Zeynep Uslu

“Film izlemek, başkasının hayal dünyasının sizin gerçekliğinizde hayat bulmasıdır. Belki de bu yüzden büyüleyicidir. Başkasının kafasında gezerken orada kendinize rastlamanın hazzını yaşarsınız.”

Bir filmi izlerken, elinizde olmadan yaratım sürecini düşünür müsünüz siz de? Bir film setinde bulunmuş ya da en azından sürece bir şekilde tanık olmuşsanız bu kaçınılmazdır. Filme hayat veren ekibi, hikayenin yazarını, senaristin, oyuncuların neler yaşadığını, neler hissettiğini, set çalışanlarının uykusuz gecelerini, ve elbette yönetmenin kafasından neler geçmiş olacağını, neler tasarladığını, nelerden ilham aldığını düşünürsünüz. Eğer film, takip ettiğiniz bir yönetmenin filmiyse, tarzına dair yakaladığınız ayrıntılar sizi mutlu eder, yönetmenin gözünden görmeye ve yorumlamaya çalışırsınız. Film izlemek, başkasının hayal dünyasının sizin gerçekliğinizde hayat bulmasıdır. Belki de bu yüzden büyüleyicidir. Başkasının kafasında gezerken orada kendinize rastlamanın hazzını yaşarsınız. Renkler, kostümler, kulağınıza çalan bir ezgi, size çok uzak ya da yabancı olan bir konunun içine sürükler sizi. Bu ay dosyamızda bu gizemi yaratan yönetmenler ve onların tutkulu dünyalarını konu alan filmler var. Geçen ay vizyona giren “Hugo”, sinemanın ilk yaratıcı ustalarından biri olan George Melies’i bize anımsatmış, daha başlangıç yıllarında insanları büyüsü altına alan bu sanatın nasıl bir tutku ve özveriyle geliştiğini hatırlatmıştı. Aradan geçen zaman çok şeyi değiştirmiş olsa da, sinema tutkusu her kareyi tek tek boyayarak renklendiren Melies’inki kadar canlı hala.

 

Hugo /2011

Martin Scorsese, sinemanın ilk sihirbazı George Melies’i, hatırasına yakışır bir görsel ziyafet ve etkileyici bir öyküyle anıyor. Annesiz büyüyen Hugo, babası da ölünce tren garında saatlerle ilgilenen amcasının yanına gelir. Amcası ortadan kaybolan Hugo, bir yandan saatlerin bakımını yaparken, bir yandan da babasından kalan mekanik bir robotu onarmaya çalışır. Gardaki oyuncak standını işleten ihtiyar Melies ve Hugo’nun yolları kesiştiğinde, biri unutulmanın, diğeri yitirmenin acısını yaşayan bu iki insan onarılacak en önemli şeyin kalpleri olduğunu hatırlarlar. “Hugo”, bir çocuğun gözünden, sinemanın doğuşu ve insanlar için gerçek bir büyü haline gelme hikayesi.

 

 

Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni / 1990

Yavuz Turgul’un unutulmaz filmi, aşk filmleri çekmekten bıkmış, 80’lerin modasına uygun “sosyal içerikli” bir film çekmek isteyen Haşmet Asilkan’ın, film çekme mücadelesini konu alıyor. En iyisini yapmak isterken gittikçe daha azıyla yetinmek zorunda kalan, olanaksızlıkların içinde bir mucize yaratmaya çalışan yönetmenin ve ekibin çırpınmaları,

bir bakıma, sinemamızın geçtiği yolların ve bu işe gönül vermiş emektar insanların öyküsü.

Unutulmuş insanların arasında, unutulma korkusuyla yeni sürece alışmaya çalışan Haşmet Asilkan sinemamızın bir parodisi aslında.

 

 

 

 

Ed Wood / 1994

50’li yıllarda çektiği gerilim filmleriyle, gelmiş geçmiş en kötü yönetmenlerden biri olarak tarihe geçen Ed Wood’un yaşam öyküsü Tim Burton ve John Deep işbirliğiyle hayata geçiyor. Tiyatro yönetmenliğinden film yönetmenliğine geçen Wood, bu alanda da en az tiyatro kadar başarısız olacaktır. Tim Burton, Ed Wood’u, iyimser, hayalperest, inatçı ve girişimci kişiliğiyle perdeye taşırken, bu çılgın yönetmene saygıyla karışık bir mizahla yaklaşıyor.

