Benim Hala Umudum Var’ın başrolü Şükrü Özyıldız ile oyun provası sonrası Oyun Atölyesi’nde buluştuk. Tüm yorgunluğuna rağmen yüzünden gülümsemeyi eksik etmeyen ünlü oyuncu Cine Dergi adına Gizem Kaboğlu’nun sorularını içtenlikle yanıtladı.

Dizinin başarısından çocukluk anılarına, mesleki ideallerinden kişisel meraklarına kadar pek çok konuda sorularımızı yanıtlayan Özyıldız, hayranlarına kendisiyle ilgili tüyolar vermekten de kaçınmadı. Doğallığı ve samimiyetiyle dikkatleri üzerine çeken genç oyuncuyu sizlerle başbaşa bırakıyoruz:

Benim Hala Umudum Var* çok bildiğimiz bir hikaye peki biz bu diziyi neden izlemeliyiz?

Güzel bir soru… Bilindik bir hikaye ama ben bu parametrelerle değil, ben karakterim ve rolümle ilgileniyorum. Burada enerji faktörünün devreye girdiğini düşünüyorum, nasıl bildiğiniz bir fıkrayı birinden dinlersiniz hiç gülmezsiniz bir diğeri çok komik anlatır defalarca gülersiniz onun gibi… Evet bu hikayeyi biliyoruz ama bir de benden dinleyin bakalım nasıl olacak… Sanıyorum insanlar da bizim yorumumuzu beğendi.

O zaman castın kilit önemde olduğunu söyleyebiliriz.

Elbette… Ben çok yanlış cast ve yanlış cast yüzünden biten çok iş görüyorum ancak yapımcıların ısrarla aynı hataları tekrarladığını da görüyorum.

Acaba yeni oyuncu mu yok?

Oyuncu var ama yapımcı ve kanallar o riski almak istemeyebiliyor. Benim de Benim Hala Umudum Var’a dahil olmam çok zor oldu. Benim güven sorunum vardı, yapımcı da kanal da “Acaba yapabilir mi” diyordu. Bir sürü referans, deneme çekimleriyle ben bu dizide yer aldım, benim yerime isim diye tabir edilen biri de olabilirdi.

Senin keşfedilmesi gerek dediğin isimler var mı? Paylaşabiliriz…

İkinci Kat’ta aut oyunundan Erkan Köstendil, Sürpriz’den Seda Türkmen, Bora Akkaş ve rol arkadaşım Nilperi Şahinkaya’dan bahsedebilirim.

Sette ilk gün desem…

İlk setim Derin Sular setiydi, zordu. Orada ışıkçı ışık taşıyor ben gidip ona yardım ediyordum. Reji masası taşınırken ben de yardım ederdim, rahatsız olurdum oturmaktan. Şu an yine yardıma ihtiyacı olana yardımcı oluyorum ama bir oyuncu nasıl role hazırlanır bilmediğim zamanlardı şimdi sahne aralarında yeni sahne için hazırlık yapıyorum.

Bu sette de kürek çekmekten ellerin parçalanmış…

Evet avuçlarım paramparça olmuştu. (Ellerindeki izleri gösteriyor) Sabah 9’dan güneş batana kadar kürek çektik, yara oldu sonunda. Gerçi davul da çalıyorum, davulda da stickler yara yapar.

İnternetteki yorumlarda herkes seni iltifatlara boğuyor. Bu yorumlar biraz insanı kendisine yabancılaştırmıyor mu?

Kötü yorum olmaması beni biraz ürkütüyor. İltifatlar benim çok hoşuma gidiyor ama bir yerden sonra beklenti yükseliyor diyerek oyunlarımı kontrol etmeye başlıyorum. Kontrol etmeye başlayınca kötü oynamaya da başlıyorsun, doğallık kayboluyor. Bunu yavaş yavaş oturtuyorum.

Hayatında bir şekilde yer alacak insanların hangi özelliği olmazsa olmaz?

Ben biraz tuhaf bir adamım… Yersiz enerji geliyor, tuhaf davranabiliyorum. Tıbbi tanı olarak hiperaktivite var bende. Oturduğum yerde zıplayabiliyorum, bir anda şarkı söyleyebiliyorum, o kadar hızlı konuşuyorum ki kimse anlayamıyor. Bazen de sesli düşünüyorum. Özümde iyi bir çocuğumdur ama benim hayatımda olacak insanın beni yargılamaması lazım, onun yanında kendim olabilmeliyim, bir de bana ayak uyduracak bir espri anlayışı olursa tadından yenmez.

