Haftanın filmlerinden Kilit ile ilgili sorularımızı yönetmen Adil Oğuz Valizade’ye yönelttik. Kilit bir hapishanede geçen cinayetlerin arka planına odaklanıyor. Polisiye gerilim türündeki hikaye birçok sosyal mesajla birlikte adalet sistemini de sorguluyor… Filmle ilgili merak edilen cevaplar aşağıda!

 Öncelikle filminiz hayırlı olsun. Kilit nasıl ortaya çıktı? Hem ortaya çıkış sürecinden hem de filmin ana çatısı nasıl ortaya çıktı bahsedebilir misiniz?

Çok teşekkür ederim. Aslında Kilit’in nasıl ortaya çıktığını anlatmadan önce şirketimiz Dark Town Pictures’ı nasıl ve neden kurduğumuzu anlatmak isterim. Çünkü cevabın önemli kısmı burada gizli. Günümüz Türk sineması deyince akla gelen ilk ve maalesef tek tür komedi oluyor. Bunu bir eleştiri olarak almayın lütfen. Çok güzel, başarılı komedi filmlerimiz ve komedyenlerimiz tabii ki var. Ama her şeyde olduğu gibi çeşitlilik sinemada da çok önemli. Eğer Türk sinema sektöründen bahsedeceksek sadece tek bir türle değil, pek çok farklı türde yapımlara da ihtiyacımız var. İşte bu noktada kardeşim Arif Valizade ile birlikte bu hedef doğrultusunda film şirketimizi kurduk.

Polisiyeye gelince, Dünya ana akım sinema ve edebiyatına baktığımızda polisiye/gizem türünün çok önemli bir yer tuttuğunu görmemize rağmen, Türk sinemasında örneğinin yok denecek kadar az olması çok şaşırtıcı değil mi? Tüm bu söylediklerimden teknik bir analiz yapıp polisiyeye yöneldiğimiz anlaşılmasın. Çocukluğumdan beri Agatha Christie’nin romanlarına bayılırım. İşte Kilit de tam da Agatha Christie romanlarında olduğu gibi bir kapalı oda cinayetine odaklanıyor.

 Kapalı oda cinayetini biraz açar mısınız?

Agatha’nın tek bir formülü vardır aslında. Bir mekanda ışıklar söner, açıldığında birileri ölmüştür. Kimin, neden ve nasıl yaptığını soluksuzca merak ederiz. Kilit’te de kameralarla 7/24 izlenen kapalı kapılar adındaki bir cezaevinde aynı anda hiçbir iz olmadan hem de 11 kişinin birden ölümünün arkasındaki gizemi takip ediyoruz.

 Kilit’in yazım ve gelişim sürecinde etkisi altında kaldığınız yönetmenler ya da filmler var mı?

Tek bir soru hakkım olsa, bana bu soruyu sormanızı isterdim. J David Fincher ve Seven… Kuzenim Ayşegül ile birlikte 16 yaşında Seven’ı izlediğimde heyecanla ayağa kalkıp “Hayır, bu film bitemez!” diye bağırdığımı ve kuzenimin beni sakinleştirmeye çalıştığını dün gibi hatırlıyorum. O gün bugündür sevdiğim pek çok film ve yönetmen olmasına rağmen, bende “David Fincher” ve “Seven” filminin etkisi başkadır.

Polisiye/gerilim türünde bir film yapmanın zorlukları var mıdır varsa nelerdir?

Hem de çok. Özellikle polisiye izleyicisi kendi zekası kadar maruz kaldığı, izlediği, takip ettiği filmin zeka düzeyine de önem verir. Hiçbir mantık hatası olmadan, sırrı (kim, neden, nasıl) son ana kadar heyecanı koruyarak, tempoyu kaybetmeden saklayabiliyor olmamız çok önemli. En büyük zorluk bu aslında. Bir de ışıktan kostüme, sesten müziğe, hiçbir şeyde “Bu da böyle oluversin.” deme şansımız yok. Her bir detayı sünger gibi emiyor çünkü seyirci. Bunu bizzat kendiniz yaratıyorsunuz aslında seyirciye, her şeyi bırak bütün dikkatin burada olsun diyorsunuz. Yani, elinde telefonla seyredilecek bir film türü değil bu.

Film, Mert Fırat, Melisa Aslı Pamuk, Timur Acar, Mustafa Alabora, Asuman Dabak gibi güçlü isimlerin yer aldığı oyuncu kadrosundan oluşuyor. Oyuncu kadrosunu nasıl oluşturdunuz ve sette ekibin uyumu nasıldı?

Öncelikle şunu gururla söylemek isterim ki tüm cast, ilk tercihlerimizdi. İnanıyorum ki ne kadar doğru bir karar verdiğimizi seyircimiz de sinemada görecektir. Hepsine tek tek hayranım gerçekten.

İnsanı merakta bırakan “şimdi ne olacak” ya da “kim bu kişi” dedirten sahneler oldukça yoğun. Bu sahneleri oluşturup çekerken hangi konulara değinmek istediniz?

Her iyi filmin temel şartıdır bu aslında. Ama özellikle bu türde, heyecan ve merak her zaman doruk noktada olmalıdır.

 Biraz da Karanlık Şehir Hikayeleri serisine değinmek istiyorum. Kilit serinin ilk filmi ve seride kaç filmin yer almasını planlıyorsunuz. Serinin diğer filmlerinde seyircileri neler bekleyecek?

Karanlık Şehir Hikayeleri ile Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek polisiye bir sinematik evren oluşturmak istedik. Ve aslında tüm dünyada ilgiyle takip edilen Marvel’ın sinematik evren kavramından çok daha önce, kardeşim Arif’in hayaliydi bunu yapmak. Bu seri için belirli bir sayıyla yola çıkmadık. Aynı karakterlerin yollarının kesiştiği, kökenini bambaşka temalardan alan, ama ana kurgunun hep polisiye etrafında örüldüğü filmlerden oluşacak. İkinci film, aşk ve ihanet üzerine olacak örneğin.

Seyirciler sizce Kilit’i neden izlemeli?

Senaryosu 10 ayda yazıldı. Bütün müzikleri orijinal bestelendi. Oyuncularla haftalar boyunca karakterler üzerine çalıştık. Ses tasarımı için 4 ay emek verdik. Hikayenin adli tıp ayağı için İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan özel danışmanlık aldık. Çekimler için hazır mekan kullanmak yerine, sıfırdan hapishane inşa ettik. Kısacası çok özendik. Bir de içerikle ilgili şunu söyleyebilirim. Gerçekten alt metni çok dolu bir film oldu. Filmden çıkarken yaşamla ilgili pek çok kavramı yeniden sorgularken bulacaklar kendilerini. Empati, merhamet ve adalet gibi… Türk sinemasında daha önce pek deneyimlemedikleri tatta bir film izlemek için tüm seyircilerimizi Kilit’i izlemeye davet ediyoruz.

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.