Byzantium / Br Vampir Hikayesi gerek kurt adam ve vampir hikayesinde rüştünü ispat etmiş yönetmen Neil Jordan’ın elinden çıkmmış olmsıyla, gerek afişinden taşan masumiyetle gereksede iki kadının ispatlamaya çalıştığı özgürlük mücadelesiyle ilgi çekiyor. Buffi’nin yazdığı hikayeden sinemaya uyarlanan film, her ruh başladığı şekilde hayatına devam eder misali…

Bizi karakterlerin ortasına başıboş şekilde atan yönetmen anne Clara’nın bir dakika boş kalmayan cinsel cazibesiyle, kızı Eleanor’un ise sorgulayan, içine kapanık ve melankolik haliyle başbaşa bırakıyor bizi.

Olay örgüsü günümüzde ve geçmişe dönük, gotik ortamların sorgulamasında tazahür ediyor. İkili arasındaki çatışmaya, kadın olmanın ağırlığı eklenince hikaye kuşak çatışması eksenli bir kaçma kovalamaca havası da taşıyor. Annenin hayatlarını devam ettirmek için tek bildiği şeyi yapması ve ortalığın sürekli şehvet havuzuna dönmesi biraz tekrarlar gibi dursa da yönetmen Elanour’un tatmin olmayan ve sırrını birileriyle paylaşmak isteyen ruh halini kapı gibi dikiyor annesinin karşısına sürekli.

Bir de film vampir olmanın kitabını yazarken bunu adaletli bir biçimde yapma işine soyunuyor, vampir yapma işini zorla değil de isteğe bağlı bir yola sokuyor böylece erkek kardeşliğine direnen kadın vampirlerin sempatisini seyirci gözünde biraz daha arttırıyor. Ama iki kadının peşindeki gangster çetesi filmin kimi zaman şiir gibi akan atmosferini bozuyor, polisiye tat filmin sınırları içinde rahatsız edici duruyor gerçekten de. Tabii ben iki yüz yıl 16 yaş bedeninde sırlarıyla yaşamak zorunda kalan Elanour’un hikayesine daha fazla odaklandım ama annesinin renkli hayatı da yok sayılacak gibi değil. Elanour’un ölenlere bile huzur ve başka bir hayat sağlayacak sakinliği varken, annesinin erkekleri cinsel doyuma ulaştıracak bir çekiciliği ve açlığı var. Tabii Gemma Artenton’u bu performansıyla yabana atmamak lazım, aynı hafta giren Yarım Kalan Şarkı filmindeki masum performansını görünce her şeyin vampir mitlojisiyle bağlantılı olduğunu düşünüyorsunuz mizahi bir biçimde.

Vampir olmanın doğaya yüklenen bir anlamı da var, hem istek çerçevesi, evrim gerçekleşince kızıla boyanan sular, havalanan kuşlar ve yoğun bir tatmin duygusu… Güneşten etkilenme meselesini de çözmüş yönetmen. Karşımıza istedikleri hayatı yaşamak için erkeklerden kaçan iki kadın çıkaran jordan, genelde sakin bir anlatımla kadınlara özgürlüklerini bahşediyor. Filmde de bir vampir insanoğlu aşkı var ama kesinlikle bir Alacakaranlık tadı içermemesine özen göstermiş gibi yönetmen. Bu da filme bir tat katıyor ama bünyelerde bir doygunluk yarattığını söyleyemeyiz yine de. Ama tatmin edilmeyen ve sırlarla durdurulan ruhların ne hale geldiğini görmek açısından farklı bir deneyim…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here