HDResim.net

Militarizm; kabaca tabir etmek gerekirse, ordu gücünün ön plana çıkarılması manasına gelmektedir. Sinemaya yansıyışı ise, çoğu zaman ülkelerin yapmak istediği propagandayı da beraberinde getirir. Özellikle Hollywood’un sık sık başvurduğu ve Amerikan Ordusu’nu övmek maksadıyla ortaya koyduğu ürünler, savaşa teşvik ettiği gerekçesiyle taraflı-tarafsız büyük bir kesim tarafından eleştiriye maruz kalmaktadır.

Gelgelelim ki militarist sinemanın ülkemize yansıyışı da en az muadilleri kadar propagandist. Şöyle dönüp arkamıza baktığımızda, özellikle Kıbrıs Barış Harekâtı’nın olduğu yıllarda sıkça başvurulan ve Yunan Ordusu’na karşı alınan zaferleri beyazperdeye taşıyan militarist sinema, günümüzde ise hükümetlerin günlük siyasetine göre şekillenmektedir. Özellikle son birkaç yıldır artan ve Dağ 2’nin gişede elde ettiği başarıdan sonra daha da artması muhtemel olan militarist filmler, kimi zamanda epik kahramanlık örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çanakkale yahut Kurtuluş Savaşı’nı merkezine alan ve Türk Askeri’ne yapılan övgüyü dile getiren bu filmler, propagandadan çok yaşanmış tarihi bir olayı, kahramanlık çerçevesi altında vermesiyle türevlerinden ayrılabilmektedir.

Malum, Alper Çağlar’ın yönetmenliğini yaptığı Dağ 2, deyim yerindeyse 2016 yılının son aylarına damga vurdu. Bordo Berelileri odak noktasına alan filmin, gişede elde ettiği başarı militarist yapımların atacağı adımların da önünü açmış gibi duruyor. Nitekim önümüzdeki aylarda televizyon ekranlarına gelecek olan 3 adet Bordo Bereli dizisinin tanıtımları dönmeye başladı bile. Beyazperdede ise, Bordo Bereliler Suriye isimli film, nisan ayında izleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Her ne kadar militarizm, karşısında durduğumuz bir kavram olsa dahi, onun sinemaya yansıyışını incelemekte yarar var. Dilerseniz, ülke sınırları içerisinde çekilmiş ve hala hafızlarımızda yer eden militarist filmlere hep birlikte göz atalım.

 

Kaybedilen Topraklar: Irak, Filistin, Suriye…

Özellikle son dönemde üretilen militarist sinema örneklerinde, hükümetin güncel politikalarından kesitler görmek mümkün. Bu nedenle Türk Askeri’ni Irak’ta, Suriye’de yahut Türkiye’nin doğusundaki bir dağda çatışırken görebilmekteyiz. Dilerseniz lafı uzatmadan son dönemde üretilen bu filmlerle sizi baş başa bırakalım.

Kurtlar Vadisi Irak (Serdar Akar – 2006)

Kurtlar Vadisi’nin 97 bölümlük orijinal serisi son bulmuş, ekip hiç hız kaybetmeden kendini beyazperdeye taşımıştı. Malum, o dönemde Irak’ta başına çuval geçirilen Türk Askeri’nin akıbeti oldukça gündemi meşgul etmekteydi. Nitekim diziden de alışkın olduğumuz şekilde Kurtlar Vadisi senaristleri, bir kez daha gündemle paralel gitmeyi seçmiş ve ana tema olarak da kendilerine bu konuyu belirlemişlerdir. Polat Alemdar ve ekibinin, Türk Askeri’nin başına çuval geçiren “Derin Amerika”dan intikam almak için Irak’ın yolunu tutması; aksiyon ve şiddetin bol olduğu, aynı zamanda nefret söylemlerinin de oldukça revaçta olduğu bir filmi huzurlarımıza getirmektedir. Necati Şaşmaz, Gürkan Uygun ve Billy Zane’in başrolleri paylaştığı film, o döneme kadar sinemaya yaptığı özgün işlerle karşımıza gelen Serdar Akar imzasını taşımaktadır.

