Emre Erdoğdu’nun yazıp yönettiği Kar filmini izlememiş olanların çok şey kaçırdığını söylemekle başlamalıyım yazıya. Filmi izlemeli, Müzeyyen’i mutlaka tanımalısınız. Filmin kahramanı Müzeyyen öylesine güzel işlenmiş, öylesine güçlü bir karakter ki etkisinden kaçamayacağız hiçbirimiz. Ne zaman ona baksak, kaynaklarını bıkmadan bize sunan vakur biri olarak hep bizi kapsayacak.

Müzeyyen, derslerle ve okulla ilgisi olmayan lise son sınıf öğrencisi bir genç kız. Kendisine yakın hayatlar yaşayan bir arkadaş grubu var. Kendisi gibi derken herkes aynı babasızlığa sahip anlamında değil, tümüyle aynı nedenlere sahip olmasalar da aynı sonuçların birleştirdiği bir ortaklıkları var. Müzeyyen’in sigara içtiği için yakalandığı öğretmeninden hiç korkusu yok. Eve geç gittiğinde onu merak edip arayacak bir annesi yok. Annesi var var olmasına ama, Müzeyyen’e ilgisi yok. Bir babası var ama babalığını üstlenmek istemiyor. Müzeyyen onu çevreleyen tüm bu koşulların içinde yaşıyor. Güçlü ve öfkeli biri. Kendini bir erkeğin kanatları altında koruyacak biri değil. O yüzden Hazerhan, onu kız arkadaşı olarak gördüğünü, bulduğu her fırsatta söylemekten geri durmadığı halde Müzeyyen, ona bu durum direkt sorulduğunda “… Öyle her halde, o öyle diyor” cevabını veriyor. Cevapları olan biri Müzeyyen, cevaplar veren biri. Hazerhan’ın beklentisine cevap verip onunla sevişiyor mesela. Üstelik bunu onunla sevişmesinin diyeti olarak sulu zırtlak bir hava yaratmadan yapıyor. Kadınlığını silah olarak kullanmıyor Müzeyyen.

Bir gün, Müzeyyen’e babalık etmeyen adamın babalık ettiği başka biri, ansızın çıkıp Müzeyyen’in kapısını çalar. Akşam, eve gelen Müzeyyen mutfakta, o güne kadar hiç görmediği erkek kardeşi Ali ile karşılaşır. Ali’yi evinden kovar. Müzeyyen’i anlayan izleyici bunun nedenini sormaz diye düşünüyorum çünkü Müzeyyen’i dikkatle takip eden izleyici bilir ki, onun kimseye ihtiyacı olmadığını insanlara sık sık göstermesi gerekir. Hele de babasından gelen böyle güçlü bir şeye. Üstelik gelmesi gereken kişi kardeşi değil babası iken! Ali kovulmasına rağmen, gitmek yerine kalmayı seçer. Israrlı bir şekilde ablasıyla konuşmaya çalışır. Sonunda bunu başarır. Müzeyyen Ali ile konuşur. Bitiminde akşama kadar otobüs bekleyecek Ali’yi yalnız bırakmamak için onu arkadaşlarının yanına götürür. Ali o akşam Bolu’ya dönmez. O akşamı takip eden günlerde de… Günler Ardı ardına geçerken Ali ve Müzeyyen birbirini tanıma fırsatını yakalar. Ali herkese kendini yavaş yavaş sevdirir . Müzeyyen “takıldıkları” akşam sonunda Hazerhan’la kalmak yerine kardeşiyle eve gider. Ona kahvaltı hazırlar. Beraber eve gittikleri bir gün apartmanın önündeki arabada babalarının beklediklerini görürler. Adam çocukları için değil sadece Ali için oradadır. Ali’yi alıp Müzeyyen’i görmezden gelerek oradan ayrılır. Müzeyyen de babasına karşı hiçbir yönelimde bulunmaz. Babasıyla birlikte giden Ali, onunla tartışıp Müzeyyen’in yanına geri döner. Ta ki gideceği nedeni kendi yarattığı o trajik gecenin sabahına kadar.

İki kişinin sadece kardeş olduğu bilgisi, o bağ daha öncesinde hiç kurulmamışsa, kardeş olmak için yeterli midir? Yaşanan olayda, sadece bu iki kişiyi suçlayıp kapılarımızı kapatabilir miyiz onlara? Böyle düşünmek yeter mi dersiniz? Müzeyyen, kafaları güzelken ondan istenen şeye yine cevap vermiş, ona yönelmiş arzuya karşı koymamıştır. Müzeyyen dile getirmese de biz biliyoruz ki örselenmiş bir ruhun beden savunması olmaz. Reddedilmenin, terk edilmenin mekanıdır beden. Müzeyyen’i buna karşı direnmediği için suçlayabilir miyiz? Müzeyyen kadınlığı bir silah olarak kullanmasa da kadınlığı ona bir silah olarak birçok kez doğrultulmamış mıdır? Annesi tarafından mesela… O trajik gecenin sabahına uyanan Müzeyyen, henüz o günü yaşamamış olmasına rağmen bakışları bildiği bir güne uyanır gibidir. Buna, aynı kabusa uyanıyor diyemez miyiz?

Yönetmen Emre Erdoğdu, kardeş olmalarının gereğini yerine getiremeyen bu iki kişiyi, onları çevreleyen dünyayı olduğu gibi aktarıyor bize. İşini öyle güzel yapıyor ki, biz de bu trajedide ortada olmayan herkesi ve her şeyi açıklıkla görebiliyoruz. Müzeyyen, sorularını kimseye yöneltmiyor, sadece cevapları veriyor. Soruları bizim sormamızı bekliyor olmalı.

Mevlüde Karataş

[email protected]

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.