1943 yılında doğan Kanadalı çılgın yönetmen David Cronenberg’in filmografisini iki kısımda ele almak gerekiyor. 1969’da Stereo ile başlayıp 1999’da Existenz’a kadar olan 30 yıllık süreçte Cronenberg, cesur, sert ve şok edici tarzıyla “body-horror” janrının yönetmeni olarak bilindi.

Çoğu filminde et, kan ve teknolojinin insan vücuduyla metamorfozu bileşimini kullanarak fantastik, korku ve bilim-kurgu türlerinde bir kariyer inşa etti. 2002’de yönettiği Spider filminden itibaren ise adeta bambaşka bir filmografinin kapılarını araladı. 2000 sonrası Cronenberg filmlerinde fantastik, korku ve bilim-kurgu türlerine rastlamak, Existenz’daki gibi insan vücuduna takılan vajinamsı bio-portlar, Naked Lunch’taki gibi sürreal yaratıklar, konuşan daktilolar, Videodrome’daki gibi televizyondan çıkan eller, Scanners’taki patlayan beyinler görmek imkansızdır. Dolayısıyla Cronenberg sinemasını body-horror’suz düşünemeyenlerin bu değişime alışması zor olmuştur.

A History of Violence ve Eastern Promises filmleriyle beraber Cronenberg, eski formülünden “teknolojinin insan vücuduna tesiri” kısmını çıkarıp et ve kan formülünü daha realistik hikayelerde denemeye başladı. Bu iki filmle hikaye örgüsü daha ana akım sinema halini aldı ve belki bu sebeple daha çok sevildi. Cronenberg’in eski döneminin birçok hayranı bile iki bu filmi özellikle sever. Cosmopolis ve Maps to the Stars iile Cronenberg’in artık farklı şeyler yapma isteği açığa çıktı, özellikle Cosmopolis’le deneysel sinema normlarına yaklaşan sinemasal açıdan oldukça zorlayıcı bir hikaye anlattı. Bu son iki filmle ana akım hikaye anlatısını ise tekrardan izleyiciyi zorlayıcı bir üsluba dönüştürdü. Fakat Cronenberg hemen hemen 2000 sonrası tüm filmlerinde “beden” ve “deformasyon”a olan tutkusunu yine bir şekilde dile getirdi. Şiddetin Tarihçesi’nde Ed Harris’in suratı, Şark Vaatleri’nde Viggo Mortensen’in dövmeleri, Cosmopolis’te limuzinin bir beden olarak tasvir edilişi, A Dangerous Method’ta Keira Knightley’nin vücudu üzerinde uygulanan şiddetten zevk alması, Maps to the Stars’ta Mia Wasikowska ve Julianne Moore’un suratı ya da vücutları hep beden ve deformasyon ikilisiyle ilişkili tercihlerdi.

Cronenberg’in 67. Cannes Film Festivali’nden “En İyi Kadın Oyuncu – Julianne Moore” ödülüyle dönen son filmi Maps to the Stars, ülkemizde E Filmekimi kapsamında festival izleyicisiyle buluşsa da, 9 Ocak 2015’te vizyona girecek. Maps to the Stars’ın gelişiyle beraber Cronenberg sinemasının 2000 sonrasındaki örneklerine bir göz atalım.

 

Spider (2002)

Patrick McGrath’ın aynı isimli romanından uyarlanan Spider, Cronenberg’in zorlayıcı body-horror ve fantastik sinema sularını geride bırakıp kariyerindeki ikinci döneme geçtiği ilk film olarak önem taşıyor. Cronenberg, çocukluk travmaları, kimlik karmaşası ve hafıza temalarına odaklanarak baştan sona roman kokan Kafkaesk bir atmosfer tasarlarken, önceki filmlerine oranla daha sakin, durgun, kısmen soyut, az replik içeren bir filme imza atıyor. Ralph Fiennes, Oeduipus kompleksi, varoluşsal sorunlar ve zihninin sınırlarına dair psikolojik katmanları derinlikli karakteriyle kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor.

 

 

A History of Violence (2005)

Cronenberg’in ana akım sinema normlarına en yakın filmi olan Şiddetin Tarihçesi, sıradan bir adamın bir günde kahraman olup tanınınca gizlenmiş kimliğinin ortaya çıkma sürecini anlatıyor. Bir nevi anti-western olarak nitelendirebileceğimiz film, insanoğlunun kendisini olduğundan farklı bir kimlikte göstermeye çalışmasının mümkün olmadığını, geçmişimizin ve içimizde saklı şiddet duygusunun tokat gibi bir dışavurumunu sergiliyor. Aniden ortaya çıkan şiddet sahneleri, Ed Harris’in deformasyona uğramış yüzü ve özellikle finaldeki sert sevişme sahnesiyle hafızalara kazanan film, Cronenberg’in Viggo Mortensen ile ard arda 3 film sürecek olan işbirliğinin başlangıcıydı.

