Sol Şerit filmi komedinin sol şeridinde yol alan, temposu yüksek bir yol filmi. 25 Mart’ta vizyona giren filmi yönetmeni İnci Balabanoğlu Ahıska ile konuştuk. Sorularımızı yanıtlayan başarılı yönetmen, dizilerden sinemaya attığı bu ilk adımı Cine Dergi için değerlendirdi.

Ankara’dan Denizli’ye uzanan bir yol öyküsünün anlatıldığı filmde; Sertan Erkaçan, Deniz Baysal, Cem Aksakal, Ceyda Ateş, Memetcan Diper, Sermet Yeşil, Burak Satıbol, Özgürcan Çevik, Selin Şekerci gibi oyuncular rol alıyor. Filmi sinemalarda bulabilir, keyifli sohbetine şu satırlarla şahit olabilirsiniz… Şimdiden iyi seyirler.

BAŞROL OYUNCULARINA “SİZ KOMİK OLMAYIN” DEDİM

İlk filmin Sol Şerit, aslında biz seni dizilerden biliyoruz. Film ile dizi çekmenin nasıl farkları var?

Bir kere filmde karakterin-olayın, sonunu başını biliyoruz, bu rejiyi çok daha güçlü kılıyor. Televizyonda 150, 160 dakika iş çekerken bazen gelen tepkilere göre karakter revize edilebiliyor. Böyle durumlarda karakterin nereye gideceğini biz de bilemiyoruz . neden, sonuç ilişkisi de alt metin de vakit darlığından dolayı, her zaman sağlıklı kurulamıyor. Film, üzerinde daha çok çalışmaya imkan tanıyor. Elbette dizide de filmde de elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz ancak bir günde 25-30 dakika çekmekle, 6-7 dakika çekmek arasında kalite, kendinden kattıkların ve aldığın keyif anlamında elbette fark var.

 

Kendinden ne kattın bu filme?

Galiba en çok samimiyet… Senaryo uzundu, senaristimiz Özgür Ağaoğlu ile beraber çalışıp tekrarları temizledik. Karakterlerin değil olayların komedilerini öne çıkardık.3 erkek karakterim var. 3 eski arkadaş…ve tabi ki 3 kadın, 3 kadın ve 3 erkeğin birbirinden çok farklı ilerleyen aşk hikayeleri. Barış Volkan ve Cem’in düğüne yetişmek için çıkacakları yolda başlarına gelmeyen kalmıyordu.. . Onlara da şunu söyledim; “ Siz üç Ankaralı genç birden uzaya ışınlandınız.. Uzayda çevrenizde rengarenk uzaylılar var, ne yaparsanız, onu yapın” Onu yaptılar ve film boyunca kaçtılar. (gülüyor) Komik olmaya çalışmayın dedim, çünkü durumların kendisi zaten komikti… Bu da filmi samimi yapan şeylerden biri oldu.

 

BU İÇİNDE UZAYLI OLMAYAN BİR UZAYLI FİLMİ

Bu içinde uzaylı olmayan bir uzay filmi mi?

(Gülüyor) Evet… Neden olmasın?

 

Peki küfürlü komedi çok fazla görür olduk, bu filmde de öyle mi?

Bu filmde yalnızca çok gerekli olan yerlerde küfür var. Karakterlerin çoğu erkek ve onların komedisini ele alıyoruz, bu adamların gerçek hayatta olsa küfürden başka anlatım yolu bulamayacağı olaylar oluyor. O erkek dünyasını gerçek kılabilmek için yerine başka bir şey bulamadığım durumlarda küfür var. Yol hikayesi erkekler için akarken Denizli;de erkekleri bekleyen iki kadının başına da bir sürü şey geliyor. Ama Denizli;deki kadınların hikayesinde buna gerek bile duymadık.. İşte bir çok durumda kadın erkek algısı ve tepkisi farkı. Bu gözle erkekleri izleyince ilginç bir deneyim oldu benim için de. Bir kadın yönetmen olarak ana aksı erkekler üzerinden yürüyen bir film çekmek çok keyifli ilginç zor bir deneyimdi.