 

Nefes: Vatan Sağolsun (Levent Semerci – 2009)

Üst düzey çekim sahneleri ve izleyici de yarattığı gerilim dozajıyla hafızalarımızda yer eden Nefes: Vatan Sağolsun, Irak sınırında yer alan Karabal Tepesi’ndeki bir jandarma karakolunu korumakla görevli bir yüzbaşı ve onun emrindeki kırk askerin hikâyesini konu almaktadır. Realist biçemi ve diyaloglarıyla vuruculuğunu yukarılara taşıyan film, aynı zamanda Türkiye’nin doğusunda asker olmanın ne denli büyük bir psikolojik savaşı beraberinde getirdiğini de açıkça resmetmektedir. Başından sonuna dek, askerlerin yaşantısına ışık tutan ve finalinde vuku bulan etkileyici savaş sahnesiyle arz-ı endam eden Nefes: Vatan Sağolsun, yer yer gerçekleri tokat gibi yüzümüze vurmanın yanı sıra git gide artan aksiyonuyla da sinemamızın etkileyici savaş filmlerinden biri olarak tarihtekini yerini almıştır.

Dağ (Alper Çağlar – 2012)

Askerde komutanlarına çektirmesiyle adından söz ettiren ve adeta arızanın sözlük karşılığı olan Keçiörenli Bekir ile kısa dönem için askere gelen Oğuz’un hikâyesi, en başta kavga gürültüyle başlasa da, yaşadıkları ve gördükleri bu iki ismin sıkı sıkıya birbirine kenetlenmesine olanak sağlayacaktır. Alışılmışın dışındaki kurgusuyla henüz ilk dakikalarında farkını ortaya koyan Dağ, farklı kültürlerden gelen iki gencin hayatta kalmak için omuz omuza vermesini konu alırken; dramatik yapısını oldukça gerçekçi bir anlatı üzerine kurması ise filmin başından sonuna dek zevkle takip edilmesine olanak sağlamaktadır. Paralel ilerleyen kurguda, bir yandan birbirinin tamamen zıttı olan bu iki gencin çatışmasına tanıklık ederken bir yandan da mahsur kaldıkları dağdan kurtulma çabasına şahitlik etmekteyiz. Hem savaş sahneleri ile hem de diyaloglarıyla başlı başına bir askerlik filmi olan Dağ, Alper Çağlar’ın gümbür gümbür gelen ayak seslerinin de ilk habercilerinden olma niteliği taşımaktadır.

Dağ 2 (Alper Çağlar – 2016)

Herhangi bir sinema salonuna gittiğinizde, sulu zırtlak komedilerin ya da nadir durumlarda da cinlerin ele geçirdiği korku filmlerinin kapalı gişe oynadığına tanıklık etmişsinizdir. Nitekim bu iki tür dışında, sinema salonlarını ayakta tutan bir üçüncü yerli tür maalesef ki yok. Daha doğru tanımlamak gerekirse yoktu. 2016’nın sonlarına doğru vizyona giren Dağ 2, çıkardığı başarılı ve farklı reçeteyle izleyiciyi salona çekmesi muhtemel bir üçüncü türü de doğurmuş durumda. Keza Dağ 2, basit bir militarizm filmden öte, başarıyla çekilmiş savaş sahneleri ve her daim diri tuttuğu heyecanı ile üst düzey bir aksiyon filmi olmayı başarıyor. Buna ek olarak, ilk filminden tanıdığımız Bekir ile Oğuz’un git gide güçlenen dostluğunun da paralel kurgu şeklinde verilmesi, hikâyenin seyir zevkine pozitif anlamda katkı sağlıyor. Başından sonuna dek doğru tasarlanmış ve uygulanmış bir şablon üzerine kurulu olan Dağ 2, 3.588.959 kişi tarafından izlenerek de vizyon macerasını başarıyla sonlandırmıştır.

 

 

 

 

 

Yavru Vatan: Kıbrıs

Malum, militarist filmler çoğu zaman propaganda aracı olarak kullanılmakta. Nitekim 70’li yıllara doğru uzandığımızda, gündemi meşgul eden en önemli hadisenin de Kıbrıs’ta yaşanan olaylar olduğunu görmekteyiz. Ayşe henüz tatile çıkmadan önce ortaya konulan bu filmler ise, halkın gözünde Türk’ün gücünü ve olası bir savaş durumunda yapabileceklerini hatırlatması amacından oldukça önemli bir yerde durmaktadır. Dilerseniz, Türk Askeri’nden önce Kıbrıs’a çıkartma yapan filmlere hep birlikte göz atalım.

