İnönü Üniversitesi Sinema Topluluğu Uluslararası 6. Kısa Film Festivali kapsamında birbiriyle yarışan kısa filmler, özellikle belgesel dalında Anadolulu gençlerin seslerinin artık daha gür çıktığını kanıtladı… İşte Anadolu’nun yeni ozanları…

Kısa film, sinema endüstrisi için çok önemlidir. Ülkemizde yarının elit yönetmenleri bu kısa filmcilerden çıkacak. Bu bağlamda elimizden geldiği kadar Anadolu’nun her şehrinde yapılan üniversite festivallerini takip ediyoruz. Daha çok öğrencilerimizin çektiği filmler yoluyla makus talihini yenmeye çalışan insanımızın izinden gidiyoruz. Uzun yıllar Anadolu ozanların toprağı olarak anıldı. Haksızlıklara, eşkiyalara kafa tutan ozanlarımızın hikayeleri yankılandı bu dağlarda. Günümüzün modern ozanları ise sinemacı gençlerimiz. Yıllardır takip ettiğimiz bu üretim uzun dönem etnik problemlerin kısılmışlığında kaldı. Son zamanlarda gittiğimiz festivallerde görüyoruz ki muhteşem bir ilerleme var gençlerimizde ve onları yönlendiren üniversiteleremizde. Bir kere artık inanılmaz bir konu zenginliği var. Üstelik basit, tek mesaja dayalı ve ham filmler değil bunlar. Yurdumuzun her yanından fışkıran, yaşama isteği dolu fikirler, senaryolar, sinema estetiği yüksek filmlerle karşı karşıyayız. Her zaman bir derdi veya ezilmişliği oldu bu milletin ama sinemayla bunu dışa vurmak nedense hep eksik kaldı. Cumhuriyetin verdiği özgürlüklerden yararlanıp uzmanlaşan bir kadro yerine cumhuriyeti hazmetmenin ağrılarını önemseyen üretimler gördük. İşte tam da bu noktada günümüzdeki kısa filmcilerin yaşadığı hareketlenme çok önemli. Anadolu’nun ozanları artık eşcinsel hakları, Süryani meselesi, Alzheimer ve yaşlılık, 12 Eylül darbesinin yaşattığı travma, bugünkü iktidarın gençler üzerindeki baskısı ve gün geçtikçe dönüştürülmeye çalışan yaşam standartımızın verdiği acılar genç yönetmenlerin kameralarından bize yansıyor. İnanın bu zenginlik ve kalite uzun metraj sinemamızda yok. Uzun metraj sinemada yurt dışından çok önemli ödüller alan yönetmenlerimiz bile muhalif olmayan bir dili tercih ediyorlar. Ülke tarihi boyunca hiç bu kadar esir olan bir sinema diliyle karşılaşmadık. 12 Eylül filmlerini bu dönemde çekip ucuz kahramanlık yapan sinemacılarımız günümüzün şartlarından yola çıkarak 12 Eylül’ü eleştirmiyorlar. Daha dar ve kendilerini ateşe atmayan bir dilleri var. Mesela o dönemki işkenceye veya asker baskısına yoğunlaşıyorlar. Ama hiç biri o dönemde başlayan değişimin bugünleri getirdiğini açık bir dille anlatmıyor. Ya siyasi konjonktürün izin vermesi sebebiyle Güney Doğu Anadolu’daki ayrılıkçı Kürt sorununu işliyorlar ya da kentleşme sancıları yaşayan kasaba insanının hezeyanlarını. Hiç biri yasaklanan içki, kadın haklarındaki geriye gidiş, gazetelerin ve televizyonların otosansür gibi gösterilen ama bal gibi iktidar tarafından yapılan yeni sansür biçimini konu alamıyor. Yani uzun metraj sinemacılarımız isimleri ne olursa olsun korkuyorlar. Ama kısa filmciler, gencecik zihinleri ve enerjileriyle alev alev yanıyor. Anadolu’nun her şehrinde yapılan festivallerde filmleriyle, birçok engelleme çabasına rağmen dertlerini anlatıyorlar. Mayıs ayı içinde Eskişehir, Kayseri, Gaziantep, Malatya, Erzurum, Elazığ, Diyarbakır’da kısa film festivalleri yapıldı. Hemen Haziran ayı içinde Mardin ve Ayvalık festivalleri de sırada.