 

Yönetmenin kadını, erkeği olur mu?

Olur elbette… Doğamız, yetiştirilişimiz farklı. Doğal olarak hayata yaptığımız işe bakış açımız farklı. Biz kadınlar çok daha detaycıyız.

 

Bu fimi erkek bir yönetmen çekse bir şey değişir miydi?

Daha çok küfür olurdu belki… (Gülüyor) Şaka bir yana, ben çok fazla ayrıntıyla uğraştım. Benim için önemli kimi ayrıntılara dikkat ettim. Senaryoda paragöz bir adamın dövülme sahnesini, senaristiminizin de onayıyla adamın malına zarar vermeleri şeklinde değiştirdik. Dövsen ne yazar, malına gelecek zarar onun canını daha çok yakar… Keza o sahnede “mala geleceğine cana gelsin” diyor karakter en sonunda… (Gülüyor) Bu biraz kadın bakışı, ben kadın olarak o adamı dövdürmektense bam teline basmayı yeğledim. Dövmek çoğunlukla erkek bakışı ile bir intikam yolu…

 

Senin filmleri ve dizileri izleyici gibi izlediğini biliyorum, öyle analiz ediyorsun. Sence Sol Şerit izleyiciye izleyiciye ne vadediyor? Neden tercih edilmeli?

Evet, öyle izliyorum. Hatta çekerken izleyici gibi çekiyorum.(gülüyor) İzleyici sinemada birbirinden kopuk, skeçler halinde bir film değil ; samimi, sıcak, keyifli bir hikaye anlatan bir film bulacak. Rejisiyle de senaryosuyla da biz zamanın nasıl geçtiğini fark ettirmeyecek bir film yapmaya çalıştık.

 

Sinemada komedinin yükselişini neye bağlıyorsun?

Ülkenin ve dünyanın durumu ortada… Güvensiz ve mutsuz hissediyoruz kendimizi ve kafamızı dağıtmamız, gülmemiz için komedi filmlerine ihtiyacımız var.

 

Bir de filmlerde izlediğimiz karakterlerin de derdi var ama gülebiliyorlar.

Evet, kendi düştükleri durumla dalga geçerek çıkmayı başarıyor karakterler. Belki de bir umuda ihtiyacımız var ve komedi filmleri bize umut veriyor.

 

SOL ŞERİT BİR EKİP FİLMİ

Bu filmin kadrosunda büyüklü küçüklü rollerde her biri halihazırda başrol oynayan bir sürü kişi var. Bu kadro nasıl bir araya geldi?

Yapımcılarımız Ankaralı , senaristimiz Dil Tarih Tiyatro bölümü mezunu. Yani Ankara;da okumuş bir çok oyuncuyla ilişkileri var. Onun sayesinde tanıştık, çok keyifli ve uyumlu çalıştık. Her biri ayrı ayrı başrol olan oyuncuları küçük rollere ikna etmek, arkadaşlık ilişkisinin de çok ötesinde bir şey gerektirir biliyorsun. Senaryoya, yapımcıya, ekibe ve bana güvendiler. Ayrıca çok da eğlendik… (Gülüyor)

 

Çekimlerde yaşanan en ilginç olay neydi?

Ankaralı Hüseyin filmin bir sahnesinde şarkı söyledi. Biz tabii bir çok tekrar alıyoruz, yakın plan, uzak olan derken, her seferinde şarkıyı tekrar söylüyor. çekim 3 saate kadar sürdü. Aynı şarkıyı en fazla 2 kere üst üste söylemeye alışkın Ankaralı Hüseyin, “Allahıma kendi şarkımdan soğudum ya…” dedi mikrofona. Çok güldük… (Gülüyor) Yalnız şaka bir yana çok uyumlu ve rahat çalıştık, filme de renk kattı kendisine ayrıca teşekkür ediyorum. Bir de Özgürcan Çevik çok şanslı bir oyuncu onu gördük ve çok güldük. (Gülüyor)

 

Nasıl yani?

