Söyleşi: Gizem Ertürk

Ülkemizin genç ve başarılı oyuncuları Buğra Gülsoy ve Serhat Teoman’ın ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu; senaryosunu ise oyuncu arkadaşları Emre Erkan ile birlikte yazdıkları ve birlikte rol aldıkları kolektif çalışmalarının ürünü Mahalle 9 Mart’ta seyirci ile buluşuyor. Kendi kanunlarını kendi yazan bir mahallede yaşayan üç arkadaşın yeni taşınan, gizemli bir yabancı ile değişen hayatlarının anlatıldığı filmin detaylarını kendilerinden dinledik.

Merhaba, öncelikle film için tebrikler. Bize biraz bu çekirdek ekibin nasıl bir araya geldiğiniz anlatır mısınız?

Emre Erkan: Biz zaten yıllardır bir aradayız… Her şeyden önce arkadaşız ve birlikte birçok iş yaptık. Dolayısıyla bu birliktelikten, zaman içinde, kendi derdimiz olan işleri yapmaya yöneldiğimiz anda birlikte bir şey yapmaya başladık. İş için bir araya gelmedik, zaten arkadaştık.

Buğra Gülsoy: Biz zaten hepimiz ortak kafalarda buluşup Get yapımı kurduğumuzda, bu oluşumun tiyatro ayağında “Pragma”yı yapmıştık. İkinci oyunumuz “Dip”i yazmıştık. Daha sonra Dip’i tiyatro dinamikleri içinde değil de film olarak anlatmak bizim söylemek istediklerimizi daha iyi ifade edecekti. Sonrasında Dip’i ‘Mahalle’ filmi olarak çektik.

Yönetmenlikten senaryoya, oyunculuktan yapımcılığa filmin dört ana kolunda da imzanız var. Bu kolektif çalışma fikri nasıl doğdu?

Serhat Teoman: İlk başta senaryosunu yazdığımızda oynamak istediğimiz bir projeydi. Yönetmenliğini yapımcılığını başka ellere teslim etmiştik ama çekimlere kısa bir süre kala yönetmenimizle yollarımız ayrıldı. Buğra ile ikimiz çekmeye karar verdik. Son zamanlarda da yapımcıyla ilgili bir sorun yaşayınca bu işin altına tamamıyla elimizi koymaya karar verdik. Biz bu işe güveniyoruz dedik, iyi ki de öyle olmuş. Hiç kimse tarafından hiçbir kısıtlama ve sınırlandırmaya maruz kalmadan istediğimiz filmi yapmış olduk.

Buğra Gülsoy: Vizyon aşamasına geldiğinde ise ise Med Yapım, Fatih Aksoy ile bir araya geldik. Geçtiğimiz sene İstanbul Film Festivali’nde gösterildiği sırada izleme fırsatı bulmuş filmi. Sonrasında da ben her türlü desteğe hazırım bu filmin vizyona girmesi için dedi ve yanımızda yer aldı.

Bu çalışma biçimi sete nasıl yansıdı? Kalabalık setlerde ve büyük bütçeli işlerde de çalıştığınız için bu tarz alternatif bir çalışma şeklini diğeri ile kıyasladığınızda neler söylersiniz?

Emre Erkan: Bir kere bu çok tatlı bir süreçti çünkü kamera önü ve arkasındaki herkes öncelikle arkadaşımızdı. Dolayısıyla bu sette çok samimi bir ortam yarattı. Kimsenin üzerine baskı olmadığı için herkes kendisini olabildiğince özgür hissetti. Keyifliydi, büyük setlerden daha pratik bir setti.

Buğra Gülsoy: Hepimizin başka işleri oluyor. Bu işte farklı olarak direkt kendimiz yazdığımız, yönetmenlik olarak da ilk kez içinde olduğumuz için önemi ve hassasiyeti bizim için daha fazla.

Serhat Teoman: Birbirimizi daha iyi tanıdığımız için de açıkçası bazı noktaları daha rahat atlatabildik. Buğra ile yönetmenlik yapmak ve daha önce çalıştığımız oyuncularla birlikte çalışmak işimizi çok kolaylaştırdı.

Aynı anda bu kadar çok şeye focus olmak zorlayıcı mıydı?

Buğra Gülsoy: Tabii ki zor tarafları da oldu ama biz bir takım gibi çalıştığımız için birimizin eksiğini bir başkası kapatıyordu. Şunu söyleyebilirim ama film çok yoğun performans gerektirdiği için aynı zamanda yönetiyor olmak yani bir kamera önünde olmak bir de kamera arkasına geçmek zaman zaman zorladı. Ama onun da üstesinden geldik.

