Ekonomik yapı ölçüt alınarak ülkeler ‘gelişmiş’, ‘gelişmekte olan’ ve ‘az gelişmiş’ olmak üzere üç kategoriye ayrılır. Birçok etkenin yanında ekonomik geçim kaynağının türü bir ülkenin ‘kategorileştirilmesi’ açısından yeterli oluyor. Küreselleşen ve kapitalistleşen dünyada hakim olan ideolojinin her yerde kabul görmesi istenirken ona benzemeyenlerin ise ortadan kaldırılması veya ona dönüştürülmesi istenir. Bu küreselleşmenin bir sonucudur. Küreselleşme, yerel ve özgün olan için bir silahtır. Küreselleşen dünyadaki her unsur ve toplumsal alan fabrikasyonun bir parçasıdır. ‘Gelişmiş’ ülkeler bu küreselleşme-kapitalistleşmenin doğduğu ve büyüdüğü yerlerdir.

PIRIL TATARİ

Sanayi Devrimi sonrası hızlanan kapitalizmin en büyük kaynaklarından biri de ticarettir. Zaten ticaretleşme ile siyasal ve coğrafi birçok sınır aşılmış ve küresel bir dünya anlayışı ortaya çıkmıştır. ‘Gelişmiş’ ülkelerin ekonomik ideolojisi, küresel ticareti en yükseğe çıkarmak ve kar seviyesini de arttırmaktır. Onlar için insanlar, eğitim, siyaset ve doğa bile paraya dönüştürülebilir metalardır.

Rüzgarı Dizginleyen Çocuk filminde yaşanan olaylar, yeni dünya anlayışındaki dönüşümler üzerinden gerçekleşmekte. Filmin merkezinde Malavi’de yaşayan 13 yaşındaki William Kamkwamba’yı görüyoruz. Kimileriniz için isim kulağa tanıdık gelebilir çünkü film gerçek bir olayı yansıtıyor. Film hakkında ön bilgi sahibi olmak veya film bittikten sonra kendisini merak edenler için, Ted Talks’da  rüzgarı nasıl dizginlediğine dair konuşması mevcut.

Malavi, Doğu Afrika’da yer alan ve ‘gelişmiş’ kategorisine giremeyen ülkelerden yalnızca biri.  Bunun da en büyük sebebi ise ülkenin geçim kaynağının halen tarıma dayalı olması. Geleneksel aile mesleği olan çiftçilik ve aile mirası olarak toprağın babadan oğula bırakıldığı bir yapı görüyoruz. Bu yapı, yukarıda da bahsettiğim gibi küreselleşen dünya için farklı ve bu yüzden de ‘gelişmiş’ ülkeler tarafından istenmiyor. Halk için tarlalar ve ağaçlar ev kavramıyla özdeşleşirken başkaları için paraya dönüşebilecek bir meta anlamına geliyor. Bu bakış açısı ise filmin başlangıç noktasını oluşturuyor. Bakış açısının yarattığı çatışmayı çözmek için dahi para ile halkın ağaçları satın alınıyor. Yaklaşan kuraklık karşısında çaresiz kalan bazı aileler bahsedilen küreselleşme-homojenleşmeye boğun eğmek zorunda kalıyor. Ancak William’ın ailesi değerlerini korumak adına günde bir öğün yemeyi göze alıyor.

Yalnızca ağaçların da değil eğitimin bile bir metaya dönüştüğünü görüyoruz. Okul ücretini ödeyemediği halde öğrenme tutkusuyla derslere ve kütüphaneye gizlice giren William. Okul müdürünün bu olayı fark ederek William’ın derste kalmak için gözünden dökülen gözyaşlarını göz ardı ederek kovması… Eğitim kurumunun hiçbir coğrafi sınır tanımadan nasıl da endüstrileştiğini görüyoruz.

Malavi’de kuraklığın boy göstermesi ile yaşanan kıtlık karşısında insanların yaşamak uğruna neler yapabileceğine az çok şahit oluyoruz. İnsanların açlıktan başka evlere girerek yiyecekleri çalması ne kadar ahlaklı ise bir ülkeyi de satın almak da bir o kadar ahlaklı.

Ücretini ödeyemediği için okuldan atılmasına rağmen okumaktan ve öğrenmekten vazgeçmeyen William’ın dinamo fikri, yaşanan kuraklığın bir çözüm yolu olabilir. Ancak halkın çoğunluğu eğitim alamadığı ve tarlada çiftçilik yaparak büyüdüğü için dinamoya dair en ufak bir fikri yok. Bu yabancı fikre ise en başlarda geleneklerinden ve geleneksel tarım anlayışından taviz vermeyen babanın ısrarla karşı çıktığını görüyoruz. İlerleyen zamanlarda kuraklığın ve kıtlığın boyutunun büyümesi, geleneksel anlayışın çaresiz kaldığı bu noktada dinamoyu denemekten başka hiçbir şansı kalmayan bir babayı görüyoruz. Filmin sonunda ise büyük bir rüzgar gülü ile toprağın, halkın ve bir şeyleri değiştirmek için çabalayan William’ın nasıl da kurumaktan kurtulduğunu görüyoruz.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.