Şeytan-ı Racim daha önce Üç Harfliler:Marid’i çeken Arkın Aktaç’ın ikinci korku filmi. ‘Gerçek bir öyküden uyarlanmıştır ve geçek cin çıkarma sahneleri kullanılmıştır’ söylemleriyle dikkatlerimizi çeken filmle ilgili olarak yönetmen Aktaç ve oyuncu Uğur Güneş’in görüşlerini aldık… İyi okumalar

Banu Bozdemir

Korku sinemasının ülkemizde dayadığı koşullar uzun süre saklı kaldı ve bu konuda öne çıkmış birkaç yönetmen var. İlk filminiz Üç harfliler: Marid’i çekerken düşünceniz neydi? Korku sinemasına ilginiz nereden geliyor?

Korku, insan olarak var olmaya başladığımız andan son nefesimize kadar bizimle beraber olan bir duygu. Yaşam akıp giderken, gülerken, aşık olurken, yeni heyecanlar yaşarken bir taraftan korkularımızla mücadele etmekle, korkularımızdan sakınmakla, korkularımızı bastırmakla uğraşıyoruz. Bilinen bazı şeylerden korkarken bilinmeyenden daha da çok korkuyoruz.”Üç Harfliler:Marid” filmi bu temel üzerine kurulmuştu.Göremediğimiz,tanımadığımız ama var olduğuna inandığımız ve dinimizce de var olduğu kabul edilen varlıkların bizim dünyamıza geçmesini ve yarattıkları kötülüğü anlatıyordu.Bu tür hikayeler bizim kültürel belleğimize kazınmış durumda.Türk halkını korkusuyla tekrar yüzleştirmek için çekmiştik filmi.
İnsanlar sinemaya eğlenmek için gidiyorlar. Ama korku filmlerine de korkmak için gidiyorlar. Bence bu durum çok ilginç. İnsanların para ödeyerek korku satın almak istemesi bence korku filmi çekmek için yeterli bir sebep

Üç aşağı beş yukarı bizdeki korku sinemasının kaynakları aynı. Batının şeytanı biz de cin oluyor. Bizde de şeytan kavramı olmasına rağmen neden cinler tercih edilir korku unsuru olarak? Gerçi ikinci filminizde şeytan deniyor ama yine de cin çıkarma seansları uygulanmış galiba!
Cinlerin korku unsuru olarak kullanılmasının sebebi tamamen Anadolu’nun korku hikayelerinden kaynaklanıyor. Hepimizin yakın çevresinde ya da kendinde mutlaka cinlerin sebep olduğu korkunç olaylara şahit olma durumu ya da bu tür olayların bize aktarılma durumu olmuştur. Türk insanı en çok cinden korkar hatta adını bile söylemeden üç harfliler olarak geçiştirir çoğu zaman. Dolayısıyla cinleri korku unsuru olarak kullanmak kendiliğinden oluşan bir durum. Bu filmi izlerken aslında bilinmesi gereken tek bir nokta var. Şeytan da cin taifesindendir ve bütün kötülüklerin başıdır. Filmde Şeytan, kötülüklerini emrinde olan kötü cinlerine yaptırıyor ve cin çıkartma seansları bu sebepten dolayı filmde kullanıldı.

Siz de gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir vurgusu yapanlardan mısınız filmlerinizde? Bunun sebebi ne olabilir, seyircinin korkusuna daha fazla korku katmak için mi?
Filmi izlediğiniz zaman böyle bir vurgu olup olmadığını anlarsınız. Filmin bence en önemli özelliği gerçekçi ve inandırıcı olması.

İkinci filminiz ve o da korku. Şeytan-Racim. Neden iki üniversite öğrencisinden yola çıkmayı seçtiniz. Gerçi iki filminizin de senaryo yazarı Murat Toktamışoğlu, onun yazdıklarını çekiyorsunuz.  Siz yazmayı düşünmediniz mi?
Murat (Toktamışoğlu) konuyu anlattığı zaman çok beğendim ve çekilebilir bir hikaye olduğuna inandım. Küçük insanların küçük dünyalarının tahmin edemeyecekleri bir şekilde alt üst olmasını sahici ve korkutucu bir şekilde anlatmak keyifliydi. Bir yönetmenin kendi yazdığını çekmesi tabii ki olması gereken. Röportajın sonunda bu sorunun cevabını vereceğim.

