Zero Dark Thirty… Amerika, propagandasını dünya üzerinde bir gün bile eksik etmeyen, demokrasinin yanında, insan haklarına saygılı, terörizm karşıtı, anlayışlı, büyük bir devlet!? Bizlerden tek istedikleri onlardan korkmamız ve gereken saygıyı göstermemiz!

Stationed in a covert base overseas, Jessica Chastain (center) plays a member of the elite team of spies and military operatives (Christopher Stanley, LEFT and Alex Corbet Burcher, RIGHT) who secretly devoted themselves to finding Osama Bin Laden in Columbia Pictures’ electrifying new thriller directed by Kathryn Bigelow, ZERO DARK THIRTY.

Kim ne dersin desin büyük para kartellerinin, bankaların ve belli bir zümrenin koskoca dünyayı yönetmeye çalıştığı gün geçtikçe örnekleriyle/belgeleriyle ortaya çıkıyor. Bu kişiler (ya da aileler demek daha doğru olacak) kendi çıkarları doğrultusunda sıradan bir insanın ihtiyaç duyduğu her türlü maddi-manevi olguyu kullanmaktalar; din, siyaset, gıda sektörü, eğlence sektörü, sanat, haberleşme, ulaşım…vs. Sinema sanatı da bu yönlendirmelerin etkin bir kolu. 1950’lerin ortasından beri hükümet yanlısı yapımcıların da katkılarıyla Amerikan sinemasına bir etkileme/bilinçaltı silahı olarak propaganda da girdi. Az biraz sinema tarihini eşeleyen herkes bunun çok güzel örneklerini görür.

Hollywood’un, Amerika’nın dünya hakimiyetinin en büyük reklam mecrası olduğunu görmemek hata olur. Bu bağlamda da 80’lerin sonundan itibaren petrol ve para uğruna dünyaya sözde demokrasi getirmeye karar verdikleri andan itibaren sinemayı daha sık kullanır oldular. Önceleri “Rambo” tarzında eğlencelik filmlerle seyircinin kalbini çalan yapımlar üreten Hollywood, “The Hurt Locker”, “The Kingdom”, “Green Zone” gibi bu kez daha zekice, iyi işlenmiş senaryolarla seyircinin Orta Doğu algısını paralize ediyorlar. Onların son örneği de Altın Küre, Oscar gibi büyük kampanyalarla pompalanan “Zero Dark Thirty”!

Filmin başında, filmde seyredeceğimiz olayların, ilk ağızdan anlatılan hikayelere dayanılarak çekildiğini yazan bir ibareyle karşılaşırız. Bu bile devlet sırrı gibi korunması gereken bilgilerin propaganda yönetmenliği yapmaya istekli Kathryn Bigelow’un emrine sunulduğunun bir kanıtı. Kathryn Bigelow bundan iki sene önce “Avatar” gibi bir kilometre taşına rağmen En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülünü aldığı “The Hurt Locker” ile kurdeleli bir hediye paketi olarak dünyaya tanıtıldı. Ki onu ileri ki yıllarda bu tarz filmler yapmaya, Amerika’nın Orta Doğu’da yaptıklarına masumiyet kazandırmaya çalışırken göreceğiz. Amaç, dünya kamuoyuna şunu göstermek: ‘Ama biz de haklıyız, bizim de evlatlarımız öldürülüyor!”

“Zero Dark Thirty”nin basın bültenlerinde geçen konusu şöyle… Usame Bin Ladin’in yakalanması ve öldürülmesi dünyayı ve iki Amerikan başkanlık yönetimini on yıldan fazla bir zaman meşgul etti. Ama sonuçta küçük, zeki bir CIA takımı onu bulup yok etti. Görevleri her yönden gizlilik içinde yönetildi. Yine de bazı detaylar halka duyuruldu. Film, Pakistan’daki özel harekât operasyonunu konu alıyor.

Söz konusu küçük ve zeki CIA takımı, on yıldan fazla bir süre boyunca Ladin’i yakalama uğruna onlarca insana işkence etti. Ki bunu da filmde göstermekten kaçınmamışlar. Artık bir güç gösterisi mi, yoksa günah çıkarmama mı bilemem. Tek bildiğim insan hakları için her daim gevezelik eden Amerika’nın işkenceyi bu kadar haklı görmesinin/göstermesinin yanlış olduğu. Herkesin artık kabullendiği üzere Usame Bin Ladin Amerika’nın yetiştirdiği biri. Ancak Ladin kendi çıkarları doğrultusunda başkaldırınca kellesi istendi. Zero Dark Thirty, on yıl boyunca alınamayan bu kellenin nasıl alındığını anlatıyor! Üstelik gayet sıradan bir olaymış gibi…

Yeri gelmişken hatırlatmak isterim. Altın Küre’ye damga vuran üç propaganda filmine bakalım: “Argo”, “Lincoln” ve “Zero Dark Thirty”… O gece nasıl bir Amerikan milliyetçiliği damgasını vurmuştu törene? Son yıllarda ilk kez bu kadar aşırıya kaçıldı. Bu durum, Obama’nın ikinci döneminin başlangıcı ve Suriye üzerinde dönen tezgahlar için gerekliydi. Aynı hava emin olun ki Oscar töreninde de esecek. Lincoln ve Zero Dark Thirty’nin egemenliğini hissedeceğiz. Bekleyin ve görün!

Fazla tanınmamış yüzlerle çekilen filmde Jessica Chastain’in de abartıldığını düşünmekteyim. En iyi kadın oyuncu ödülünü alırsa üzülürüm. Ödülün, “Aşk” filminde gösterdiği olağanüstü performansıyla Emmanuelle Riva’nın hakkı olduğunu düşünüyorum.

Farkındayım, yazı biraz film eleştirisinin dışına çıktı. Kusura bakmayın. Ama işin arka planına da ara sıra göz atmak lazım. Sıradan seyirciyi kesinlikle cezp edemeyecek süresi, durgun ve hantal senaryosuyla sıkıntılara boğan, insanın içini şişiren bir yapım var karşımızda. Olaylara kesinlikle tek taraflı bakan, kışkırtıcı bir film “Zero Dark Thirty”. Sadece Oscar adaylığı yüzünden izlenmek zorunda kalınabilir.

 

Fırat Sayıcı

twitter.com/firatsayici

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans ve doktora öğrenimini tamamladı. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır. Esenyurt Üniversitesi Radyo Tv. ve Sinema bölümünde Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.