Kerem Akça

Ealing Stüdyoları’nın 50’lerde ürettiği kara komediler, alt türün kayda değer ilk örnekleriydi. Ancak ‘kara komedi’ adlı alt türü resmen sinemaya kazandıran Coen Kardeşler imzalı “Kansız” (“Blood Simple.”) oldu. O filmin ardından ise Tarantino’dan Danny Boyle’a, Danny Boyle’dan Nick Love’a kadar sayısız isim, alt tür örnekleri üretti.

Komedi türünün sinema tarihindeki konumuna baktığımızda, sürekli farklı bir eğilim içerisinde olduğunu görebiliyoruz. Bu da sürekli o dönemin sinema zemini ışığında cereyan ediyor. Örneğin sessiz sinema döneminde Charlie Chaplin, Buster Keaton, Fatty Arbuckle gibi komedyenlerin varlığıyla slapstick komedi hakimdi. Sesli sinemaya girilmesiyle birlikte ise daha çok grupların (ikili veya daha fazla) hakim olduğu ‘verbal comedy’ (diyalog komedisi) aktif hale geldi Marx Kardeşler’in önderliğinde. Tabii onun peşine romantik-komedinin veliahtı screwball komedi de takılmayı ihmal etmedi. 1970’lerde ise parodi ve politik taşlama gibi belli bir kaynağa dokundurmayı amaç edinen ‘komedinin kurnaz alt türleri’ devreye girdi. Arada ise yavaş adımlarla durum komedisinin de yükseldiğine tanık olduk.

Yani ana akım komedinin yolu böyle devam etti sinema tarihi boyunca. 70’lerden günümüze kadar ise bu parodinin etkileri absürd komedi ile kara komedi gibi birbirine akraba iki alt türe de yansıdı. Bunun ışığında günümüzde de bu alt türlerin örnekleri, sadece ABD’de değil bütün dünyada üretilmekte. Bu doğrultuda da her ülke veya tür temsilcisi yönetmen kendine özel birer film grameri dokumakta. Bunlardan kara komedi aslında her alt tür gibi kaynağını önemli bir komedi oyuncusundan alıyor. İngiliz komedyen Alec Guiness’in 1950’lerde Ealing Stüdyoları altında çektiği “Kadın Katilleri” (“The LadyKillers”, 1955), “The Lavender Hill Mob” (1951) gibi filmler kara komedinin milatları sayılabilir. Bunların peşinden ise alt tür, 70’lerde George Roy Hill’in “Sonsuz Ölüm”le (Butch Cassidy And The Sundance Kid) birlikte tür kırması iskeletler dokumaya başlamasını takiben “Belalılar”da (“The Sting”) karşımıza çıktı. İki dolandırıcının hikayesini anlatırken kara film arka planını da görsel olarak üç boyutlu hale getiriyordu yapım. En çok da ‘dolandırıcı’ rollerindeki Paul Newman ve Robert Redford’un zeki oyunlarıyla zirve yapıyordu. Özünde gangster filminin içine komediyi sokması da, bazı kaynaklarda ‘dolandırıcı filmi’ olarak da anılan bu eserin önemine önem katıyordu. Zira yapıtın esas amacı, western türünü de arkasına alan melez bir iskelet kurmaktı.

Ancak kara komedi 1984’de Coen Kardeşler sinemaya girene dek ismi konmamış bir alt tür olarak kaldı. Yani 84 yapımı “Kansız” (“Blood Simple.”), “2001: Bir Uzay Macerası”nın (“2001: A Space Odyseey”) bilimkurguda yarattığı etkiyi kara filmde yaptı. 70’lerde “Çin Mahallesi” (“Chinatown”) ile neo-noir adıyla yön değiştiren kara film, böylece bir de ikinci postmodern yol buldu kendisine. “Kansız”, Dashiel Hammett’ın sinemaya 30’larda uyarlanan bir hikayesinin özgün bir versiyonuydu aslında. Kara film gramerini kullanmasını bir tarafa bırakacak olduğumuzda, kullandığı absürd karakterle bu yapının içine komediyi ekliyordu. Böylece kara komedinin içindeki ‘absürd komedi’ tonu da, ilk kez burada karakterlerin abartılı tepkilerine ve yaşanan olayların trajikomikliğine bağlantılı olarak devreye giriyordu. Çünkü kara komedinin esas amacı; sistemde yaşanan yozlaşmışlık, para kaygısı gibi meseleleri zıtlaşmaya varan düzeyde bir absürdlükle karşımıza getirmekti. Ölüm, cinayet, intikam, ihanet, kan gibi konular da bu durumun içinde ‘absürd öğeler’e dönüşüyordu. Yani “Kansız”, aslında Amerikan tür sinemasının bir kolu olan absürd komedide çığır açtı. Böylece kara film ile komediyi birleştiren kara komedinin sinemadaki miladı olma görevini üstlendi.