Bir daha hem kamerası arkası hem kamera önü yapmam diyor musunuz?

Buğra Gülsoy: Sette onun esprisini yapmıştık. Bir daha oynadığımız bir şeyi çekmeyelim ya da çektiğimiz bir işte oynamayalım diye… Tabii ki çok zor; oyuncu olarak oynadığın şeyin bir parçasısın ama yönetmen olarak da o dünyayı kuruyorsun. Şimdi daha tecrübeliyiz.

Serhat Teoman: ilk röportajlarda, o büyük yorgunluktan sonra bir daha asla demiştik. Ama şu an bu durumdan keyif alıyoruz. Şu anda aynı fikirde değiliz, sevdik yönetmenliği.

Film, insanın yaradılışına dair bilinen dini bir hikaye ile başlıyor. Böyle bir başlangıç yaparak seyirciyi yönlendirmek isteğiniz şey neydi?

Buğra Gülsoy: Aslında hepimizin inançlarında olsun gerek başka durumlarda olsun inandığımız ve bildiğimiz bazı şeyler var. Biz bu filmde aslında şunu göstermek istedik; o verilen sözü, söyleyen sözün ne olduğuyla alakalı bir de onun kimin söylediği çok önemli. Özellikle bu filmin içinde kullandığımız bir söz bizim için çok önemliydi.

Serhat Teoman: Söz, ne kadar doğru olursa olsun; kimin nasıl kimlere karşı kullandığı çok önemli.

Gelelim “Mahalle”nin hikayesine… Nasıl doğdu bu fikir? Kendi hayat deneyimlerinizden de izler taşıyor mu senaryo yoksa tamamen gözlemlerinizden mi doğdu?

Emre Erkan: Hepimiz mahalle kültürüyle büyümüş insanlarız. Dolayısıyla mahalle kültürüne hakimiz ama burada bizim çıkış noktamız; tecrübe ettiğimiz mahallerden daha büyük bir şey anlatmaya çalışıyoruz. Bu biraz yaşadığımız dünyanın mikro hali, girdiğimiz atmosfer mahalle. Yaşanan ön yargılar, insanlara karşı davranış biçimimiz ile alakalı. Bu noktaya baktığımızda aslında bir mahalleden söz etmiyoruz. Orada focuslanıp daha büyük yerlere giden bir durum.

Buğra Gülsoy: Aslında biz Get olarak yaptığımız ilk oyun Pragma’da suçun en uç örnekleriyle başladık; seri katillerle. Bu kez ise hayatlarında hiç suça bulaşmamış insanların içinde yer almasını istedik. Aslında asıl oyun metni oradan çıktı, sonra onu filmleştirdik.

Serhat Teoman: İnsanların bizi dizilerde ya da daha önceki filmlerimiz gördüğü rollerden çok farklı olacağını da söyleyelim. Bir mahallede geçiyor film ve biz de o mahallenin manavı, bakkalı, kasabı, emlakçısı rollerindeyiz. Bu bize anlatılan bir şey değil biz zaten bu tarz mahallerden geldik. Bu bakımızdan seyirci için yeni ama bizim için en çok kendimiz olduğumuz rollerden bir tanesi olacak. O anlamda çok şaşıracaklar.

“Mahalle” karakterleri itibariyle aşina olduğumuz mahalle tiplemelerinden çok uzak. (Türk sinemasındaki, Yeşilçam’daki mahalle anlayışından söz ediyorum özellikle) Aslında hepsi birer “anti-kahraman”…  Bu değişen Türkiye profiline de bir gönderme mi? 

Buğra Gülsoy: Biz aslında çok evrensel bir şey anlattık. Bunu siz tarihteki herhangi bir döneme de çekebilirsiniz.

Emre Erkan: Aslında anlattığımız hikayenin sadece Türkiye indirgenmesi çok doğru olmaz. Coğrafi olarak evet öyle tiplemeler tercih ettik ama bu insanlar dünyanın her yerinde karşımıza çıkabilir. Bu film insanlara bakış açımız ve önyargılarımız ile ilgili dolayısıyla resim evet Türkiye’de ama söylediği söz evrensel.