Şehitler (Çetin İnanç – 1974)

Daha öncesinde Kıbrıs’ta görevli olan Üsteğmen Kemal’in gizli bir görev için yeniden Yavru Vatan’a gönderilmesi ve tam bu zaman diliminde yükselen Türk-Rum gerilimini odak noktasına alan Şehitler, şiddetli bir şekilde gelişen ırkçı söylemleri de beraberinde getirmektedir. Türk Askeri’ne yapılan övgü ile hafızlarda yer eden hikâye, yer yer ucuz bir avantür film hüviyetine bürünse de militarist sinema örnekleri arasında da kendine yer bulabilmektedir. Nitekim başından sonuna dek, Türk-Rum çekişmesini nefret söylemleriyle anlatan ve bunu çatışma sahneleriyle süsleyen Şehitler; aksiyonun bir an olsun azalmadığı bir yapım olarak da hatırlanmaktadır. Sinemamızın nevi şahsına münhasır isimlerinden Çetin İnanç’ın yönetmen koltuğunda oturduğu filmin başrolünde ise Tamer Yiğit yer almaktadır.

Önce Vatan (Duygu Sağıroğlu – 1974)

Asker olmaktan ve o üniformayı taşımaktan onur duyan Teğmen Yavuz’un hikâyesi, Kıbrıs Türklerini Rumlara karşı silahlandırmak ve teşkilatlandırmak adına Yavru Vatan’a gitmesiyle başlamaktadır. Bu dakikadan itibaren, çekildiği dönemin oldukça üzerindeki savaş sahneleriyle arz-ı endam eden Önce Vatan, bir yandan da Teğmen Yavuz ile Kıbrıs Türk’ü Zeynep arasında yaşanan yakınlaşmayı huzurlarımıza getirmektedir. İlk dakikasından son dakikasına kadar Türk Askeri’ne olan övgüyü dile getiren ve bu üniformayı taşımanın şanlı bir görev olduğunu defaatle irdeleyen Önce Vatan, dramatik yapısının yanı sıra ilgi çekici çatışma sahneleriyle de adından söz ettirmeyi başarmıştır. Duygu Sağıroğlu’nun yönetmenliğini yaptığı, Cüneyt Arkın ve Fatma Girik gibi isimlerin başrolü paylaştığı film, kabarttığı milli duygularla da öne çıkmaktadır.

Sezercik Küçük Mücahit (Ertem Göreç – 1975)

Öz babasının, o doğmadan şehit olması ve annesinin de akıl hastanesine düşmesi sebebiyle, çocuğu olmayan başka bir aile tarafından yetiştirilen Sezer, tüm bunlardan habersiz yükselen Türk-Rum gerilimin ortasında kalmış bir çocuktur. Kendisine sahip çıkan aileyle mutlu bir hayat sürmeye çalışsa da, Kıbrıs’ın o dönemki politik gerginliğinden nasibini alan Sezer; Rum çetelerin acımasız tarafıyla küçük yaşında yüzleşmek durumunda kalırken, teselliyi ise Türk Askeri’nin güçlü duruşunda bulacaktır. Bu dakikadan itibaren Küçük Mücahit olarak anılmaya başlayan ve kendisini bir anda Kıbrıs Savaşı’nın ortasında bulan Sezer, bir yandan da onu doğuran annesini bulmaya çalışacaktır. Bir çocuk gözünden, o dönem yaşananları aktarma yolunu seçen Sezercik Küçük Mucahit; başından sonuna dek takındığı ve sürekli olarak dile getirdiği asker sevgisinden ötürü militarist olarak adlandırabileceğimiz bir film. Yönetmenliğini Ertem Göreç’in yaptığı, başrollerini ise Sezer İnanoğlu, Orçun Sonat ve Perihan Savaş’ın paylaştığı film, Kıbrıs Çıkartması’ndan bir yıl sonra Yavru Vatan’da çekilmiştir.

 

Vatan Savunması: Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale

Her ne kadar uzun yıllardır bu coğrafyada yaşayan bir kavim olsak da Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişi çok uzun yıllara dayanmamaktadır. 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Cumhuriyet, temellerinin atılması için birçok kanlı ve ağır savaşı da beraberinde getirmiştir. Bunların içinde kuşkusuz, 1.Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen ve Atatürk’ün önderlik ettiği Çanakkale Savaşı tarihimizin en önemli hadiselerinden birini temsil etmektedir. Nitekim orada kazanılan zafer, Türk milletinin özgürlük umutlarını diri tutarak, Kurtuluş Savaşı’na daha bir özgüvenle sarılmalarına olanak sağlamıştır. Böylesi büyük iki büyük savaşın vuku bulması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atan en önemli iki olay oluşu da yıllar yılı beyazperdede karşımıza çıkmaktadır. Dilerseniz, Türk Askeri’ne övgünün ön plana çıkarıldığı ve epik olarak da nitelendirebileceğimiz bu filmlerin en iyilerine birlikte göz atalım.

