Artık yaşlanıyorum. Yaşlanmak, hayata karşı evcilleşmek demek biraz da. O yüzden ne zamandır sıkı bir polemik yazısı yazmadım, yazmak da istemedim. Memleketin binbir türlü derdinin arasına sokulamayacak lüksler gibi gelmeye başladı bunlar bana ancak yaptığımız işin adı belli; sinema yazarlığı… Kendi siperimi derin kazıp, hattı korumaktan başka da çarem yok. O yüzden biraz silkinip bir şeyler yazacağım. Amacım, salonun ortasına bir kirpi fırlatıp dikeninin kime battığını izleyerek zevk almak değil, ülke sinemasına yön verenlerin suyun yolunu değiştirme gayretlerini ifşa etmek. Keyfinizi kaçıracağım için özür dilerim; iyi okumalar…

Star Trek evrenindeki en ilginç ırklardan biri Borg’lardır şüphesiz. Sinema seyircisi bu garip uzaylı ırk ile Star Trek First Contact filminde karşılaştı ama çıkışları Star Trek Enterprise dizisindedir. Ekşi Sözlük yazarı tasslehoff, Borg’lar için şöyle bir tanımlama yapmış;

¨Borg’ların, collective mind diye adlandırdıkları milyonlarca birbirine bağlı drone’dan oluşan bir bilinçleri vardır. Borg için “ben” yoktur, “biz” vardır. Hiçbir Borg, collective’e yani birleştiricilerine bağlıyken kendisini düşünemez kendisi için bir şey yapamaz. Fakat herhangi bir Borg’un ne yaşadığını veya hissettiğini bütün Borg’lar bilir. Galaksinin her köşesine dağıldıkları için Borg inanılmaz bir veri tabanına sahiptir.¨

Şimdi, haklı olarak soracak ve ¨Borg’ların sinemamızla ne alakası var¨ diyeceksiniz. Kalemim yettiğince açıklayayım; bağımsız sinemadaki tuhaf yapılanmayı açıklamak için entelektüel mafya gibisinden bir tanımlama kullanmak hem insafsız hem de yetersiz olur. Borg hükümranlığının temelini ve başarısını oluşturan birleşik bilinçten bağımsız sinemamızdaki bazı grupların açıkça beslendiği açıkça görülüyor, en azından ben görüyorum. Buna projeksiyon tutmak seyirciyi uyarmak açısından gerekli olacaktır.

Son örnek; Altyazı dergisi, Emre Yeksan’ın yönettiği Körfez filmini ¨yılın en iyi filmi¨ seçmiş. Sosyal medyada bununla ilgili bir şaşkınlık var. Yönetmenin kendisinin de böyle bir övgüye şaşırdığını düşünüyorum. Körfez’i izlemedim, izleyen arkadaşlarımdan duyduğum ise; politik açıdan doğru ve kuvvetli bir yerde durduğu ancak sinemasının zayıf olduğu yönünde. Bu film özelinde değil amabu yükselen politik doğruculuğun sanatı-sinemayı özgürleştirmediğini aksine yaraladığını ve köleleştirdiğini düşünüyorum. Amerikan bağımsızları bu ¨sinemadan önce mesele¨ hadisesi yüzünden kurudu gitti, adamlar siyahi sinemayı nasıl şımartacaklarını şaşırdılar ama Altyazıcıların derdi politik doğruculuk değil. O üstlerine giydikleri bir kıyafet sadece… O kıyafetin bile saklayamadığı müthiş bir hısım akrabacılık var ki o ilişkileri yıllar önce, Mavi Dalga zamanlarında açığa çıkarmıştım. Çok kötü bir fikre ve uygulamaya sahip olan ama “en iyi senaryo” ödülünü kapan Mavi Dalga sinema yazarları arasında ikilik yarattı. Aslında kimse sevmedi filmi ama o silik iş bu dergiye kapak oldu. İnsan okurundan utanır. Bu duruma en çok itiraz edilen, bu yüzden itibarsızlaştırılan isim ise Zahit Atam’dı.

Burada asıl sıkıntı yaratan ama gözden kaçırılan durum şuydu; Jüride görev alan ve film için kulis yaptığını öğrendiğim bir isme ait başka bir senaryo da aynı yıl filme çekilmişti ve bu filmin yapımcılarından biri aynı zamanda Mavi Dalga’nın yapımcısı olan kişiydi!

Dedim ya; Körfez’i izlemedim, belki gerçekten iyi filmdir ama Altyazı listesinin tepesinde olmasına şaşırmadım çünkü yapımcısı Boğaziçi’li… Altyazı dergisi söz konusu olunca ¨Boğaziçi¨ anahtar kelimedir.

