Maymunlar Cehennemi, Terminator ve Geleceğe Dönüş, ‘zaman yolculuğu filmi’ alt türünün tarihindeki en önemli yapıtlar. Ancak ‘Slaughterhouse-Five’ ve ‘Donnie Darko’ gibi melez iskeletli filmlerin de kavramın içinde ilginç bir rolü var. Uzun lafın kısası zaman yolculuğu, sinemada çok geniş bir alana yayılıyor.

Bilimkurgu tarihine baktığımızda çeşitli alt türlerin dönem dönem aktif hale geldiğini görebiliyoruz. ‘Yaratık filmleri’ ve ‘uzaylı istilası filmleri’ 50’ler ve 60’larda, ‘uzay operası’ 1970’lerde, ‘siber-punk’ ve ‘kıyamet sonrası bilimkurgu’ 1980’lerde ivmelerini yükseltmişlerdir. Son 10 yılda ise bilimkurgu, daha çok tür kırmalarının hakimiyetinde yürüyor. Parodiler ve “The Matrix”in izini süren ‘distopik dünya’ filmleri hakim. Tabii yeniden çevrimlerle uzaylı istilası filmlerine de geri dönüş var.

Zaman yolculuğu alt türü ise sinemaya esas girişini 1960’da yaptıktan sonra çeşitli alt türlerle birleşerek yoluna devam etti. Elbette o yıllarda türün B sınıfından A sınıfına transfer olduğu bir döneme denk gelmesi de önemliydi.

Zira zaman yolculuğu kavramı mitolojik anlamı da olan, ‘kuşaklar arası’ veya ‘dönemler arası’ farklılıkları gözeten yoğun bir dünya düzeni oluşturuyor temelinde. Bu doğrultuda da tesadüf, kader gibi kavramları da bulunduran alt metinleri içeriyor. Bunun yanında ‘bilim adamı’nın galibiyeti üzerine gitmesi de önemli tabi. Zira ‘çılgın bilim adamı’ kavramının sinemada ilk kez bu kadar büyük bir şey icat ettiğine tanık olduğumuz film “Zaman Makinesi”dir.

H.G. Wells uyarlaması “Zaman Makinesi”, türü başlatan esas film. Ondan sonra aslında H.G. Wells’in yazdığı gibi ‘bulunduğu dönemden geleceğe giden bir bilim adamının hikayesi’ şeklinde ilerleyen alt tür örnekleri çok da fazla üretilmedi. Ancak belli dönemlerde alt türün klasikleri devreye girdi. Yani “Zaman Makinesi”, bir model oluşturmaktan ziyade kavramsal anlamda mihenk taşı konumunda. O dönemlerin B filmi geleneğini arkasına alması da bu ‘önemsenmeyiş’in ana sebeplerinden.

 

“Zaman Makinesi”nin daha çok alt tür içindeki ‘bilim adamı’, ‘kıyamet sonrası bilimkurgu atmosferi’ ve ‘dönem farkları’ açısından önemli bir işlev üstlendiği söylenebilir. Ancak 2002 tarihli yeniden çevrimi aynı motifleri taşıdığı için ‘eski’ olarak karşılandı. Zaten o filmin motiflerini farklılaştıran filmler çıktı sonradan. Zira gerçek anlamda bir ‘zaman makinesi’ ile yolculuk eden karakterleri “Geleceğe Dönüş”, “Dr. Plonk”, “Stargate”, “Timeline” gibi filmlerin içinde gördük. Ki bunlardan son ikisi türün eski model örnekleri olarak anıldılar. Zaten ilki alt türü yenileyen yapıtlardan biriyken, ikincisi bütün sinema tarihine saygı duruşunda bulunan siyah-beyaz bir sessiz sinema örneğiydi. Çünkü gerçek bir ‘zaman makinesi’, daha çok B filmlerine uygun olduğu düşünülen bir öğeydi.

 

Bu sebeple de 1968 tarihli “Maymunlar Cehennemi”, 1984 tarihli “Terminator” ve 1985 yapımı “Geleceğe Dönüş”, şimdilik alt türün mihenk taşı filmleri olarak görülebilir. Zaten bu filmlerin yolunu izleyen tür örnekleri çekildiğine de tanıklık edebiliyoruz şu günlerde. Elbette bu eserler, serbest bir etki skalasına da sahip oluyorlar genelde.

