Surplus: Terrorized into Being Consumers

Zamanın Ruhu dönemimizin çıkışsızlıklarının sebepleri üzerine yapılan filmlere kafayı takmış durumda. Dünyamızı avuçlarının içine alan bu sistemi ifşa etmenin ve onun yerine ne gibi yeni sistemler kurulabilir bunun peşinde.

Şimdiye kadar Zeitgeist, Zeitgeist Addendum, Corporation (Şirket), Endgame: Blueprint for Global Enslavement (Oyunun Sonu), The Big Sell Out (Büyük Satış) gibi odağına aynı derdi almış filmleri buradan size tanıttık. Tabii bu köşe sadece film eleştirisi yapılan bir bölüm değil. Filmlerle karşılıklı atıştığımız, onları yargıladığımız ve kendimizce çıkarımlarda bulunduğumuz bir köşe Zamanın Ruhu.

Bu sayımızda belki de en çok tartışılması gereken bir film var. 2003 yapımı Surplus: Terrorized into Being Consumers konuğumuz oldu. Filmin yönetmeni Erik Gandini. Film yıllar içinde birçok ödül aldı. Gandini yoluna 2005 yılında çektiği Guantanamo’nun hikayesini anlattığı “GITMO” ile devam etti.

Surplus’ın diğer benzer filmlerden bir farkı var. Bulunduğumuz ortamı eleştirip, anlatırken belki de çözüm olarak en ayrıksı ve sert öneriyi sunuyor. Filmin ana mesajları anarşist-primitivist John Zerzan’ın dudaklarından dökülüyor. Zerzan sistemin değişmesi için insanların sokaklarda ellerinde pankartlarla dolaşmasını yeterli bulmuyor. O daha fazla aktif bir etkileşim istiyor. Bizim tartışmamız gereken, üstünde düşünmemiz gereken bu. İşte Zerzan’ın kendi sözcükleriyle bu konudaki düşünceleri;

“Hedeflenmiş özel mülklere zarar verme ya da hedeflenmiş mülkleri yok etme gereklidir. Bu ‘alışılagelmiş politika’nın sınırlarından dışarıya kaçabilmenizi sağlar. Bir pankart taşıyarak yaptığınız ‘olması gerektiği gibi’ bir protestoyla ne elde edebilirsiniz ki? Ben on yıllardır bunlara şahit oluyorum. Hiçbir işe yaramıyor. İnsanlar bunlara ilgi göstermiyor. Neden göstersinler ki? Bu ilgiye layık olacak bir protesto şekli değil. Ama insanlar kavga ettiğinde, bu bir şeydir. İlgi çeker ve çekmelidir de, çünkü bu gerçektir. Bu sembolik bir ‘Kendimi iyi hissediyorum. Benim pankartım var’ oyunu değildir. Bu tip bir gösteri umurumda değil. Eğer sağlamsa, eğer etkisiz değilse… Ben tabii ki barışcıl olanını tercih ederim… Kimse tehlikeye düşmesin… Kimsenin canı acımasın, tutuklanmasın. Kimse polis tarafından kafa üstü sürüklenmesin. Hatta hiçbir pencere kırılmasın. İdeal şekil. Maalesef bu şekilde olamıyor.”

 

Zerzan konuşmasının başında fiziki bir tepki içermeyen protestonun etkisiz kalacağını söylüyor. Konuşmasının sonunda ise ben barışçıl olanını isterim derken aslında bunun imkansızlığını belirtiyor. Bütün bu sistemle savaşmanın McDonalds’ın camlarını kırmak veya Microsoft’un dükkanlarına saldırmakla ancak mümkün olacağını söylüyor. Bunun da anarşizmin gereği olduğunu anlatıyor. Bu konuşmalardan sonra ise Bush’u gösteriyor ve onun basit tarzını gözümüze sokuyor. Hemen ardından Microsoft’un CEO’su olan Steve Pallmer’ın kendi şirket çalışanları için düzenlediği bir gösteriyi veya konuşmayı gösteriyor. Koskoca adam sahneye avazı çıktığı kadar bağırıp zıplayarak giriyor. Bağırıyor, çağırıyor sonunda kürsüye gelip üstüne basa basa ve yine çığlık çığlığa şu lafları söylüyor: ” I Loveeee thissss Companyyyyyyy! Yeahhhhhhhhh!” O son çığlık o kadar ürpertici ki, bir CEO’nun böyle “YEAHHHHH” diye bağırması adamı ürpertiyor. Kapitalizm eşittir Bush ve Yeahçı Barrel.

 

Hemen arkasından Küba’da Castro’nun katıldığı bir devrim kutlamasını gösteriyor. Castro’ya duyulan coşkuyu biraz hastalıklı bir şekilde veriyor. Filmin çekimlerinden bunu hissedebiliyorsunuz. Konuşmanın arasında Küba’daki bir marketi gösterip oranın çaresizliği ve yoksulluğunu ekrana taşıyor. Yaşlı bir kadın üstünde etiketi olmayan diş macunu tüpünü gösterip “Buna etiket koymaya gerek yok hepimiz onun diş macunu olduğunu biliyoruz” diyor. Tüketime karşıyız ama bunu bu şekilde sunduğunuz zaman ideali değil sadece eziyeti görüyorsunuz ekranda. Bu yetmiyor Kübalı bir genç kız ortaya çıkıyor ve anlatıyor. Bir gezi için İngiltere’ye gittiğini ve orada süpermarkete girdiğinde neler hissettiğini, McDonalds’ta yediği Big Mac’in ona hissettirdiklerini ağzı sulana sulana anlatıyor. Komünizm eşittir, yokluk.

En sonunda bombayı patlatıyor ve Bush’un görüntüleri ile Castro’nun görüntülerini üst üste bindiriyor. Böylece sosyalizm eşittir kapitalizm eşittir yokluk oluyor. Bunların çaresi de her şeyi toptan reddetmek.

 

Belki insanoğlunun eksiksiz mutlu olabileceği ve herkesin eşit olabileceği, ezilmeyeceği bir sistem yoktur. Belki acı çekmek, acı vermek, kendimizle beraber her şeyi yok etmek bizim kaderimiz. Ama ne olursa olsun elimizde bir değer var. Bütün sistemlerden üstün olan en büyük değerimiz, kendi insanlığımız. Bunu kaybetmeyi göze alamayız. Kötücül doğamız ile savaşı kaybetsek de fert olarak iyi olmaya çalışmak belki de tek doğru yol.

 

Kapitalizm ile savaşın yolunun sokaklarda dükkanların camlarını kırmak veya yola park etmiş arabaları ters çevirip onları yakmak olduğuna inanmıyorum. Savaş ilk önce kendi içimizde verilmeli. Tüketici sistemin dışına çıkmak en büyük ve zorlu savaş. Eğer sen eline McDonald’s almıyorsan, sürekli ilerleyen teknoloji yüzünden dizüstü bilgisayarını değiştirmek peşinde koşmuyorsan, elinde bir telefon varken bir de iPhone olsun demiyorsan, sen zaten en büyük anarşistsin. İnsanlara, insanlığa zarar vermeden sistemle savaşıyorsun demektir.

 

Zamanın Ruhu tartışmalı filmleri size getirmeye devam edecek. İnsanlığımızın en büyük değer olduğu bilincinde olarak.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here