Çocukluğuna dönelim dediğimde nasıl bir an gözünüzün önüne geliyor?

Parça parça anılar… Mesela bir gün annemin sigarasını alıp içmeye çalışırken mutfakta boğuluyordum. Babam Edremit’ten o zaman bir kova zeytin getirmişti hepsini yiyip bembeyaz halıya simsiyah kusmuştum. Anneannemin halısını yakıp, koca mobilyaları görünmesin diye onun üzerine çekmiştim. Anaokulunda bir kıza aşık olup annemin yüzüğüyle evlenme teklif etmiştim. Anı çok bende…

“ÇOK İYİ BİR ARKADAŞ VE SEVGİLİYİMDİR AMA…”

Hayatında en büyük şanssızlığın bir kadın kahramanının olmaması olduğunu söylemişsin. Bir kadın kahraman hayatında neleri değiştirebilirdi?

Bir röportajda annemin vefatı üzerinde sorulan bir soruya verdiğim bir cevaptı bu. Çok şeyi değiştirebilirdi. Çok iyi bir arkadaş çok da iyi bir sevgiliyimdir ancak çok iyi bir sevgili olmam kafamda yarattığım ütopik kadın karakterin içini doldurabilmek için kendimden sürekli ödün vermemle oluyor. Eğer hayatımda bir ütopya yerine reel bir şey olsaydı hem ben nasıl davranmam gerektiğini bilirdim, ne çok epik olurdum ne de hayatımda hüsranlar olurdu.

Bundan sonra bir kadın hayatında kahraman olamaz mı?

Evlenmeyi düşünmüyorum. Evlilik hukuki, aşkla alakası bir şey değil gibi geliyor bana. Hayatıma insanlar girer ya da çıkar, kimseyi kahramanlaştırmak gibi bir dileğim yok. Bu saatten sonra tek dileğim kendim için yaşamak.

Adının Şükrü olduğuna inanmak zor, imajla birleştirmesi biraz güç. Sen de bunu dile getirmişsin röportajlarında. Adın ne olabilirdi?

Senin aklına Şükrü deyince nasıl bir imaj geliyor?

Kamyon veya minibüs şoförü…

Çok acımasızsın… Şükrü; göbekli, şişman bir amcadır sanki. Benim dedemin ismiymiş Şükrü. İsim önemli ve sanatçıya artı bir katıyor. Hep Kate Beckinsale örneğini veririm, isme bak peh peh peh… Öyle karizmatik bir isim ki, bir şey geliyor diyorsun fonetiği duyunca. Şükrü’de fonetikten eser yok. (Gülüyor) Herkes ismin Can olmalıymış, Burak olmalıymış diyor ama ismimin Can olmasını da istemezdim.

Oscar almayı hayal ediyormuşsun, neden Cannes veya Torino Film Festivali değil de Oscar?

Eksiğim olan filmleri izledikçe Avrupa Sineması’nın daha önemli olduğunu gördüm. Oscar çok popüler… İşin aslıyla ilgilenmeye başlayınca hedeflerim değişti. Yurtdışında, Avrupa sineması için önemli bir yönetmenin bir filminde rol almak istiyorum şimdi. Ölmeden bunu yapacağım…

“YAPTIĞIM TÜM HATALARDAN MEMNUNUM”

En mutlu olduğun yer sorulduğunda Porto demişsin. Porto’da sahilde yattığın kayalıkları anlatır mısın? Nasıldı orada olmak?

Çok güzeldi… 1 sene Portekiz’de yaşadım, oraya gittiğimde hayatımda çok çöküntülerin olduğu bir dönemdi. Olduğum insandan çok sıkıldığım zamanlardı. Aldım biletimi, Erasmus programına dahil oldum ve gittim. O kayalıklara giderdim, bir fener vardı kayalıkları aydınlatan, okyanusun dalga sesleri içinde Porto şarabıyla orada müzik dinlerdim. Orası benim meskenimdi… Tek başıma vakit geçirmeyi, yalnızlığımı seviyorum.

Yalnızlıktan bahsetmişken, Twitter’ında “Dekorun bittiği yerdeyim” yazıyor. Truman Show’a bir gönderme mi var?

Evet…

Dekorun bittiği yerde ne var bizimle paylaşır mısın?

O filmi izlediğimde çok tuhaf hissettim ben. Bütün hayatın bir yalan üzerine kurulu ancak o kadar gerçek ki… 3-4 sene önce bir buhran geçirdim ve bundan sonra kendim için yaşayacağım dedim. Aile şirketini bıraktım, oyunculuğa başladım, İstanbul’a geldim, parasız kaldım… Şu an kendi yaşamımı inşaa ediyorum bu biraz ona gönderme. Dekorun bittiği yer öyle bir yer.