Acemi bir polisi oynuyor Özgürcan.. Bir sahnede bagajı açmak için uğraşıyor, böyle konsantrasyon için el hareketleri falan yapıyor. Zihin gücüyle açmaya çalışır gibi… O an yaprak kımıldamaz sıcakta, bir rüzgar çıktı, her şey uçuşuyor, sanki Özgürcan çağırmış gibi… Doğa çok yardımcısı oldu sahnenin. çok güzel oldu o sahneler. Çok eğlendik.

 

Peki bir sinefil olarak listende en başta duran “ilk film” nedir? Sana göre en iyi ilk film kimin hangi filmidir?

Derviş Zaim’in Tabutta Rövaşata’sını çok severim. Özellikle Ahmet Uğurlu’nun performansı, filmin atmosferi muazzam. Bir de neredeyse bütçesiz bir film.Yalnızca 4 saatlik çekim yapabilmişler diye biliyorum, bu amatör ruhun filme çok şey kazandırdığını düşünüyorum. Burada amatörden kastım işi yapan insanların acemiliği değil, küçük bir ekiple, küçük imkanlarla bir işi yapabiliyor olmaktan, o ruhtan bahsediyorum.

 

Sol Şerit’in nasıl bir ruhu var?

Oyuncusundan, teknik ekibine birlikte çalışmaktan çok keyif almış, çekerken çok eğlenmiş bir ekibin ruhu var. Hepsine bu yola benimle çıktıkları için ayrıca teşekkür ederim. Ufak tefek aksilikler de oldu ama o kadar kenetlendik ki birbirimize… Genç oyuncular birbirlerini hep desteklediler, ekiple tam bir uyum içerisinde çalıştılar. Gece yarılarına kadar sohbetler ettik, güldük, eğlendik ve o enerji filme de yansıdı. Biz keyifli bir film yaptık, çok güzel bir anımız oldu. Bu filmde her çalışanın varıyla yoğuyla taşıdığı samimi bir ruh var. Bu bir ekip filmi… Herkesin emeğine, yüreğine sağlık.

 

Filmin vizyonu biraz talihsiz bir döneme denk geldi. İnsanlar AVM’lere gitmeye bile çekiniyor. Bunun gişeye etki edeceği öngörüsüyle telafi etmek amaçlı ikinci bir vizyon tarihi alınabilir mi film için? Böyle bir düşünce var mı?

Sinema seyircisi son 2 haftada 4’te 1’e düşmüş durumda Biz de erteleyelim mi diye konuştuk yapımcılarımızla ama her türlü risk. Umarım her şey çok daha güzel olur.

 

Çok büyük bir risk…

Evet, farkındayız…

 

AVM dışında sinemalarda da var zaten film değil mi?

Evet, özellikle Anadolu’da var.

 

AVM daha tehlikeli ya, bunu önerebiliriz izleyicilere şu konjonktürde…

Yalnız AVM’ler de Xray kontrolünün olduğu ender alanlardan, aslında güvenlik dışarıdan daha fazla. Giriş kapılarında aranıyorsunuz ancak sokakta hiç güvenlik yok.

 

LAZCA BİR AŞK FİLMİ ÇEKMEK İSTİYORUM

 

Gözünün neler göstermek istediğini filmde gördük, peki kamerayı kendine çevirme şansın olsa ne söylerdin?

Bende kamera fobisi var. Fotoğraf bile çekilirken %90 gözü kapalı çıkan, kasılan biriyim. Kamera bana döndüğünde el sallayıp giden, en fazla “iyi günler” diyebilecek biriyim. (Gülüyor)

 

Yönetmenin işi dünya kurmaktır, bunu bir kurgu içinde yapmak senin işin. Peki gerçek dünyayı kurma şansın olsa, İnci Balabanoğlu Ahıska şu an neleri değiştirmek isterdin?