 

 

Lütfen Başa Sarın (Be Kind Rewind) / 2008

Yüzünüzde keyifli bir gülümseme bırakan komedi film sayısı parmakla sayılırken “Lütfen Başa Sarın” oldukça kıymetli sayılacak bir film. Bir video dükkanında çalışan Jerry ve Mike dükkandaki film kasetlerinin silinmesine neden olur. Zaten ömrünü dolduruş olan video dükkanını kurtarmak için müşterilerin istediği filmleri kendileri yeniden çekmeye başlarlar. King Kong, Bitirim İkili gibi dünyaca ünlü filmler, bir el kamerası, eldeki sınırlı olanaklar ve sınırsız yaratıcılıkla yeniden çekilir. Uyarlamaların namı yayılmaya başlayınca işler iyice karışacaktır.

 

Beyaz Avcı Siyah Yürek (White Hunter Black Heart) / 1990

John Huston’un yaşam öyküsünü filme alan Clint Eastwood aynı zamanda Huston rolünü de üstleniyor. Filmleri için dünyanın farklı yerlerini dolaşmış olan Huston, bir film çekimi için gittiği Afrika’da fil avını tutku haline getirecektir. Çevresini kuşatan insanlar ve kendisini bekleyen film ekibine rağmen, bir filin ardına düşen ve hayatı pahasına onu ele geçirmeye çalışan Huston’un renkli ve tutkulu kişiliği,yapımcı- yönetmen ilişkisi ve Hollywood piyasısının çarklarına dair göndermeler eşliğinde ele alınıyor.

 

 

Hollywood’vari Bir Son (Hollywood Ending) / 2002

Woody Allen’ın başrolünü kendisinin oynadığı, her zamanki eğlenceli filmlerinden biri. Popüleritesini yitirmiş bir yönetmen, kendisini terketmiş eski karısının suçluluk duygusuyla ayarladığı bir filmi çekme şansı bulur. Film için hazırlıklar sürerken kör olur. Gözleri görmeden bu filmi çekmesi mümkün müdür, bir Woody Allen karakteri ise bu, bir dizi komik durum eşliğinde, elbette mümkündür. “ Hollywoodvari Bir Son” iğneyi kendine çuvaldızı Fransız sinemasına batıran Allen’vari bir kara mizah örneği.

 

Dokuz (Nine) / 2009

“Chicago” filmiyle müzikaller konusundaki yeteneğini ortaya koyan Rob Marshall, bir film çekimine hazırlanan yönetmen Contini ve onun hayatını etkilemiş kadınlara dair, düşsel bir filmle karşımıza çıkıyor. Fellini’nin “8.5” filminin Hollywood uyarlaması olan “Dokuz”,daha çok oyuncu kadrosu, müzikleri ve kostümleriyle dikkat çekmişti. Guido Contini rolündeki Daniel Day-Lawis’e Marion Cottilard, Penelope Cruz, Kate Huston, Nikole Kidman, Stacey Ferguson, Sofia Loren ve Judi Dench eşlik ediyor.

 

 

Solino / 2002

Fatih Akın, Almanya’ya göç etmiş İtalyan bir aile üzerinden, göçü, yeni hayatı ve kendi yollarını bulmaya çalışan iki kardeşin hikayesini anlatıyor. İki kardeş Gigi ve Giancarlo aşk dahil her konuda gizli bir rekabet içindedirler. On yıllara yayılmış olan hikayede, aile dağılacak, memleket hasretiyle yanıp tutuşan anne, yurduna dönecek, sinema tutkunu olan Gigi kanser hastası annesiyle ilgilenmek için İtalya’ya dönmek zorunda kalacaktır. “Sinema Paradiso”dan esintiler hissettiren Solino, sinema tutkusu ve aile sevgisi üzerine bize çok tanıdık olan bir film.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.