1. Uluslararası Antalya Film Festivali’nin kapanışını Dorota Kobiela ve Huch Welchman ikilisinin çektiği LovingVincent filmi yaptı. Sanat tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü ressamlarından Vincent Van Gogh’un hayat hikayesini ve gizemli ölümünü anlatan film Antalyalı sinemaseverler tarafından çok beğenildi. Loving Vincent; Antalya’nın en çok izlenen filmi olmakla kalmadı; film sonrasında yönetmeni Huch Welchman ile yapılan Q&A (soru&cevap) bir saati aşkın süresiyle festivalin en uzun süren sohbetlerinden bir tanesi oldu. Gösterim sonrası Huch Welchman ile biraraya geldik.

Gizem Ertürk

Öncelikle tebrikler… Filminiz Antalyalı seyirciden çok güzel tepkiler aldı. Böylesine yoğun bir ilgi sürpriz oldu mu?

Çevremdeki insanlardan Türkiye’nin çok ilginç kültürel öğelere sahip bir ülke olduğunu biliyordum. Samimi olmam gerekirse birçok insanın filmimizi görmek isteyeceğini düşünüyordum. Türkiye’nin filmimiz için potansiyel bir market olduğunu hissediyordum. Buradaki gösterim de yanılmadığımızı gösterdi, gerçekten harikaydı

 

Filminizdeki 5.000 karenin her biri, Polonya ve Yunanistan’daki stüdyolarda seyahat eden 125 profesyonel yağlı boya ressamı tarafından çizilmiş… Nasıl bir süreçti?

Bu film tümüyle elle çizilen resimlerden oluşan ilk film… Her sahne yağlı ve yağlı boya resimlerin fotoğrafları da aynı şekilde… Bu işlemi yapabilmek için normal animasyon film yapar gibi başladık. Storyboard ve filmin önceden hazırlanmış görselleri bilgisayarda hazırladık. Buna “animatic” deniyor. Sonrasında aktörleri alıp yeşil fonda çektik çünkü Vincent normalde resim yaparken gerçek insanlar kullanıyordu. Biz de animasyoncularımızın önünde –daha iyi hayal edebilmeleri için- gerçek performanslar olsun istedik. Tüm filmi canlı çektik ve montajladık. Dizayn görselleştirmelerini Van Gogh’un eserlerine göre yaptık. Filmi kısa parçalara böldük ve farklı ressamlara verdik. Onlarda çalışma masalarına oturup önlerinden kanvas, üstlerinde ekranla hareketli film görüntülerini Van Gogh’un stilinde görselleyerek tekrar hayallerinde canlandırdılar.

Tüm bunlar ne kadar sürdü?

Bu fikir eşimden çıktı ve tüm bunları 65.000 defa yapmamız gerekti. Eşim Dorothy 7 ben de 6 yıl çalıştım. Resim aşaması ise 2 yıl sürdü.

Filminizi ilginç kılan unsulardan bir diğeri de aynı zamanda bir polisiye olması…

“İLGİNÇ BİR GÖRSEL STİLİNİZ OLMASINA RAĞMEN, BİR FİLMDE EN ÖNEMLİ ŞEY HİKAYEDİR. SUÇ FİLMİ ANLATIMIYLA VİNCENT’İN HİKAYESİNİ HERKES TARAFINDAN ANLAŞILABİLİR KILMAK İSTEDİK.”

Film, bir hikaye anlatım aracı… Bizim konumuzda bile bu kadar ilginç bir görsel stiliniz olmasına rağmen, bir filmde en önemli şey hikayedir. Suç filmi anlatımıyla Vincent’in hikayesini herkes tarafından anlaşılabilir kılmak istedik. Bizi de etkileyen bu oldu. Başladığımızda isteğimiz onun resimlerinin Vincent için konuşmasını istedik ve tarihte bunu araştırdığımızda her birinin Vincent hakkında farklı şeyler söylediğini gördük. Bazıları birbirinin tersini söylüyordu. Bu şekilde kimin doğru söylediğini, kimin bir karanlık bir sırrı olduğunu araştırmamız gerekiyordu. Biz de senaryo aşamasında Van Gogh’un müzesine gidip araştırmalar yaptık.

Neler çıktı karşınıza?

İlgimizi çeken ve izleyicinin de ilgisini çekeceğini düşündüğümüz şey; Vincent’in başına gelenlerle ilgili teorilerdi çünkü kendisi tarihimizde hakkında en çok yazılmış kişilerden biriydi. Birçok çözülmesi gereken gizem barındırıyordu hala. Bu gizemli konuların ilginç olduğunu düşündük. Film, gerçekte ne olduğuna dair teoriler üzerine…

“HER BİRİMİZ NEREDEYSE TÜM DÜNYAYI GEZMEMİZE RAĞMEN HİÇBİRİMİZ DAHA ÖNCE TÜRKİYE’YE GELMEMİŞTİK. KÜLTÜREL OLARAK SEYAHAT ETMEK DE İLGİMİZİ ÇEKTİ.”

Filminizin prömiyerini Türkiye’de yapmak istemenizin sebebi neydi?

Türkiye’nin prömiyer yapmak için en kolay yer olduğunu düşündüm. Kapanış filmi olacağımızı söylediklerinde bunun büyük bir onu olduğunu düşündük. Herbirimiz neredeyse tüm dünyayı gezmemize rağmen hiçbirimiz daha önce Türkiye’ye gelmemiştik. Kültürel olarak seyahat etmek de ilgimizi çekti. Diğer festivallerle kıyaslamak gerekirse burada daha iyi hissettiğimi söyleyebilirim. Açıkhava sinemasını çok beğendim, böylesine bir mekanda filmimiz izlediği için çok mutluyum.

Harika sohbetiniz için çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim, o zevk bana ait.

 

 

Gizem Ertürk
Gizem, 2007 yılında Trakya Üniversitesi Radyo – Televizyon Yayıncılığı Bölümü’nden mezun oldu. Okuldan hemen sonra, bir yıl Mirror isimli bir kültür sanat dergisinde editörlük yaptı. 2009 yılının başında Kanaltürk’te metin yazarlığı yapmaya başladı. 2010 başında ise Kanaltürk’te Klak isimli bir sinema programı hazırlamaya başladı, metin yazarlığını da sürdürüyor. 2008 yılından beri de sadibey.com’da yazılar yazıyor, röportajlar yapıyor ve bundan büyük keyif alıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.