Bir Millet Uyanıyor (1966 – Ertem Eğilmez)

Adıyla müsemma bir şekilde; Çanakkale ve 1.Dünya Savaşı’nın ardından bitap düşmüş Türk halkının Kurtuluş Savaşı için yeniden dirilmesini odak noktasına alan Bir Millet Uyanıyor, milli duyguların oldukça yoğun olduğu bir film olarak da hatırlanmaktadır. Yönetmenliğini sinemamızın usta isimlerinden Ertem Eğilmez’in yaptığı film, Çanakkale Savaşı’nda taburunun neredeyse hepsini şehit vermiş şanlı 96.Alayın kalan son neferlerinin, kurtuluş ümidiyle yeniden bir araya gelmesini konu almaktadır. Davut Yüzbaşı önderliğinde ilerleyen ve Yunan’ın memleketi işgal etmesinin önüne geçmek isteyen bir grup askerin hikâyesi, başından sonuna dek kahramanlık kokan ve Türk Askeri’nin dirayetli duruşuyla başarıya ulaşacak yolun ilk adımlarını temsil etmektedir. Kartal Tibet, Münir Özkul, Atıf Kaptan, İhsan Yüce ve Erol Taş’ın başrolleri paylaştığı film, sinema tarihimizin de en önemli yapımları arasında da anılmaktadır.

120 (2008 – Murat Saraçoğlu&Özhan Eren)

120’nin bu listedeki diğer filmlere oranla militarist unsurlarının az olduğunu en başta söylemekte yarar var. Ancak yine de orduya güttüğü methiyelerden ve mecburi de olsa savaşın peşinden gitmesinden dolayı onu bu listeye almak en doğrusu olacaktır. 1. Dünya Savaşı yıllarında, Sarıkamış’ta savaşan Türk Ordusu’na mühimmat taşıyan 12 ila 17 arasındaki 120 gönüllü çocuğun hikâyesinin anlatıldığı film, şüphesiz duygusal yapısıyla hafızalara kazınmıştır. Karda kışta gencecik dimağların, savaşan Türk Askeri’ne ulaşmak için sarf ettikleri çaba, oldukça dramatik bir duruşu beraberinde getirmesinin yanı sıra zaman zaman da yükselecek milli duyguların önünü açmaktadır. Yönetmenliğini Murat Saraçoğlu ve Özhan Eren’in yaptığı filmin başrollerini Burak Sergen, Özge Özberk ve Cansel Elçin gibi isimler paylaşmaktadır.

Çanakkale: Yolun Sonu (2013 – Kemal Uzun)

Elde avuçtaki en iyi Çanakkale filmlerimizden biri olan Çanakkale: Yolun Sonu, keskin nişancı Muhsin’i odak noktasına alarak bu kanlı savaşa farklı bir perspektiften yaklaşmayı başarıyor. Gürkan Uygun’un destansı bir şekilde hayat verdiği Muhsin Onbaşı vesilesiyle, Çanakkale Savaşı’nı tümüyle değil yalnızca bir boyutuyla irdelemeyi seçen film, böylelikle bir belgeselden çok kurgusal şablonlara oturan bir yapım olmayı başarıyor. Bununla birlikte, Muhsin’in cesur bir şekilde düşmanla savaştığı sekanslarda filmin seyir zevkinin oldukça yukarılara taşındığını söyleyebiliriz. Militarist öğeleri bol olan ve aynı zamanda epik bir film olma özelliği de taşıyan Çanakkale: Yolun Sonu, tüm bu savaş ortamında kendine has bir aşk hikâyesi servis etmeyi ihmal etmiyor ve filme ayrı bir lezzet katmayı da başarıyor. Yönetmenliğini Kemal Uzun’un yaptığı filmde, Gürkan Uygun’a Umut Kurt ve Berrak Tüzünataç başrollerde eşlik etmektedir.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.