Son yıllarda sık sık gündeme gelen bir aktör var ki seçtiği nokta atışı projelerle göz dolduruyor. Bununla birlikte hali hazırda yakın tarihte rol alacağı yeni filmler ile sağlam adımlarla kariyerinde ilerliyor. Bu isim en son geçen ay X-Men : Geçmiş Günler Gelecek’te izlediğimiz yetenekli aktör James McAvoy’dan başkası değil.

1975 doğumlu İskoç kökenli aktör kariyerine dizi ve filmleriyle başladı. Early Doors, State Of Play ve Shameless gibi ünlü dizilerde boy gösteren aktörü esasen Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia: The Lion, the Witch and the Wardrobe, 2005) filmindeki Mr. Tumnus karakteri ile tanıdık. Çok satan fantastik kitap serisinin ilk filminde rol alan McAvoy daha sonra 2006’daki Oscar yarışında Forest Whitaker’ın en iyi erkek oyuncu ödülü aldığı ‘İskoçya’nın Son Kralı’ (The Last King of Scotland, 2006) ile karşımıza çıktı. Basamakları yavaş yavaş ama emin adımlarla çıkmaya başlayan McAvoy dikkat çekmeye başlamıştı.

Penelope (2006), Starter for 10 (2006) gibi ardı ardına oynadığı romantik komedilerden sonra uyarlama dram Kefaret (Atonement, 2007) ile karşımıza çıktı. Bu filmden sonra onun daha geniş çevreler tarafından tanınmasına sebep olacak Timur Bekmambetov filmi Wanted’da rol aldı. Angelina Jolie, Morgan Freeman gibi ünlü simalarla kamera karşısına geçen McAvoy aksiyondaki yeteneğini gösterme fırsatı yakalamıştı. Ardından Michael Hoffman imzalı Aşkın Son Mevsimi (The Last Station, 2009) ve Robert Redford yönetmenliğindeki suç draması The Conspirator (Suikast, 2010) ile iyiden iyiye arenanın aranan isimlerinden olmaya başladı. Usta aktör/aktrislerle kamera karşısına geçmesi bir yana usta yönetmenlerle de çalışma fırsatı bulan McAvoy’u artık hiçbir şey tutamazdı. Kendisini romantik komedilerden ağır dramlara pek çok türde kanıtlayan 35 yaşındaki aktör yine doğru bir hamle yapıyor ve şöhretine şöhret katacak X-Men : Birinci Sınıf (X-Men: First Class, 2011) filminde Charles Xavier’ın gençliği olarak karşımıza çıkıyordu.

X-Men efsanesinin ilk yıllarını anlatan X-Men : Birinci Sınıf, eleştirmenlerden övgüler almasının yanı sıra X-Men hayranlarına da açık ara en iyi X-Men filmlerinden birisini hediye ediyordu. Bu sefer yetenekli aktör günümüzün gözde oyuncuları Michael Fassbender, Jennifer Lawrence gibi isimlerle kamera karşısına geçiyordu. Önceki X-Men filmlerinde Patrick Stewart’ın hayat verdiği Xavier karakterine başarılı bir yorum getiriyordu. Bu filmde mutantların kökenine inip henüz daha ilk mutantları keşfettiği yıllara tanık oluyorduk. X-Men filmleri arasında pırlanta gibi parlayan bu film, başarısının ardından devam filmlerinin de sinyallerini veriyordu.

2013 senesinde rol aldığı Welcome to the Punch’tan sonra çarpıcı suç draması Trans’ta boy gösteriyordu. Ünlü yönetmen Danny Boyle imzalı ‘Trans’ çarpıcı konusu ve etkili anlatımıyla büyük bir kesim tarafından geçer not alıyordu. Filmde tablo hırsızlığı yapan ancak hırsızlık esnasında düşüp kafasını çarparak hafızasını kaybeden müzayede müdürü Simon karakterini canlandıran McAvoy, uyandığında tabloyu nereye sakladığını hatırlamaz. Tablonun peşindeki kişiler içinse açık hedef halini alır. Ancak hafızası yerine gelmeye başladıkça olayın ardındaki sır perdesinin daha farklı olduğunu anlamaya başlar. Yine başarılı yönetmenlerden biriyle çalışma imkanı bulan McAvoy bu bağlamda aranan isim olmaya devam ediyordu.