 

Eastern Promises (2007)

Cronenberg’in Londra’da geçen bir organize suç örgütü üzerine şekillendirdiği filmi Şark Vaatleri, bir hemşirenin doğum esnasında kurtaramadığı bir Rus kadının mektubundan yola çıkarak Rus mafyasının gizemli, şiddet ve sırlarla dolu dünyasına tanık olmasını ele alıyor. Gangster filmlerinin klasik anlatısından ziyade daha dağınık bir hikaye kurgusuna sahip olan film, artık bir klasiğe dönüşen hamamdaki şok edici dövüş sahnesi, kesilen parmaklar, bıçaklanan gözler, insan vücudunun deformasyonunu gözler önüne seren dövmeler gibi sahneleriyle Cronenberg’in dokunuşunu sonuna kadar hissettiriyor. Şiddetin doğası, yeraltı seks trafiği, bastırılmış kimlikler ve organize suç örgütleri üzerine yapılan incelemeleriyle hatırlanacak olan filmde Viggo Mortensen, canlandırdığı Nikolai karakterini hafızalara kazıdı ve performansıyla Oscar’a aday oldu.

 

A Dangerous Method (2010)

Sigmund Freud ve Carl Jung’un hayatını Cronenberg’in aykırı perspektifinden izleme düşüncesi başta oldukça heyecanlandırsa da A Dangerous Method, ne yazık ki Cronenberg’in en basit, sade ve düz filmi olarak hafızalarda yer ediyor. Senaryosunun ve özellikle vurucu olması beklenen diyalog yazımının oldukça basmakalıp bir şekilde yazılması, karakterlerin karikatürize olmamasına rağmen inandırıcılık sorunları yaşaması, dönem filmi olarak ele aldığımızda bile sinematografik ve sanat yönetimi açısından anca “yeterli” kıvamda oluşu gibi eksikliklere sahip. Viggo Mortensen ve Michael Fassbender’ın performansları büyük oynamayıp yeterli düzeyde arz-ı endam etse de, senaryonun yarattığı alan dar olunca ve Cronenberg kendisinden beklenen hiçbir çılgınlığı ya da bomba gibi bir adımı(!) gerçekleştirmeyip düz bir anlatıda devam edince filmin hayal kırıklığı yaratması kaçınılmaz oluyor.

 

Cosmopolis (2012)

Don De Lillo’nun romanının çok sadık bir uyarlaması olan Cosmopolis, belki de Cronenberg’in en geveze filmi. Sinema diline açıkça bir saldırı olarak anlamlandırılabilecek yarı kurmaca yarı deneysel anlatım stili filmin asıl meselesini oluşturuyor. Global finansal çöküşle antikapitalist eylemlerin paralel olarak ilerlediği sahnelerde ruhsuz multimilyoner Eric’in kontrolden çıkarak kendi kendini yok edişini izlemeye başlıyoruz. Baştan sona diyaloglarla dolu olup diyalogların hiçbir anlam ifade etmemesiyle, soyut ve teatral bir düzlemde ilerlemesiyle Alain Resnais’in “Last Year at Marienbad” (1961) ıyla uzaktan akrabalık taşıdığını da söyleyebiliriz. Kapitalist sistemi bir nevi “laf tiyarosu” eşliğinde aktaran bu yapıbozucu anlatım stilini hikayenin amacına uygun kadrajlarla, ışıklarla, mekanlarla ve müzik kullanımıyla destekleyen Cronenberg, ya çok sevilecek ya da nefret edilecek kadar kesin çizgilerle belirlenmiş bir filme imza atıyor.

 

Maps to the Stars (2014)

Cronenberg, son filminde Hollywood’u ve yıldız sistemindeki yapaylığı, dönen entrikaları, starların birbirleriyle çekişmelerini, uyuşturucu bağımlılığını ve grup seks ilişkilerini güçlü bir dramatik hikaye örgüsüyle sert şekilde eleştirmeyi amaçlıyor. Bu yolculukta kurmaca isimler kadar gerçekte var olan yıldız oyuncuların isimlerinin de senaryoda geçmesi günümüz sinema sektörüyle gerçekçi bir bağ kurmamızı da sağlıyor. Böylelikle cast seçimlerine bakıldığında filmdeki kurmaca karakterleri fiziksel olarak gerçek ünlülerle benzeştirmek de mümkün oluyor. Halüsinasyon sahneleri, şizofreni ve gerçeklik arasında gidip gelen boyutlar, korku – komedi ikilemindeki hikaye anlatısı ve Julianne Moore’un filmdeki çiğ dokuyu daha da fazla gözümüze sokan abartılı ama güçlü kompozisyonu filmin türler arasında dolaşan yapısını ilgi çekici kılan faktörler.

Halil İbrahim Sağlam

 

Halil İbrahim Sağlam
20 Temmuz 1989 yılında İstanbul'da doğdu. Sinemayla 16 yaşında ilgilenmeye başladı ve usta Yeşilçam yönetmenlerinden ders alarak kendini geliştirdi. Kısa metraj filmler yönetti ve senaryolarını yazdı. İstanbul Arel Üniversitesi’nin ve Erciyes Üniversitesi’nin “Sinema ve Televizyon” bölümlerinden mezun oldu. 2011’den bu yana sinema yazarlığı yapıyor. Güney Kore sinemasına ve polisiye romanlara özel bir ilgisi var. İlk uzun metrajlı filmini çekebilmek ve polisiye türündeki ilk romanını yayımlatabilmek için çalışmalarını sürdürüyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.