Etkisini ise Amerikan sinemasında sürdürdü. Coenler bundan sonraki bütün filmlerinde, ya ayrı bir türün içine kara komediyi sokmak ya da safkan kara komedi örnekleri çekmek için çaba sarfettiler. “Fargo”, aile dramasının; “İhtiyarlara Yer Yok” (“No Country For Old Men”), westernin, “Nerdesin Be Birader?” (“O Brother Where Art Thou?”), yol komedisinin, “Aramızda Casus Var” (“Burn After Reading”) ve “Miller Kavşağı” (“Miller’s Crossing”) ise gangster filminin içine kara komediyi sokuyorlardı. Kardeşlerin diğer filmlerinde ise Alec Guiness’in “Kadın Avcıları”nı (“The Ladykillers”) birebir bir yeniden çevrimle selamladıklarını görebiliyoruz. Yani onların filmleri, ahlaken batmış karakterlerin yaşadığı dünyamıza uzanırken, aslında kusurlu insanların hikayelerine de odaklanarak anti-kahramanlar yaratıyor temelde. Film grameri açısından postmodern takılmaları da fazlasıyla önemli.

Coenlerin tür sinemasında açtığı yoldan ise 1987 tarihli “Annemi Trenden Nasıl Atarım?” (“Throw Momma From Train”) ve 2003 tarihli “Çatı Katı” (“Duplex”) ile Danny De Vito, tüm filmleriyle Tarantino, “Anlat Bakalım” (“Analyze This”, 1999) ve “Buz Hasadı” (“The Ice Harvest”, 2004) ile Harold Ramis, “Very Bad Things”, “Arapsaçı” (“Big White”), “Kiss Kiss Bang Bang” gibi filmler de geçti.

Tabii kaynağını Alec Guiness’in filmlerinin attığı bir alt türün İngiltere kanadı da, ABD’den geri kalmadı son 15 yılda. Yine Coen Kardeşler’in verdiği cesaretle, 1990’lı yıllarda İngiliz kara komedileri piyasaya girdi. Bunlardan ilki olan “Mezarını Derin Kaz” (“Shallow Grave”) (1995), Danny Boyle gibi postmodern bir yönetmeni sinemamıza armağan ediyordu. Aslında Boyle, Tarantino’nun yaptığı gibi kara komedi adı altında sinema tarihindeki çeşitli öğeleri birleştiren pastiş bir yapı kuruyordu. Yapıt, bu film modelinin İngiltere’deki kaynağı olması bir yana, Boyle’un biçimci bir yönetmen olduğunu da resmediyordu. 1996 tarihli “Trainspotting”, 1997 yapımı “Olağanüstü Bir Hayat” (“A Life Less Ordinary”) ve “Milyonlar” (“Millions”) ise zamanı geldiğinde Monty Python’ın mizah anlayışından da bir parça alıp ‘diyalog komedisi’ne yaklaşan karakterler sunuyorlardı. 1998’de “Ateşten Kalbe Akıldan Dumana” (“Lock, Stock And Two Smoking Barrels”) ile çıkış yapan Guy Ritchie ise daha çok Scorsese’nin filmlerindeki mantığı yani 70’ler sinemasını video klip estetiğiyle bütünlemeyi tercih ediyordu kara komedi iskeletinin içinde.

Tabii bu iki önemli sinemacının Paul McGuigan (“Şanslı Slevin”, “Gangster No.1” vs), Nick Love (“Futbol A.Ş.”, “Örgüt” vs), Jonathan Glazer (“Seksi Hayvan”) gibi yine video klip estetiği uygulayan ve artık klişeleşen kara komedi türüklerini benimseyen sayısız takipçisi de üredi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.