Muhalif olmak iktidarın karşısında dimdik durmak değil midir? Ferhan Şensoy’un başrolünde oynadığı film ismiyle daha çok şey vaat eden ama içeriğine dalınca bomboş çıktığımız filmlerden.

Küçük kasabaların birinde yaşanan, eski ve yeni belediye başkanı arasındaki atışma ne yazık ki kötü senaryo kurbanı. Filmdeki ara boşluklar ise doldurulacak gibi değil. Örneğin filmde işsizlik yüzünden kasabayı terk eden bir güruhtan bahsediliyor ama kasaba maşallah bir hayli kalabalık. Başkanın kasabayı ilgi çekici bir yer haline getirme çalışmalarından birinde yağlı güreş yapılamasın diye yörenin tüm zeytinyağları toplanıyor ama başkanın karısının zaten zeytinyağı dükkanı var. Burada biraz alakaya çaydanlık durumu yaşanıyor. Bir de zeytinyağı üreten bir kasabanın sırtı yere gelmez zannımca. Tabii film bir komedi filmi olduğunu iddia ederek tüm bu mantık hatalarını sineye çekmemizi bekliyor ama olmuyor. Mantık hataları birbiri ardınca sıralanıyor. Başkanın oğlunun sevdiği kasabanın kızını tanımaması, baş düşmanı olan adamın evini bir avuç kasabada bilmemesi de tölere edemeyeceğimiz hatalar!

O yüzden filmde gülmek yerine bir süre sonra sıkılmaya başlıyorsunuz çünkü konu yok, onu destekleyecek bir anlatı bütünlüğü ise hiç yok. Bir yaz kasabasında çekilen ama filme yansıması sınırlı olan mekanda iyiler ve kötüler dünyasına dair herhangi bir atışma da gördüğümüzü düşünmüyoruz. Olay bir süre sonra zaten kasabaya güzellik yarışması için gelen Rus kadınları ve onlara göz koyan kasabalılara kadar uzanıyor yani muhaliflik yerlerde sürünüyor.

Ferhan Şensoy senaryoyu beğendiğini söylemişti, sanırım yaşanan atışmalar hoşuna gitti ama filmde akan bir şey yok ne yazık ki! Muhaliflik de eninde sonunda bel altı esprilere gelip dayandı ve film uzadıkça uzadı. Tamam böyle bir filmi komedi olarak çekmenize bir şey demiyoruz ama azıcık, en azından ucundan bucağından siyaset yapsaydınız ya! Olayı bu kadar boş içerikle anlatmak olmadı… Bu filmde bir fikir buldum ama nasıl genişleteceğimi ve sonlandıracağımı bulamadım tezi de doğrulanıyor. Genelde bu tarz fikirler ilk başta caziptir ama hikaye genişlemeye başladıkça daralır ve incelir, bu filmde de öyle olmuş. Keşke şöyle güzel bir muhalif fil izleseydik ve işte bu be diyebilseydik!

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.