Mithat Alam büyük bir sinemaseverdi, hatırasına saygısızlık etmem ancak Mithat Alam Film Merkezi, Altyazı dergisi ve Bulut Film üçgeninde cisimleşen bu birleşik bilincin müsebbibi kendisidir. Yola mutlaka iyi bir amaçla çıkılmıştır ancak gelinen noktada ideallerden uzaklaşıldığını düşünüyorum. Ülkedeki birkaç sinema dergisinden başta geleninin PR faaliyetlerine alet edilmesi üzücü ve görüldüğü üzere bu ilk kez yaşanmıyor. Artık iyice anladık ki; bu grup bir fikir, beğeni ve takdir oluşturur, ürünün yetkinliğine bakılmaksızın sinemaseveri manipüle eder. Ürettiklerini ya da takdir ettiklerini olumlamayanlara karşı alaycı ve acımasızdırlar. Anlayacağınız, kendileri fonlar, yapar, över, ödül verirler. Onlar için bir filmin iyi ya da kötü olması, onlar ya da onlara yakın olanlar tarafından yapılmış olup olmamasıyla alakalıdır. Körfez’in uygulayıcı yapımcısının gişeye tasarlanmış bir başka işi ve kötü bir film olan Karışık Kaset’i hatırlayın. Ve onu övmek için sıraya giren sinema yazarlarını…

Bu kulübe üye değilseniz ağzınızla kuş sürüsü tutsanız yaranamazsınız ancak bu aslında çok eski bir hikayedir. Yavuz Turgul, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni filminde tam da bunu göstermektedir. Hani, bazen bir film izliyor, sevmiyor ve anlamıyorsunuz ama yazılanları okudukça ¨ben bu sanat işlerinden anlamıyorum, meğer film çok iyiymiş, sesimi çıkarmayayım bari¨ diyorsunuz ya. İşte siz sesinizi çıkarmayın diye şapkadan tavşan çıkarıyorlar ve bu işte de artık iyice ustalaştılar.

Son olarak; yazdığım her şeyi bu mesleği yapan herkes biliyor ama benim ya da birkaç isim gibi yapıp kendinizi ortaya atarsanız, üzerinize benzin döküp yakmayı da bilirler. Bu işin ödül havucu SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyeliğidir. Dernek yönetiminde ya da kurullarında aktifler. Bu bilincin ürettiği ya da övdüğü eserlere dokunursanız oyunu sizin için o anda bitirirler. Son başvurularda geri çevrilenlere ve kabul edilenlere dikkatli bakın. Övdükleri işleri beğenmeyenlere saldırmaya ve derneğin kapısını yüzlerine kapatıyorlar. Yıllar öncesinin hesapları hala açık tutarlar ama olur da laf eder ya da böyle bir yazı yazarsanız suçlu yine siz olursunuz. ¨Derneğe almadık ya, çekemiyor, ondan böyle yazıyor¨ derler. Bu arada, son yıllarda derneğe kabul edilen üyelerin hızla gelişen dostluklarına bakın, fotoğraf daha da netleşecek. SİYAD önümüzdeki hafta 2017 filmleri için ödül oylaması yapacak. Orada da bu lobinin etkisi hissedilecek. Sonuçlarda görürüz.

Bu ucuz panayır çadırı yıllardır açık. Olan ülkenin bağımsız sinemasına oluyor. Genç ve yetenekli sinemacılar-sinema yazarları ya bunlara biat ediyor ya da filmlerini kafalarında çekmeye devam ediyorlar. Fonlar, festivaller, ödüller… Hepsinde mutlaka etkileri var ve onu kaybetmemek adına yapmayacakları hokus pokus yok! Festivalleri siyasilerin elinden kurtarsak bunlara kalıyor. Hangisi daha kötü bilemiyorum. Sinema entelektüelinin kasaba mafyasından farklı davranmadığı çorak ülkem…

Keşke tek derdimiz iyi filmler çekmek olsaydı.

Gelecek eleştiri ve alaylar için not: bu yazı Körfez filmine yönelik bir eleştiri değildir. Dert başka ve inkar edilemeyecek kadar ortadadır.

murattolga@otekisinema.com

 

Murat Tolga Şen
2005 yılında "Öteki Sinema" sitesini açtı. Rahmetli sinema yazarı Metin Demirhan ve Ali Murat Güven’in verdiği güçlü destekle başlayan bu kişisel macera şimdilerde Türk sinema bloglarının amiral gemisi haline geldi. Murat Tolga Şen, Sinema yazarlığı ve blogculuğuna önem vermeye devam ederek katıldığı platformlarda sinemanın farklı taraflarını konuşmaya devam etti. Blogculuktan profesyonel sinema yazarlığına geçişi ise 2010 başlarında sinema sitesi Beyazperde kadrosuna katılmasıyla oldu. Ayrıca online sinema dergisi Cinedergi, Fotografya, Gölge, Yeni Harman, Modern Zamanlar, Film Arası gibi yayınlara da katkı sağlıyor. 2012 Ocak ayından bu yana Medyaradar sitesinin sinema ve televizyon yazıları da yine Murat Tolga Şen’in kaleminden çıkma.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.