Birbirinden kaliteli yönetmen ve başarılı oyuncularla kamera karşısına geçmeye devam eden McAvoy 2013 senesinde yine çarpıcı bir proje ile karşımıza çıktı. ‘Filth’ (Pislik, 2013) iyi polis kötü polis olayına mizahi bir yaklaşım sunarken tabandaki dram ile uçuk kaçık bir hikaye sunuyordu. Bu film ile dram türündeki başarısını bir kez daha gözler önüne seren McAvoy çıtasını git gide yukarılara taşıyordu.  Filmde terfi almak için her türlü dalavereyi yapmaktan, hatta çalışma arkadaşlarına kazık atmaktan çekinmeyen ahlaksız polis Bruce Robertson’ın aslında geçmişinde peşini bırakmayan acı deneyimlerin onu bu hale getirdiğini görüyorduk. Özellikle işleniş ve çarpıcı sonu ile ‘Filth’ akıllardan silinmeyecek bir film özelliğini taşıyordu.

Takvim 2014’ü gösterdiğinde ise McAvoy yine mutant alemine dalıyor ve X-Men serisinin şimdilik son filmi X-Men : Geçmiş Günler Gelecek (X-Men: Days of Future Past, 2014)’te Profesör Xavier olarak tekrar karşımıza çıkıyordu. X-Men filmlerinin gittikçe kendini aştığını gösteren bu film ayrıca X-Men Serisinin ilk iki filminde yönetmenlik yapmış deneyimli isim Bryan Singer’ın da yeniden X-Men filmlerine döndüğü film özelliğindeydi.

James McAvoy mutantlar dünyasına iyiden iyiye alışmışa benziyor. Eh hakkını yememek lazım Charles Xavier rolünün hakkını fazlasıyla veriyor. Yapımcılar da bunun farkında olacaklar ki 2016 yılında vizyona girmesi planlanan yeni X-Men filmi X-Men: Apocalypse’te de kendisini göreceğiz.

Başlıkta doğru projelerin adamı demiştim; filmografisine baktığımızda çıtasını sürekli yükselten ve geri adım atmayan günümüzün kaliteli aktörlerinden 35 yaşındaki McAvoy, yeni X-Men projesinden önce karşımıza yeni bir ‘Frankenstein’ uyarlaması ile çıkacak. Kendisinin tercihlerinde ne denli titiz olduğunu düşünürsek bu uyarlamada da kaliteli bir iş çıkaracağı aşikar. Bu titiz seçimlerinden de anlıyoruz ki kendisini önümüzdeki yıllarda daha pek çok kaliteli projelerde izleme fırsatı yakalayacağız.

Egemen tokatlıoğlu

 

Egemen Tokatlıoğlu
1981 İzmit doğumlu. Filmlere olan ilgisi 80’lerde eve video girmesi ile başladı. 80-90’ların akla kazınan kült filmlerini repliklerine kadar ezberledi. Korku, bilim kurgu ve fantastik türüne ayrı bir ilgisi vardı. 8 yaşında beyazperde ile ilk tanışmasından sonra sinema vazgeçilmez tutkusu oldu. Aynı zamanda bilgisayar, atari oyunları ve çizgi romanlarla içli dışlıydı. Commodore 64’ü ile sabahlara kadar oyunlar oynadı.Taşınmalar nedeniyle İzmit, Ankara ve Isparta’da farklı okullarda ilköğretim ve liseyi tamamladı. Üniversitede Turist Rehberliği bölümünü bitirdikten sonra çok istediği Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde yüksek lisans yaptı. Korku sinemasına olan düşkünlüğü nedeniyle yüksek lisans tezini “1960-1990 Yılları Arasında Amerikan Korku Sinemasındaki Muhafazakârlık” üzerine yazdı. Amerikan korku sinemasının dönemin toplumunun psikolojik,ahlâki ve siyasi yapısına nasıl ayna tuttuğunu inceledi. Pek çok kurumsal firma, haber sitesi, dergide içerik yazarlığı ve editörlük yaptı. Şu anda hala metin yazarlığı ve editörlük yaparken aynı zamanda bazı online platformlarda, basılı dergilerde sinema yazıları, eleştiriler yazıyor, özel dosyalar hazırlıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.