Neden gerçek cin çağırma sahneleri yapılır bu tarz filmlerde? Gerçekliğe katkı olsun diye ama film işi zaten kurmaca değil midir?
Film işi kurmaca bir iş ancak biz filmlerimizi çekerken bazı özel sahnelerin inandırıcı olması için mümkün olduğunca gerçekçi ortamlar yaratmaya çalışıyoruz. Cin çağırma sahneleri bunlardan birkaçı. Oyuncuların motive olabilmesi ve sahnenin inandırıcı olması için gerçekçi unsurlar kullanmak işimizi kolaylaştırıyor. Hatta cin çağırma sahnelerinde kullanılan dualar bile gerçek cin çağırma duaları.

Bu tarz korku filmlerini senede bir çekerek Pazar haline getiren ve bir süre sonra hep aynı filmi çekiyormuş hissi yaratan yönetmenler var. Sizce korku piyasası bu kadar geniş mi? Konular genelde aynı çünkü?
Bu doğru bir tespit. Yepyeni yaratıcı fikirlerle izleyenleri etkileyecek dimdik filmler çekmek mümkün. Ancak Türk korku filmi yönetmenleri şimdi izledikleri yoldan emin adımlarla giderek, daha iyisi için çalışarak, yanlışlarını görerek daha farklı ve yaratıcı filmlere imza atacaklardır.

Bu tarz filmler fantastik boyutu olan aynı zamanda efektlerin yoğun bir biçimde kullanıldığı filmler. Aynı zamanda da gerçekçi. Bu üçünü nasıl bir potada eritiyorsunuz?
Bunu ne kadar başarabildiğimiz tartışılır. Ancak bütçeler ve imkanlar dahilinde herkes elinden geleni yapıyor ve yapmaya çalışıyor. Aslında üçünü bir araya getirmek yemek yapmaya benziyor. Elinizdekileri doğru oranlarda kullanıp, doğru zamanlamayla ve güzel bir sunumla sinema seyircisine ulaştırabiliyorsanız bu konuda bir sıkıntı yaşamazsınız.

 Genelde bu tarz filmlerde isimsiz oyuncular yer alıyor, bunun bir sebebi var mı sizce?
Mutlaka var. Henüz tanınmamış oyuncuların bu gerçeküstü hikayelere izleyenleri inandırması daha kolay. Ünlü oyuncular korku filmlerinde yer aldığında, seyirci o oyuncuyla ilgili bilinçaltında yer alan imajı yok sayıp filmde çizdiği imaja inanmaya çalışırken farkında olmadan filmden uzaklaşıyor. Oysa isimsiz bir oyuncu seyirci için kendisi gibi sıradan biri ve kendisine yakın hissettiği birini başına gelenleri izlemek ve özdeşleştirmek çok daha kolay.

Korku sinemasıyla ilgili çok film çektikçe farklı denemeler yapmayı düşünür müsünüz? Örneğin buluntu film havası, kameralarla destekli görüntüler vs…
Bir sonraki projem, korkuyu insan doğasında olan içgüdüsel bir davranış biçimi olarak ele alacağım ve bu uzun bir deniz yolculuğu sırasında geçen bir aşk hikayesi olacak. Korku sinemasının tüm klişelerini aşk klişeleriyle ele alacağım. Bu senaryoyu Los Angeles’da uzun yıllardır yaşayan çok yakın bir arkadaşımla çıktığımız bir deniz yolculuğunda tasarladık ve yazmaya başladık.

 Korku filmlerinden unutmadığınız ve etkisi altında kaldığınız bir film var mı?
Suspiria-Dario Argento.

 

Uğur Güneş

 İlk sinema filminiz sanırım, neden böyle bir film. Sonuçta bildik ve sıradan bir rol değil?

İlk sinema filmim, Türkiye’de korku filmlerine önyargılı bakılmasından dolayı başlarda tereddüt ettim. Hikayeyi okuduktan sonra son derece ilgi çekici buldum. Oynayacağım karakter de sıradan bir karakter olmadığından kabul ettim. Filmin yönetmeninin Arkın Aktaç olması da karar vermemde etkili oldu.