Tatlı bir rüya görürken uykuda ölmek isteyebileceğini söylemişsin, tweetlerini incelerken birkaç kez “if only” filmini önerdiğini gördüm, rüyanın birkaçını da anlatmışsın. Nedir bu rüyaların kerameti?

Rüyalarla bir alıp veremediğim yok, rüyalarda çok eğleniyorum. Bir dönem rüyada olduğumu fark edip istediğim gibi rüyayı yönlendirebiliyordum. Rüyaların oyunculuğu da beslediğini düşünüyorum.

Rüyanda zamanı kontrol ettin mi?

Evet…

En çok isteyeceğin şeyin zamanı kontrol edebilmek olduğunu söylemişsin, bu deneyim de var. Zamanı kontrol edebilsen neyi değiştirmek isterdin?

Geçmişe gidip annemin ölümünü düzeltmek isterdim, onun dışında her şeyden memnunum. Yaptığım tüm hatalardan da memnunum.

Hayranlarına biraz tüyo versek, hayatına neler renk katar, neleri seversin?

Beyaz çikolata seviyorum, çikolata bazlı tatlılara bayılıyorum.

Sete tatlılar gelir artık…

Gelsin, bekleriz. (Gülüyor)

Davul çalıyorsun, tango yapıyorsun o zaman müzik kulağı var, ses de vardır diye düşünüyorum.

Var ama şarkı söylemekten utanıyorum. Müzikal olursa oynarım, çok da keyif alırım ama genel olarak şarkı söylemem, ben söylemektense çalma kısmındayım. 5. sınıftan bu yana davul çalıyorum.

Kafes dövüşü de var… Yaşa bakıyorum daha çok küçük. Nasıl sığdırdın bu yaşa bunca şeyi?

Söyledim ya, hiperaktifim ben… (Gülüyor)

Doğum tarihi için farklı bilgiler yer alıyor internette doğrusu nedir?

18 şubat 1988 doğumluyum, burcum kova, yükselenim de kova…

Peki “Kim korkar hain kurttan**”?

3 perde oynuyoruz, çok korkuyordum başlarda ancak perde bittiğinde insanlar haydi ikinci perde başlasın diye sabırsızlanacaktır eminim. Oyunun kendisi o kadar başarılı ki, herkes gelsin ve izlesin. Bunu kolay kolay söylemem ama çok güzel bir oyun oldu.

*: Yakın zamana kadar Star tv’de yayınlanan Benim Hala Umudum Var ise Fox TV ekranlarına gelmeye devam ediyor.

**: “Kim Korkar Hain Kurttan” Oyun Atölyesi’nde sahnelenecek yeni oyunlarının adı… 25 Aralıkta ilk kez sahnelenen oyun hakkında detaylar www.oyunatolyesi.com adresinden öğrenilebilir.

Röportaj: Gizem Kaboğlu

www.twitter.com/gizemkaboglu

Gizem Merve Kaboğlu
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldum. atv haber merkezi’nde ve Radyo Marmara’da yaptığım stajlarla deneyim kazandım. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nda “Eleştirel haber okuryazarlığı” eğitimi, İstanbul Film Akademi’de Filmlerle Psikoloji Sinematerapi Atölyesi ve Gümüşlük Akademi’de Ümit Ünal’la Senaryo Bakışı atölyelerine katıldım. One Dergi’de başlayan yazın kariyerime Televizyon Gazetesi.com’da ve Dipnot.tv’de muhabir, yazar ve editör olarak devam ettim. 2008 yılından bu yana televizyon üzerine yazılar yazıyor ve röportajlar gerçekleştiriyorum. Süre zarfında 2. ve 3. Antalya Televizyon Ödülleri’nde “önjüri üyesi” sıfatıyla görev üstlendim. 4 yıl boyunca Dipnot Tablet Dergi’de okurla buluştum, şimdilerde Cine Dergi’de yazı ve röportajlarımla yer almaya devam ediyorum. Kariyerimin bir diğer ayağı olan e-ticaret alanında sektörün lider şirketlerinden birinde 3 seneyi aşkın süre Editör ve Pazarlama İletişim Uzmanı olarak çalıştım. 2016 yılında atv ekranlarına gelen Kaçın Kurası adlı dizinin senaryo ekibinde yer aldım, dizi ve film senaryoları yazmaya devam ediyorum. Gizem Kaboğlu yazıları www.gizemkaboglu.com adresinde arşivlenmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here