Malatya’nın bize seyrettirdikleri

 

Dün sona eren İnönü Üniversitesi Sinema Topluluğu Uluslararası 6. Kısa Film Festivali’nde deneme, kurgu ve belgesel dalında birbiriyle yarışan 33 filmi seyretme şansını yakaladık. Oyuncu Devin Özgür Çınar, Sanat Yönetmeni Natali Yeres, Senarist ve Yeni Sinemacılar’ın önemli ismi Önder Çakar, Sinema Eleştirmeni Serdar Akbıyık’ın jüri olduğu yarışmada kazanan filmlerin yönetmenleri ödüllerini alırken yaşadıkları heyecan görülmeye değerdi. Belgesel dalında en iyi film ödülünü alan “Arda Kalanlar” filminin yönetmenleri Muhammet Lütfü Akbaş ve Coşku Özturan Selçuk Üniversitesi’nde okuyan gencecik iki isim. 1995 yılında Gazi Mahallesi’nde yaşanan olaylardan sonra yakınlarını kaybeden kişilerin sosyolojik ve psikolojik durumlarını odağına alan Arda Kalanlar filmi sinemamızda bu konuyu en çarpıcı şekilde işleyen önemli bir film. Koskoca ödüllü yönetmenlerimiz bu gençlerin ulaşmayı başardığı dökümanları filmlerine koyacak cesareti gösterememişken bu çocukları nasıl alkışlamayız. En iyi film ödülünün yanında 3000 liralık para ödülü de büyük bir miktar olmasa da yeni filmleri için çok yardımcı olacaktır gençlere. Jüri En İyi Film ödülü yanında bir de Jüri Özel Ödülü veriyor festivalin kuralları gereği. Ama seçki o kadar iyi ki iki film Jüri Özel Ödülü’nü aldı. Marmara Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencisi olan Sedat Aygün’ün yönetmenliğini yaptığı “Demir Uçurtma” ve Erciyes Üniversitesi Gazetecilik’te okuyan Serhat Altay’ın “Soyka” filmi bu ödüllere sahip oldu. Demir Uçurtma yüksek gerilim hatlarında çalışan Karadenizli işçilerin yaşam ve iş şartlarını gözler önüne sererken, Soyka Kayseri Sanayi’de demirci olarak çalışan iki işçinin atık metal çöplerinden sanat heykelleri yapmasını anlatıyor. Film, sanatın sadece Nişantaşı’nda Beyoğlu’nda değil Anadolu’nun her yerinde ve hayatın her alanında yapılabileceğini kanıtlıyor. Bu iki işçi-sanatçının yaptıkları heykellere diğer işçilerin “Bunlar put” diye yaptıkları çıkışlar filmin gerçekliğini yüreğimizin derinlerine daha acımasızca çakıyor.

Kurmaca dalında ise En İyi Film Ödülü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Sosyoloji öğrencisi Enes Yurdaün’ün “Yüksük” adlı filmine verildi. Tek başına yaşayan yaşlı bir kadının yalnızlığının özelinde biten bir yaşama ağıt çekmiş yönetmen. Jüri Özel Ödülü ise yönetmenliğini Neslihan Siligür’ün yaptığı “Alzheimer: İnsanın Kendini Terk Etmesidir” adlı filme gitti. Başlığından anlaşılabileceği gibi Alzheimer’ın korkunç yüzünü birkez daha bize hatırlatıyor yapım.

Deneysel bölümündeyse Bahçeşehir Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Hüseyin Mert Erverdi’nin “Aralık” filmi En İyi Film Ödülü’nü aldı. Deprem yüzünden ailesini kaybeden yalnız bir adamın geçmişinden kaçma çabalarını anlatan yapım başka kapanmayan bir yaranın peşinde. Jüri Özel Ödülü ise Oğuzhan Akalın’ın “Kafes” filmine gitti. Kapitalizmin aile yapısının üstündeki yıkıcı etkisi filmin odağında.

Anadolu’nun sinemacıları

Ödül alamayan ama ödül alan filmler kadar etkin ve başarılı filmlerden oluşan bu seçki Türk gencinin bütün yaşanan problemlere ve engellemelere rağmen nasıl doğruyu aradığını ve bunlara verdiği tepkiyi bize ilk elden gösteriyor. Büyük ve koca sinemacılar iktidarla buluşmaya çalışıp tekerleklerini döndürmeyi amaçlarken gencecik öğrencilerimizin verdiği direniş dersi mutlaka takip edilmeli. Anadolu’nun her kentinde bu direnişi görebiliyoruz. Yani umudumuz hala var.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.