Uzun zamandır sinemaseverlerin muzdarip olduğu bir durum var. Güzelim sinema salonlarımızın çoğunu kaybettik. Hatırlıyorum çok değil 5-10 yıl önce Beyoğlu’na inmek hala keyifliyken, günün herhangi bir saatinde mutlaka izleyecek bir film bulurdum. Hala hafızamda yer eden birçok yerli-yabancı filmi de bu salonlarda izlemişimdir. Alkazar’ın yeri çok ayrıydı mesela benim için. O salonu ayrı severdim, orada izlediğim filmleri de öyle…

Yıllar içinde, sistemli bir şekilde film izleme alışkanlıklarımız değiştirildi. Ardı ardına açılan alışveriş merkezlerinin içindeki sinema salonlarında, bizim için seçilmiş malum filmlere mahkum edildik. Üstelik bu salonlar bize yüksek teknoloji, konfor vs. gibi vaadlerde bulunuyordu. Beyoğlu’ndaki o küçücük, eski yada işlevsiz denilen salonlarda hiç karşılaşmadığım binbir türlü sorunla bu sözüm ona süper iyi salonlarda karşılaştım.

Film başlamadan ya da aralarda gösterilen reklamlar ise ayrı bir vahim durum. Pekçok kez film izlediğim salonlarda seyirci ile birlikte bu durumu alkışlara protesto ettik. Geçen yıl kendi televizyon programımda da birçok kez bu sorunu sıkça gündeme getirdim. Sokağa çıkıp seyirciye sorduk, bir kişi de ne güzel yarım saat reklam izlemek demedi. Herkes durumdan rahatsızlığını dile getirdi. Hiç de azınlık olmadığımızı gördük. Gördük görmesine ama hiçbir şey de değişmedi. Durum daha vahim bir hal aldı.

Dışarıdan fiyakalı görünen bu salonların içerisine ise hep aynı türden filmler daha da fenası aynı filmler koyulmaya başlandı. Hatırlıyorum on salonlu bir sinemanın sekizinde aynı filmin oynadığını gördüğümde dehşete düşmüştüm. Bu durum oraya gelen seyirciye başka bir film izleme hakkı tanımıyordu. Sonra bu filmler, yaptıkları gişelerle övünüp cumhuriyet tarihinin en çok izlenen filmi biz olduk gibi talihsiz açıklamalar yapıyorlardı.

Yönetmen Kaan Müjdeci, kendi başından geçen bir dağıtım krizi sonucunda sinema yazarı arkadaşları Evrim Kaya ve Şenay Aydemir ile birlikte bu meselenin üzerine giden bir belgesel yapmaya karar vermişler. 35. İstanbul Film Festivali’nde seyirci ile buluşan bu yapımda, bağımsız filmlere neredeyse kapılarını tamamen kapatmış ve sektörün yarısından fazlasını elinde bulunduran tek bir sinema zincirinin uzun vadede ülke sinemamıza nasıl ölümcül zarar verebileceği cesurca masaya yatırıyor. Kaan Müjdeci asıl meselerinin bağımsız filmlerin vizyon şansı bulup bulamaları değil, şirketin kontrolsüz ve illegal bir şekilde tekelleşip, sinema biletinden film seçimine kadar dayatmacı bir tavır ile ilerlemesi olduğunun altını çiziyor.

KAAN MÜJDECİ; MESELE BAĞIMSIZ FİLMLERİN VİZYON ŞANSI BULAMAMASI DEĞİL…

 

 

İlk filminiz “Sivas”ın dağıtımı sırasında Mars Grup ile artık herkesin bildiği o talihsiz durumu yaşamasaydınız, yine de böyle bir filmin içinde olur muydunuz?

Ben gazeteci degilim, bunun film yönetmeninin görevi olduğunu düsünmüyorum. Herkes kendi isini yapmali. Herhangi bir sekilde bir baglantim yoksa yapmamin da bir anlami olmazdi.

