramı da büyüktür. Bu liste bitmez… Matrix’teki Ajan Smith, Yüzüklerin Efendi’sinin Saruman’ı, Batman’in Joker’i, Süpermen’in Lex Luthor’u, Terminatör ve Exorcist’te şeytanın ta kendisi…

 

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.