Çok şeyi değiştirmek isterdim. 7 yaşında bir kızım var, kendimden çok onun için endişeleniyorum. Tabi ki ilk iş barışı kurardım ve savaşın en büyük mağduru çocukların mutlu olmalarını sağlardım.. Her çocuk o kadar saf ve temiz ki.. Onların dili, dini, ırkı yok…. İlk önce onların hayatlarını değiştirirdim, çünkü onlar ne kadar mutlu olursa gelecekte o kadar mutlu olacak.

 

Bunun filmini yapmayı ister misin?

Elbette. Aslında başka bir hedefim var.

 

Nedir?

Kazım Koyuncu lazcayı bu ülkeye dinletti. O öldüğünde kendime bir söz vermiştim. Lazca bir aşk filmi çekmek istiyorum. Ben Rize Fındıklılıyım ve lazca konuşulan bir evde büyüdüm. Karadeniz’e dair hikayeler anlatmak istiyorum.

 

KAÇAK GELİNLER’E NE OLDU?

Kaçak Gelinler’in de yönetmenisin, dizinin film olacağı söylendi sonra iptal edildi. Fanlara son bir duyuru yapalım, böyle bir film projesi yeniden gündeme gelebilir mi?

Öncelikle Kaçak Gelinler fanlarına her zaman, her koşulda yanımızda oldukları için çok teşekkür etmek istiyorum. Teşekkürler KG ailesi.. Biz çok keyifli bir ekiptik , fanların desteğiyle zor zamanları daha kolay atlattık. Şimdi fanlarımız bizi yeniden bir arada görmek istiyor ama koşullar başka, oyuncuların da başka işleri var, ekibi bir araya toplamak çok zor.

 

Bu filmde de Kaçak Gelinler’e bir selam var galiba…

Evet…Film bir kaçak gelinle başlayıp diğer kaçak gelinle bitiyor… sırf bunu böyle yapabilmek için filmin finalini değiştirdim. Galiba büyük bir selam oldu. (gülüyor)

 

Yeni projeler var mı?

Komediyi seviyorum ve devam etmek istiyorum. Bu Seneye çekmek üzere bir psikolojik gerilim, korku hikayesi üzerinde çalışıyoruz. senarist arkadaşımın hikayesi ve her aşamasından çok keyif alıyoruz. Televizyon için ise henüz netleşen bir şey yok.

 

Sorularım bu kadar teşekkür ederim. Ekleyeceğin bir not var mı?

Ben teşekkür ederim. Umarım izleyen herkes en az bizim kadar keyif alır, biz ekip olarak iyisini de kötüsünü de üstlendiğimiz bir film yaptık. Bizi en mutlu edecek şey, izleyicinin filmi beğenmesi olacaktır.

Gizem Merve Kaboğlu
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldum. atv haber merkezi’nde ve Radyo Marmara’da yaptığım stajlarla deneyim kazandım. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nda “Eleştirel haber okuryazarlığı” eğitimi, İstanbul Film Akademi’de Filmlerle Psikoloji Sinematerapi Atölyesi ve Gümüşlük Akademi’de Ümit Ünal’la Senaryo Bakışı atölyelerine katıldım. One Dergi’de başlayan yazın kariyerime Televizyon Gazetesi.com’da ve Dipnot.tv’de muhabir, yazar ve editör olarak devam ettim. 2008 yılından bu yana televizyon üzerine yazılar yazıyor ve röportajlar gerçekleştiriyorum. Süre zarfında 2. ve 3. Antalya Televizyon Ödülleri’nde “önjüri üyesi” sıfatıyla görev üstlendim. 4 yıl boyunca Dipnot Tablet Dergi’de okurla buluştum, şimdilerde Cine Dergi’de yazı ve röportajlarımla yer almaya devam ediyorum. Kariyerimin bir diğer ayağı olan e-ticaret alanında sektörün lider şirketlerinden birinde 3 seneyi aşkın süre Editör ve Pazarlama İletişim Uzmanı olarak çalıştım. 2016 yılında atv ekranlarına gelen Kaçın Kurası adlı dizinin senaryo ekibinde yer aldım, dizi ve film senaryoları yazmaya devam ediyorum. Gizem Kaboğlu yazıları www.gizemkaboglu.com adresinde arşivlenmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.