 

İlk esaslı zaman yolcuğu filmi kuşkusuz “Maymunlar Cehennemi” idi. Alt türü ‘kıyamet sonrası bilimkurgu’ alt türü ile birleştirdiği için daha çok bir ‘tür kırması’ örneği olarak da anılabilir. Ancak daha sonra “Terminator” ve “12 Maymun”da göreceğimiz o kıyametin geldiği dünyanın önceki ve sonraki halini kullanan ilk film olması açısından önemli. Tabii zaman yolculuğunu kapsüllerle yapıp (ki bunu, psikolojik bir zeminle olgun hale sokması olarak algılayabiliriz), sonundaki sürprize saklaması da bir bakıma sözünü ettiğimiz ‘zaman makinesi’ kavramının yakınından bile geçmemesini sağlıyor. Aksine motifi, doğal bir uzay gemisi süreci olarak kullanıyor. Böylece ‘bilimkurgu motifi’nin ciddi bir yapıya yedirmiş oluyor. Zaten türü B sınıfından A sınıfına transfer etmesi de bununla bağlantılı. Elbette uzayda zamanın dünyanın 10, hatta 100 katı daha ileride seyretmesi de bu filmle ortaya çıktı ve sinema külliyatına bir ‘kural’ ya da ‘motif’ olarak yerleşti. Onun bu tavrına sonradan “Mesaj”da (“Contact”) da tanık olduğumuzu ekleyelim.

 

Buradan Robert Zemeckis imzalı “Geleceğe Dönüş”e geçersek. Film, deli bir bilim adamı ile genç bir adamın dostluğuna uzanıyor. Geçmişte olan bir olayı değiştirmek isteyen ikiliden genç olan, o döneme lamborjini şeklindeki ‘zaman yolculuğu arabası’yla gidiyor. Tabii bunun elektromanyetik bir alan açması için çok uğraşılması ve eski durduğunun bilinmesi de aslında ‘zaman yolculuğu’ kavramının yenilenmesi açısından önemli. Sonradan gelecek ve western dönemine yolculuklar sunan iki de devam filmi üreten seri, gençlik filmi ile zaman yolculuğu filmini iç içe geçirerek, aslında teknolojik bir aşı yapıyordu alt türe. Zira 80’lerin o meşhur ‘araba’ tutkusu ilk kez zaman yolculuğunun ana motifi haline geliyordu. O artık eski duran bilim adamı motifini ‘deli’ haliyle yeniden sunması da cabasıydı. Christopher Lloyd’ın o motife kattıklarıyla Dr. Emmett Brown adlı kült bir figür yarattığını da ekleyelim.

 

Tabii filmin yolunu izleyen yapıtlar arasında; “Idiocracy” gibi bir parodi ile “Freejack” (1992), “The Philadelphia Experiment” (1984), “My Science Project” (1985), “A Kid in King Arthur’s Court” (1995) ile “Bill and Ted’s Excellent Adventure”ın (1989) başı çektiği 80’lerin gençlik komedilerini örneklendirebiliriz. Zaten o filmin etkisiyle zaman yolculuğu kavramı her türlü alana zıplayan popüler bir motif haline geldi. Popüler kültürün bir nesnesine dönüştü. Bu filmlerin de neredeyse tamamı günümüzden başka bir diyara zıplayan gençlerin hikayeleriydi.

 

1984 tarihli “Terminator” ise alt tür açısından bir diğer önemli yapıt. James Cameron’ın eseri, gelecekte robotlar ile insanlar arasındaki savaş ayyuka çıkmışken, bu durumu bertaraf etmek için filmin geçtiği yıla yollanan insan görünümündeki bir cyborgun hikayesini anlatıyor. Film, alt türü aksiyonla doldururken, aşk meselesini de öne çıkararak tür kırması bir iskelet oluşturuyor. Ancak en önemlisi dünyada kıyametin yaşandığı ‘kıyamet sonrası bilimkurgu’ atmosferinden zaman yolculuğu ile günümüze gelen karakterlerin, bu distopyayı tersine çevirme şansını ellerine almaları. 1991 tarihli ikinci filmde bu durum iyi ile kötülerin birer rakip cyborg yollamasıyla daha da ayyuka çıkıyor elbette. “Terminator”, aslında gelecek tablosu açısından “Maymunlar Cehennemi” ile akraba. Ancak yarattığı distopyada maymunların yerine robotları yerleştirmesi, yalnızlık ve durağanlığı, tempo ve aksiyonla değiştirmesini sağlıyor. Bu bağlamda da zaten “12 Maymun”, “Sound of Thunder” gibi etkilediği filmler de var.

