2005-12-07 JOHANNESBURG - De Zuid-Afrikaanse president Jacob Zuma heeft een bezoek gebracht aan oud-president Nelson Mandela die in het ziekenhuis verblijft. Volgens Zuma voelde de Nobelprijswinnaar zich goed en zag hij er veel beter uit. Mandela werd begin december opgenomen voor een longontsteking. Ook zijn er galstenen bij hem verwijderd. AFP PHOTO/GIANLUIGI GUERCIA **Foto is eenmalig rechtenvrij te gebruiken door kranten**

Tarih boyunca sayısız liderler gelip geçmiştir fakat çok azı günümüze kalabilmiş, sadece ülkesine değil tüm dünyaya kendi kanıtlamış, mücadelesi ve kararlılığıyla hayranlık uyandırmış, demokratik ve özgür bir toplumun temellerini atmış, saygı görmüş, örnek teşkil etmiştir. 5 Aralık 2013’te hayata gözlerini yuman Nelson Mandela “Madiba”, bu özelliklerin hepsini barındıran nadir liderlerden biriydi. Mandela gibi büyük bir insanın ölümünün, onun hayat mücadelesini çocukluk yıllarından başkan seçildiği döneme kadar kapsamlı bir şekilde ele almaya çalışan “Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol” (2013) filminin çıktığı ana denk gelmesi de ayrı bir talihsizlikti. Mandela, kendi otobiyografisinden uyarlanan bu filmi izleyemedi fakat kendisi hakkında yapılan birkaç filme tanık oldu.

Mandela’nın 95 yaşında hayatını kaybetmesi ve yeni Mandela filminin vizyona girmesi sebebiyle beyazperdedeki Mandela filmleri hakkında bir dosya yapmak kaçınılmaz oldu. Nelson Mandela, 1987 tarihli “Mandela” adlı filminde Danny Glover tarafından ve 1997 tarihli “Mandela and de Klerk” filminde Sidney Poitier tarafından canlandırılmıştı. Fakat bu iki film televizyon filmi olduğu için değerlendirmeye tabi tutulmadı. Gelin, sinemada Mandela’nın hayatına odaklanan üç filme bir göz atalım.

Goodbye Bafana (2007)

James Gregory’nin “Goodbye Bafana: My Prisoner, My Friend” adlı kitabından uyarlanan, yönetmenlik koltuğunda Bille August’un oturduğu filmde Nelson Mandela’yı Dennis Haybert canlandırıyordu. Tam anlamıyla Mandela’nın hayatını anlatmayan, hatta Mandela karakterinin daha çok ikinci planda olduğu filmde gardiyan rolünde Joseph Fiennes başroldeydi. Mandela’nın hapiste geçirdiği yıllara odaklanan film, ırkçı gardiyan James Gregory’nin hapishanede Mandela ile tanıştıktan sonraki dönüşümünü anlatıyordu. Esasında iyi bir dramatik yapıya sahip olsa da, ırkçı bir karakterin dönüşümünü çok zahmetsiz ve hızlı işlediği için inandırıcılık sorunları yaşıyordu. Bille August, iki karakter arasındaki dostluk – düşmanlık ikileminden saygıya doğru evrilen klasik anlatılı yapıyı Frost Nixon (2008) ve Rush (2013) gibi filmlerle bu işin ustası olduğunu kanıtlamış Ron Howard gibi etkileyici anlatmayı başaramıyordu. Mandela karakteri ise Dennis Haysbert tarafından abartısız, sade bir oyunculukla canlandırılsa da senaryoda yeterince iyi değerlendirilemeyince yüzeysel kalıyordu. Bu zaaflarına rağmen yine de eli yüzü düzgün, klasik biyografi kalıbına bağlı orta karar bir yapımdı ve genelde sevilen Mandela filmlerinden oldu.

Invictus (2009)

John Carlin’in “Playing the Enemy: Nelson Mandela and the GameThat Made a Nation” adlı kitabından uyarlanan, yönetmenlik koltuğunda Clint Eastwood’un oturduğu filmde Nelson Mandela’yı usta aktör Morgan Freeman canlandırıyordu. Goodbye Bafana’nın daha çok “tv filmi”ne yakın duran estetiğine oranla Invictus, Eastwood’un yönetmenliğinin etkisiyle beyazperde karşılığını buluyordu fakat Mandela’nın yaşam öyküsünden ziyade 1995’te Güney Afrika’da düzenlenen Rugby Şampiyonası’nı eksenine alıyordu. Mandela, iktidarlığının ilk yılında Güney Afrika rugby takımının beyaz kaptanı Pienaar’la (Matt Damon) görüşerek ülkesinde hala devam eden ırkçılığı sporun evrensel dili sayesinde yenmeyi hedefliyordu. Güney Afrika’da genelde beyazların ilgilendiği bir spor dalı olan Rugby’de Dünya Şampiyonluğu’nu kazanınca coşkuyla beyazlar ve siyahiler birbirlerine sarılarak ilk defa bir ulus olarak kutlama yapıyorlardı. Son 45 dakikasını tamamen rugby maçına ayıran film, Mandela’nın barışçıl ve birleştirici bir lider olarak etkisini başarıyla gösteriyor fakat baştan sona Mandela’nın hayat mücadelesini ele alacak bir filmin eksikliğini yine hissediyorduk. Morgan Freeman ve Matt Damon ise filmdeki rolleriyle Oscar ve Altın Küre Ödülleri’nde “en iyi erkek oyuncu” ve “en iyi yardımcı erkek oyuncu” kategorilerinde adaylık kazanıyordu.

Mandela: Long Walk to Freedom (2013)

Nelson Mandela’nın “Long Walk to Freedom” adlı otobiyografisinden uyarlanan, yönetmenlik koltuğunda Justin Chadwicke’ın oturduğu filmde Mandela’yı Idris Elba canlandırıyor. 5 Aralık’ta Mandela’nın vefat etmesi sebebiyle göremediği film, taşra kasabasındaki çocukluğundan Güney Afrika’nın başkanı seçildiği güne kadar olan süreci ele alarak beklediğimiz “Mandela filmi” formatını yerine getiriyor. Idris Elba, Mandela rolü için fiziksel olarak Morgan Freeman kadar benzerlik taşımasa da özellikle ses tonuyla, duruşuyla ve yürüyüşle inandırıcı bir Mandela portresi çiziyor. Mandela’nın özel hayatı hakkında daha çok şey öğrendiğimiz filmin en büyük artısı diğer filmler gibi Mandela’yı ilahlaştırmadan doğrusuyla, yanlışıyla ele alması. Klasik biyografi formatının tüm kurallarını kronolojik olarak yerine getiren film en büyük handikabını da bu “kuralcılık anlayışı”ndan yaşıyor. Justin Chadwicke’in vizyon sahibi bir yönetmen olmaması, filmin ortalama bir biyografik film dolaylarında seyretmesine neden olsa da, Mandela’nın hayatını en kapsamlı biçimde irdeleyen film olması sebebiyle ayrı bir önemi hakediyor. En İyi Şarkı (Ordinary Love) dalında Altın Küre ödüllü, En İyi Müzik ve En İyi Erkek Oyuncu (Idrıs Elba) dalında Altın Küre adayı “Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol” ülkemizde 28 Şubat’ta vizyona girecek.

Yazar: Halil İbrahim Sağlam

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.