Serhat Teoman: Aslında şöyle bakmak lazım, Yeşilçam’daki mahalle anlayışından söz ederken, sevecen sıcak insanların, babacan amcaların olduğu o keyifli mahalle dokusu artık kalmadı gibi derdi olan bir film değil. O mahallerde de çok az ama hala var. İnsanlar çok değişti gibi bir taraftan bakmıyoruz aslında yani Yeşilçam’a bir göndermemiz kesinlikle yok.

Buğra Gülsoy: Bir de şuna değinmek gerekiyor; mahalledeki karakterler yani hem biz hem de diğerleri aslında oldukları durumdan çok memnunlar. Bir engelle karşılaşıp, dibe ininceye kadar… Bodrum katına, toprağın altına indikleri zaman onların düşündükleri kadar mutlu olmadıklarını anlıyorlar…

Sizin kendi geçmişinizde mahallelerinize dair nasıl hatıralarınız var?

Serhat Teoman: Ben çocukların sokakta oynadığı bir mahallede büyüdüm. O filmlerde gördüğümüz, az önce konuştuğumuz Yeşilçam tadındaki mahallerde büyüdüm. Anılarım güzel, keyifli, özgür… Sokakta rahatça oyun oynadığımız bir yerdi. Bu kadar beton, trafik, gökdelenler yoktu… Sokakta büyüyen ve ona yetişen son nesil olabiliriz.

Buğra Gülsoy: Evet, evet son nesiliz… Mahallede oynayan, sosyalleşen, mahalle arkadaşlarının olduğu, tornet yapan, köpeklere yuva yapan-besleyen, uçurtma uçuran son nesiliz aslında…

Serhat Teoman: Belki de kendi isimleriyle tanışan… Şu anda internette herkes başka isimlerle tanışıyor. Yüz yüze tanışan yani…

Buğra Gülsoy: Teknoloji çağında büyüyen çocuklar sosyal platformlarda birbirleriyle tanışıp oyun oynama fırsatı buluyorlar. Belki de dediği gibi Serhat’ın yüz yüze tanışan son dönemdi bizim yaşadığımız.

Emre Erkan: Neslimiz tükendi. (gülüşmeler) Mahalle eskiden çok güzel bir yerdi, diyerek bağlayayım.

Türkiye’de başarının gişe üzerinden değerlendirilmesi hakkında neler

söylersiniz?

Serhat Teoman: Evet, filmimizi gişe matematiği yapmadık. Başarının gişe ile değerlendirilmesi doğru değil. Benim için çok az gişe yapmış olmasına rağmen çok sevdiğim ve zaman zaman da hala açıp izlediğim filmler var. Ancak bu matematik ile yapmadık diye gişe beklentimiz yok diye de bir durum yok. Bizim insanlarla paylaşmak istediğimiz bir hikayemiz vardı. Bunu anlatmak istedik ve insanları izlemeye bekliyoruz.

Sinemaseverler Mahalle’yi neden izlemeli?

Emre Erkan: Biz kendimizce sıcak, samimi bir hikaye anlatmaya çalıştık. Gerçekliklerden yola çıkarak bir şey söylemeye çalıştık. Bunu insanlarla paylaşmak istiyoruz. Paylaştığımızda bunu izleyen insanların mutsuz çıkmayacağını düşünüyoruz.

Buğra Gülsoy: Bir de insanların izledikleri zaman çok empati duyabilecekleri karakterler… Mahalle ortamı… Dolayısıyla üç karakterimizde de Sabri, Kenan ve Ömer’de de bir parça kendilerini bulacaklardır.

Serhat Teoman: Artık her şey aynılaştı. Sinemada da belki bu böyle… Komedi anlayışı tekdüze oldu… Biz insanları 90 dakika sıkacağız ve bir sorunsalı mahalle üzerinden anlatacağız demiyoruz. Biz gerçekten farklı bir noktadan baktık komediye. Bizim farklı bir komedi anlayışımız var. Mutlaka gelip bunu deneyimlemeleri lazım.

Gizem, 2007 yılında Trakya Üniversitesi Radyo – Televizyon Yayıncılığı Bölümü’nden mezun oldu. Okuldan hemen sonra, bir yıl Mirror isimli bir kültür sanat dergisinde editörlük yaptı. 2009 yılının başında Kanaltürk’te metin yazarlığı yapmaya başladı. 2010 başında ise Kanaltürk’te Klak isimli bir sinema programı hazırlamaya başladı, metin yazarlığını da sürdürüyor. 2008 yılından beri de sadibey.com’da yazılar yazıyor, röportajlar yapıyor ve bundan büyük keyif alıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here