Bir süre tiyatroyla devam etmiş sonra ekranlara geçiş yapmış bir oyunculuk sizinki. Tiyatro daha çok ideallerle ifade edilir, dizi para için yapılır, sinema ise hayaldir. Sizin geçişiniz nasıl oldu, gönlünüzde yatan hangisi?
Tiyatroya küçük yaşlarda başladım, sonrasında Ankara Üniversitesi D.T.C.F. tiyatro bölümünde okudum. Bu süre zarfında hem tiyatro hem de birtakım televizyon projelerinde yer aldım.Tiyatro’nun benim için her zaman ayrı bir yeri oldu.Çünkü bana göre oyunculuğun temeli tiyatro’dan geçer.Tiyatro yaptığım dönemlerde de bir oyuncu olarak kamera karşısında da kendimi denemek istedim.Ülkemizde dizilerin sektör açısından önemli bir potansiyeli olduğunu inanıyorum.Dizi projelerinde yer almanın sadece maddi olarak değil,mesleki anlamda da sektörde yer edinmeyi sağladığına düşünüyorum.Sinema filmlerinde oynamayı hayal ederdim ve bu filmle hayalim gerçek oldu.Sinema,fikirsel olarak oyuncu olmam konusunda başlangıç noktam oldu.Çünkü ben sinema filmleri ile büyüdüm.Bu yüzden oyuncu olmak istedim.Tercih yapmam gerekse bile,mesleğimi icra edebildiğim sürece sinema ve tiyatro arasında mukayese yapmam doğru olmaz,ikisinin de farklı tatları olduğuna inanıyorum.

Filmdeki deneyimleriniz nasıl oldu, zorlu bir filmin içinde olmak, korku sinemasının içine dalmak. İlginiz var mıydı bu tarz filmlere?
Gerçekten düşündüğümden çok daha zor oldu. Çünkü zor sahneler çektik, duygusal ve fiziksel olarak çok zorlandığım sahneler oldu, bu işin gerçeklik payının düşünüldüğü bir atmosfer vardı ve sahneler çekilirken herkes muazzam ciddiydi, bu yüzden büyük bir sorumluluğa büründüm ve böyle olması filmin gidişatında önemli rol oynadı. Küçüklüğümden beri bu tarz filmlerin nasıl çekildiğini merak ederdim, korku ve gerilim filmlerine her zaman özel bir ilgim olmuştur. Bu projeyle detaylarını da tecrübe etmiş oldum.

Havas ilmi nedir ve daha önce biliyor muydunuz bu kavramı? Sinemamızın korku anlayışının cinlerden gitmesini nasıl buluyorsunuz?
Havas ilmini ilk başlarda bilmiyordum, araştırdığımda gördüm ki içinden çıkılamaz ve baştan sona şifrelerden oluşan bir ilim. Bu yüzden bu konuda yorum yapmam doğru olmaz. Batı sinemasına baktığımız zaman korku filmlerinin çeşitliliğini görebiliriz, bunun sebebi olarak geçmişten bugüne korku temalı filmlerin çekildiğini ve sürekli kendini geliştirerek yaratıcılaşmış olduğunu söyleyebiliriz. Batı sinemasında da benzer konulardan beslenildiği apaçıktır.Ülkemizde insanların ilgi duyduğu aynı zamanda korktuğu bir inanç var. Bu doğrultuda bakıldığı zaman bizim inancımıza has bir konu olan cin temasının ülkemizde ilgi gördüğüne inanıyorum.

 Korku filmlerini sever misiniz ve etkilendiğiniz bir korku filmi var mı?
Korku filmlerine küçüklüğümden beri ilgi duyuyorum ve izlemekten keyif alıyorum. Her şeyi ile etkilendiğim ve beğendiğim birkaç film var; Shining, Mama, Evil Dead bunlardan birkaçı…

Filmde gerçek cin seansları yapıldığı yazıyor? Nasıl olduğunu paylaşabilir misiniz?
Gerçekten cin seansları yapıldı. Bu konuda bilgi vermem doğru olmaz, hep birlikte izleyip göreceğiz. Sadece çok gerçek ve ürkütücü olduğunu söyleyebilirim.

Filmi izleyebildiniz mi? içinize sinen bir film olmuş mu?
Henüz filmi izleyemedim ama izlediğim birkaç sahneden yola çıkaran son derece kaliteli bir yapım olduğunu söyleyebilirim.

 Bundan sonra ne gibi projeler var, kariyerinize nasıl bir yön vereceksiniz?
Kasım ayında yer aldığım bir film daha vizyona girecek, onun dışında görüştüğüm yeni sezonda başlayacak olan diziler var bekleyip göreceğiz. Ben her zaman olduğu gibi disiplinli duruşumla çalışmaya ve kendimi geliştirmeye devam edeceğim, gelecek teklifler doğrultusunda en doğru tercihleri yapmaya çalışıp, kaliteli projelerde yer almayı ümit ediyorum.

 

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.