 

Bu sinema zinciri bir yandan ülkenin en önemli bağımsız festivallerinden bir tanesine de destek veriyor. Festival filmlerinin seyirci ile buluşmasına olanak sağlıyor.

Birçok mafya lideri de fakirlere yardım ettiginden bahseder. Bu bir kendini aklama, statü elde etme seklidir. Benim acimdan hiçbir kıymetı yoktur. Böylesine berbat bir imajin icinde kendilerine prestij sağlamak icin yapılan destekler kendilerini bağlar.

 

Filminizin sektördeki sözünü ettiğiniz adaletsizliğe dair bir şeyleri değiştireceğine inanıyor musunuz?

 

Bu şirket açısından bir şeyler değişir, bundan sonrasinda daha dikkatli olunur ama köklü degisiklikler icin sektörün de ciddi değisikliklere ihtiyaci var.

 

 

İşin diğer tarafındaki – yani gişe filmi yapan sinemacılar- Onlar da

hatayı kendilerinde arasınlar, sıkıcı filmler çekmesinler, halka hitap etsinler gibi yorumlarda bulunuyor. Bazı meslektaşlarınızın bu tavrı canınızı sıkıyor mu?

 

Bunu söyleyenin kim olduguyla alakali bir durum bu, söyleyen kisinin yaptigi filmlere bakmak gerek , birikimine bakmak gerek. Böyle seyler pek canımı sıkmıyor. Bu tür seyleri takip de etmiyorum , bu tür bir tartışmanın tarafı değilim.

 

Belgeselde de sık sık görüntülerine yer verilen Muhsin Bey ya da diğer Yavuz Turgul filmlerini düşünecek olursak, bu sorunun aslında çok daha eskilere dayandığını söyleyebilir miyiz?

 

Bu sorun hep vardir, görünen o ki var da olacaktir… Sorunun normal kosullarda seyri önemli. Fakat  burada mesele bagimsiz filmlerin vizyon bulup bulamamasi değil. Burada mesele bir firmanin kontrolsüz ve illegal sekilde tekellesip sinema biletinden tutunda film secimine kadar dayatmaci bir tavirla ilerlemesidir. Meselemiz budur. Dolaysıyla bunun dışındaki her sorunun cevabı bu konuyu sulandırmaktan başka bir ise yaramaz.

 

Zaman zaman artık Türkiye de film yapmak istemediğini ya da festivallere katılmayacağını bildiren

yönetmenler oluyor. Siz de Sivas’tan sonraki süreçte benzer bir duyguya kapıldınız mı?

 

Aslolan filmdir… film yaparsiniz ve o kalir. uzun vadede hatirladigim hep komik anilar. filminiz iyiyse bu tür seyler pek sorun olmaz.

 

Belgeseli izlemek isteyenler nasıl ulaşabilecek?

Mayis ortalarina dogru sanirim internete koyacagiz.

 

 

Yeni filminiz Iguana Tokyo kültür bakanlığından ciddi bir destek de aldı. Ne gibi hayalleriniz var filme dair?

 

İyi bir film cekmek disinda baska bir hayalim yok. ne hakkinda bir film oldugunu bende bilmiyorum, bir seyin hakkinda olan filmleri sevmiyorum.

 

 

Gizem Ertürk
Gizem, 2007 yılında Trakya Üniversitesi Radyo – Televizyon Yayıncılığı Bölümü’nden mezun oldu. Okuldan hemen sonra, bir yıl Mirror isimli bir kültür sanat dergisinde editörlük yaptı. 2009 yılının başında Kanaltürk’te metin yazarlığı yapmaya başladı. 2010 başında ise Kanaltürk’te Klak isimli bir sinema programı hazırlamaya başladı, metin yazarlığını da sürdürüyor. 2008 yılından beri de sadibey.com’da yazılar yazıyor, röportajlar yapıyor ve bundan büyük keyif alıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.