Bir grup genç (başımıza ne geldiyse bu bir grup gençten geldi) tatil yapmak üzere bir göl kıyısına gider, ve bir süre sonra teker teker piranhaların saldırısına uğrarlar. Yanardağ patlamaları neticesinde göle karışan hızlı ve çevik piranhalar, gençlerin tatil düşünü kabusa çevirdiği gibi, izleyenlerin de kolay kolay denize girememesine neden olur. 1978 yapımı, Joe Dante imzalı “Piranha”, bu ay 3 boyutlu yeniden çevrimiyle tekrar karşımıza çıkıyor. “Tepenin Gözleri” filminden tanıdığımız Alexandre Aja’nın yönettiği “Piranha 3D”, yine tatilcilerin kabusu olacak gibi görünüyor.

Bu yeniden çevrim korku severleri belki tatmin edecektir ama, aslında pek de hayra alamet değil. Bir döneme damgasını vuran “hayvanlı korku” salgını tekrar hortlayabilir, ve birbirinden korkunç hayvanlar tekrar beyazperdeyi istila edebilir. Üstelik bu salgındaki hayvanlar öyle çeşitli ki, neredeyse Nuh’un Gemisi’ndeki bütün hayvanları bir korku nesnesi olarak izledik filmlerde. Bunların bir kısmı gündelik hayatta da korktuğumuz hayvanlardı: Köpekbalıkları, timsahlar, pitonlar, anacondalar… Bazıları ise normalde korkutucu olmayan, hatta evlerimizde beslediğimiz, dost bildiğimiz hayvanlardı: Kediler, köpekler, kuşlar, arılar, karıncalar, inekler, koyunlar… Kimisi doğallığında saldırgandı zaten, kimisi mutasyona uğradığı için saldırganlaşıyordu filmlerde. Ama netice itibarıyla hepsi birbirinden korkunçtu, ve insanlık tarihinin en eski mücadelesi olan insan-doğa mücadelesini günümüze taşıyorlardı.

 

“Kuşlar” (The Birds, 1963)

Korku türündeki hayvan salgınının en iyi örneklerinden biridir “Kuşlar”. Alfred Hitchcock’un yaratıcı zekasının bir örneği olan film, masum bir hayvanı bir korku nesnesine dönüştürüyor ve bunu öylesine sahici bir şekilde yapıyordu ki, izleyenlerin korkmaması mümkün olmuyordu. Film, bir evcil hayvan dükkanında Melanie ve Mitch’in tanışmasıyla başlıyor. Mitch’den etkilenen Melanie, kuzeninin doğumgünü partisine katılmak üzere onunla küçük bir balıkçı kasabasındaki evine gitmeyi kabul eder. İlk başta kasabada hayat normal gibi görünürken, zamanla kasabanın etrafındaki kuşlar tuhaf davranmaya, ardından da kasabalıya saldırmaya başlarlar. Kasaba halkının kuşlardan çekinip eve kapanmasıyla, kafese kapatılan kuşlar değil, insanlar olur.

 

“Jaws”(1975)

 

Salgının diğer bir başyapıtı da Steven Spielberg’ten. Spielberg, zaten korkulası bir hayvan olan köpekbalığını kullanarak öyle bir atmosfer yakalıyor ki, filmde uzun bir süre görünmeyen köpekbalığının korkusu uzun süre belleklerden çıkmıyor. Tam bir turizm düşmanı olan film, aynı piranhalar gibi, insanların denize girerken tereddüt etmelerine yol açıyordu. Filmin geçtiği Amity adasında tam da tatil sezonu başlamak üzeredir, adaya gemilerle akın akın turist yağar. Ama denizin keyfini çıkartan insanlara bir şeyin saldırdığı birkaç olay yaşanır. Elbirliğiyle bir köpekbalığı yakalanır, ve katilin o olduğuna kanaat getirilerek, adanın tek gelir kaynağı olan turizmin fuzuli yere baltalanmasına müsaade edilmez. Oysa katil hala denizdedir, ve artık daha da sinirlidir.