 

Tabii zaman yolculuğu, günümüze değin komedi ve aşk filmlerinin de motifi olarak kullanıldı. Bunlar ya motifi ‘alaya’ almak, ya da aşk kavramının geçmişte ve gelecekteki farklarını gözetmek amaçlı örneklerdi. Böylece ‘farklar’ ve ‘tesadüfler’, bir kez daha öne çıkıyordu. “Misafirler” (“Les Visiteurs”), “Yasak Krallık” (“The Forbidden Kingdom”), “A.R.O.G.” ve “Karanlığın Ordusu” (“The Army of Darkness”) bunların komedi, “Kate & Leopold” ve “Happy Accidents” ise romantik-komedi ayağıydılar.

 

Tabii tam olarak ‘zaman yolculuğu filmi yorumunda bulunmasak da motif açısından önemli iki film de mevcut tarihte. Bunlar “Slaughterhouse-Five” ve “Donnie Darko”.

 

1972 tarihli Kurt Vonnegut Jr. eseri “Slaughterhouse-Five”a göz attığımızda her seferinde gözünü dünya tarihinin farklı bir döneminde açan bir adamın hikayesine odaklanılan farklı bir film modeli görüyoruz. Yani bu kişi; gelecek, 2. Dünya Savaşı, 60’lar ve 70’ler arasında belleksel bir seyahat yapıyor. Ancak zaman yolculuğundaki tesadüflerle dünyayı değiştirme şansını göremiyoruz bu yapıtta. Aksine hepsinin sonunda ölüm olduğunu, bunun da biraz ‘paralel evren’ mantığına hitap ettiğini azımsıyoruz. Yani yapıt, ‘zaman yolculuğu’ motifini hatta sonda bir ‘dünyanın gölgesi’ şeklinde kullansa da, “2001: Bir Uzay Macerası” ile “Kaynak” gibi filmlerle akraba daha çok.

 

Zaten zaman yolculuğu kahramanını böylesine serbest bir alana taşıyan ve bunların arasında uyum kesmesi ile bağ kuran ilk yapıt aynı zamanda. Tam anlamıyla ‘zaman yolculuğu filmi’ olarak anılamaz ancak alt türle akraba olduğunu söyleyebiliriz. Hatta “Stalker” ile “Zaman Makinesi” arasında bir yerde durduğunu dahi söyleyebiliriz. Sonradan bu serbest haliyle “Kelebek Etkisi” (“The Butterfly Effect”), “Zaman Haydutları” (“Time Bandits”), “The Jacket” gibi filmlerde de kullanılan bir model oluşturduğu söylenebilir. Adeta bir bellek yolculuğunu psikolojik alt metinler ve ‘zamanlar arası benzerlikler’ odaklı sunan devrimci bir formüldü bu o zamanlar. Halen de etkisini sürdürüyor George Roy Hill’in filmi. Zaman yolculuğunun ‘tür kırmaları’nın içine girmesini o zamandan belli eden kilit bir yapıt. Zira savaş filmini, siber-punk bilimkurguyu, 70’ler politik-gerilimini veya 60’ların aile filmini iç içe geçiriyor. Melez iskeletinin ortasında ise zaman yolculuğu var.

 

Ancak tüm bunların yanında kavramın 2000’li yıllardaki yolunu, 2001 tarihli “Donnie Darko”nun açtığını unutmayalım. Yani yine bir tür kırması örneği! Zira zaman yolculuğu ile 28 gün öncesine dönen Donnie Darko’nun benliği, bu zamana kadar kullanılan bütün motiflerin bir toplamıydı. En çok da “Slaughterhouse-Five”a benziyordu aslında. Ancak daha çok Lychesk bir dünyaya ait olması, çizgi roman motiflerini kullanması, eğitim sistemini eleştirmesi, felaket tablosu çizmesi ve başvurduğu daha nice öğeyle pek çok şeye benzeyip, aynı zamanda hiçbir şeyle de gerçek bir bağ kurmuyordu.

 

Lafın özü, zaman yolculuğu filmleri şu sıralar melez türlerin arasında daha aktif. Bu ay vizyona girecek son Terminator filminin de zaman yolculuğu filmi yerine kıyamet sonrası bilimkurgu alt türünü benimsemesi (yani tercihini o tarafa kaydırması), aslında serinin leyhine yansıyacak bir hareket. Buna mukabil, alt türün 70’li ve 80’li yıllardaki hakimiyetini yitirdiğini de kanıtlıyor.

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.