Diyarbakır’da yaşayan, İstanbul’da olmadan da sinema yapılabileceğini gösteren ve daha çok !f tarzı bağımsız filmlere imza atan Ali Kemal Çınar üçüncü filmi Genco’yla yine absürd, basit ama farklı bir filme imza atıyor ve izleyeni gülümsetmeye devam ediyor. Kısa filmlerini saymazsak ilk olarak Antalya Film Festivali’nde Kısa Film /Kurte Film ile tanıdığımız ve basur sorunu yaşayan bir adamın öznel dünyasını karşımıza getiren Çınar filme dair değişik; olumlu ve olumsuz anlamda yorumlar almıştı. Bu filmden sonra durmayan, çekmeye devam eden Çınar çektiği Gizli / Veşarti fimiyle geçen yıl Keşif bölümünde hem büyük ödülü hem de Siyad ödülünü kazanmıştı. Kadın kimliği ve onun kullanım alanları üzerine deneysel, cesur ve yenilikli bir tarzla karşımıza çıkmıştı. Tabii kimliklere dair, toplamda yapılan zorlama bir algıda filmin bir yerlerinden filizlenip çıkıveriyordu.

Çınar’ın bir diğer özelliği de politik ezber çarkına girmeden kendi alt metinlerini kendi naif tarzıyla yazıyor oluşu… Bu da her seferinde dikkat çekici filmlerin ortaya çıkmasına vesile oluyor. Tıpkı son filmi Genco’da olduğu gibi. Kürt süper kahraman haberleriyle şimdiden dikkatleri çeken filmin çıkış noktalarında biri Çınar’ın ilk uzun metrajı Kurte Film’den ‘ıkınma’ refleksini ödünç alıp, onu bir süper kahraman tepkisine dönüştürmek olmuş diyebiliriz.

Filmlerinde ev içine fazlaca hapsolan, bir de kendisine bahşedilen süperkahraman kimliğinin altında kostümüyle gizlenen adamın, her türlü ‘gizil’ takılması yine bir kimlik sorununu işaret ediyor. Arkadaşıyla vejetaryen cafe işleten (vejetaryenliğe bir selam çaktığı kesin) ve bu konuda isim yapsalarda işleri iyi gitmeyen Ali Kemal, babasının yemeklere et suyu katmasıyla gelişen olayları, kendi gücünün yanlışlıkla başkasına geçmesiyle ilgili durumları gayet ironik bir biçimde anlatıyor. Anne babasıyla olan sıkıntılı yaşamından kopamayan, takıntılı bir adamın sınırlı süper kahraman güçleriyle kendisine bile yetememesine dair güzel bir vurgu içeriyor film. Aslında yine bedenin içinde hapsolmaya dair düşüncelerine yani beden üzerine düşünmeye devam ediyor diyebiliriz Ali Kemal Çınar için.

Kendi yazıyor, oynuyor ve yönetiyor. Aslında bağımsız sinema dediğimiz şeyi mekana, zamana ve maddiyata bağlamadan kendi yöntemleriyle oluşturuyor, bu da farklı, gündelik ama varoluşa dair cesur bir sinema dili yaratıyor. Mütevazı, ironik, hatta komik ve sahici.

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.