 

“Arılar” (The Swarm, 1978)

 

Kuşlar çıldırır da, arılar durur mu!.. Irwin Allen’in yönettiği filmde, dev arılardan oluşan bir sürü, Amerika’nın bir sahil kasabasını istila eder. Kasaba sakinleri, onlara yardıma gelen bilim adamlarıyla birlikte, arıların bu saldırılarını durdurmaya çalışıyorlar. Filmin ilginç yanı, fırsatçı Amerikalılardan hiçbirinin, böylesi dev arılardan çıkabilecek bal miktarı ile ilgilenmemeleri. Oysa kabus yerine, gerçek bir Amerikan Rüyası olabilirdi. Michael Kaine, Katharine Ross gibi isimlerin rol aldığı film, “hayvan salgını”nın ilginç örneklerinden biri.

 

“Them” (1954)

 

New Mexico’daki bir çölde gerçekleştirilen nükleer silah denemeleri sonucu, bölgede yaşayan karıncalar mutasyona uğrayarak dev canavarlara dönüşürler. Karıncalar önce bir FBI ajanını ve ailesini öldürürler, sonra da Amerika’nın güneyinde terör estirmeye başlarlar. Yetkililer onları durdurmak için yuvalarını bulup yok ederler, ama kraliçe karınca yuvadan çoktan kaçmıştır, ve büyük bir katliamı önlemek için, onun durdurulması gerekir. Gordon Duglas’ın yönettiği film, efektlerin kötü olmasına rağmen, dramatik yapısının sağlamlığı sayesinde etkili olmayı başarıyor.

 

“Cujo” (1983)

 

Bugünlerde Pitbull köpeklerle ilgili yasaklama kararı sıkça tartışılıyor hayvanseverler tarafından. Yasaklanmasına karşı olmakla birlikte Pitbull korkutucu gelmiştir hep bana. Oysa bir St. Bernard ne kadar da sevimlidir. Oysa St. Bernard da çıldırdığı zaman bir canavara dönüşebiliyormuş. Lewis Teague’nin yönettiği “Cujo”da, aynı adlı bir St. Bernard köpek, kuduz olduktan sonra etrafta dehşet saçıyor. Bir yarasa tırmıklaması sonucu kuduran bu 100 kiloluk canavar, yaşadığı tamircideki ve etrafındaki herkesi öldürmüş, şimdi de gözünü arabaları bozularak tamirciye gelen Vic ve Donna’ya dikmiştir. Stephen King’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan film, izleyenlerin gerilim dozu yüksek dakikalar geçirmesine neden oluyor.

 

“Vahşi Irk” (The Breed, 2006)

 

“Bir grup genç” yine boş durmaz, bir adaya tatile giderler. Ama gittikleri adada köpekler üzerinde deney yapan eski bir laboratuar vardır, ve deneyler sonucu saldırganlaşan köpekler. Genetikleriyle oynanarak saldırganlaştırılan bu köpekler, gençlere tatili zehir edecek, izleyenlere de bol kanlı bir seyir geçirtecektir. Çıldıran hayvan konseptini, gore türüyle birleştiren film klişeleşmiş dramatik yapısına rağmen, etkili bir film.

 

Bahsi geçen filmler dışında çıldıran hayvanlara örnek olarak siyah bir kedinin dehşet saçtığı “The Black Cat” (1981), dev bir mürekkep balığının olduğu “The Beast” (1996), birbirinden korkutucu yılanların yer aldıkları “Snakes on a Plane”(2006), “Python”(2000), “Anaconda” (1997), koyunların çıldırdığı “Black Sheeps”(2006), timsahlı “Rogue”(2007) verilebilir. Sayılanların haricinde de, en az onlar kadar daha filmde çıldıran hayvanlar korku nesnesi olarak kullanılmıştır. Öyle ki, bu filmlerde akla gelebilecek, hatta gelmeyecek bütün hayvanlar kullanıldı. Kullanılmayanlar da var elbette, dünyamızın sahip olduğu hayvan türü geniş ne de olsa. Belki ilerleyen zamanlarda, onları da beyazperdede bizleri korkutmaya çalışırken görebiliriz.

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here