Sessiz sedasız, zuladan çıkarılmışçasına ortaya konan bir film dizisi “Kara Komik Filmler”. Edebiyatta karşılığı kısa öykü olarak görülebilecek, kendine çok büyük olayları konu edinmemiş, sıradan insanların küçük dünyalarındaki alt üst oluşları, ince bir mizahla ortaya koyan, Türk sineması için yeni denebilecek, alışılmadık bir anlatım biçimi. Tıpkı basılı bir öyküde olduğu gibi alımlayıcısına, keşke biraz daha uzun olsaydı, dedirtmeyen, çerçevesi içinde sizi kendi özgün sonuna hazırlayan, yüzeysel tanıklıklarınızı duygusal ortaklık haline getiren, bakmakla görmek arasındaki farkı en sarsıcı şekilde işaret eden.

Konuk yazar: Süreyya Köle

Birbirinden bağımsız, iki farklı filmin art arda sunulması gerçek bir öykü okuru için hiçbir sorun oluşturmazken, hatta hoş bir deneyimken, herhangi bir sinema izleyicisi tarafından, dramatik çatışma eksikliğine ya da karakterlerin büyük bir değişim geçirmemesi gerekçe gösterilerek filmin yetersizliğine dikkat çekilmesi doğaldır. Diğer taraftan, önünüzde iki ayrı film olduğu için bu filmlerin birbiriyle kıyaslanması da. Sevdiğiniz film öyküsünün daha uzun olmasını istemeniz de. Bu pirinç daha çok su kaldırırdı yaklaşımıyla, apayrı bir duygusallıkla sahiplendiğiniz film karakterinizin başına daha, daha bir şeyler getirtmek istemeniz de.

Oysa burada bir tercih söz konusudur. Hız yapabileceği bir otoban ve onu, gideceği yere daha çabuk vardıracak uzun, karanlık tüneller varken -yolculuğun varlığı bir kıymet içeriyorsa- gözden çıkarılmış, eski bir yolu da kullanmak isteyebilir insan kimi zaman. Eski, yeni yaklaşımı örnekle sınırlı kalmak üzere, tıpkı Cem Yılmaz’ın uzun metrajlı film tecrübesine sahipken,  tek sunumda iki orta metrajlı filmle izleyici karşısına çıkmak istemesi, bir biçim denemesine girişmesi gibi. Burada konu başkalarının beklentisine karşılık vermekse, kuşkusuz, kimse sizden alışılmışın dışında bir şey yapmanızı istemeyecektir. Bu yüzdendir belki de alımlayıcı odaklı üreten kimselerin kendini tekrar edip durması. Bir hamster gibi aynı çarkı çevirip bir adım ileri gidememesi. Niteliksel birikimden çok sayısal birikimle varlığını oluşturması.

Halbuki, başlarda kabullenme güçlüğü yaşasak da, kendi sanat dalında kişisel devrimini gerçekleştirmiş sanatçılara sonradan sonraya başka türlü saygı duyduğumuz su götürmez bir gerçektir. Dönüp baktığımızda, Yılmaz Güney’in ilk dönem filmleriyle kalmasını istemek mümkün mü? Ya da Şener Şen’in bugün bile direkt güldürmek üzerine üstlendiği rollerle karşımızda olduğunu görmek? Tarık Akan’ın -hayatta olsaydı- ileri yaşlarında hala bir zamparayı oynadığına tanıklık etmek?

Bu anlamda, Cem Yılmaz’ın bile isteye yaptığını anlamaya çalışmak gerekir. İnsanların yüreğine ince bir sızı, yüzüne acı bir gülümseme düşürme isteğine saygı duymak.  “Aslında hiçbir şey anlatmıyor” diyerek başlattığınız tanışıklığı “Alt metni olan hikâyeler onunki” düzlemine taşımasına birinci elden tanıklık etmek. O, bir yerde ayrılmayı göze almışsa, yarattığı film kişilerinden onun kadar serinkanlı vazgeçmeyi becerebilmek.

Sahi,  Kara Komik Filmlerin birinci sunumunda,  “2Arada” filminde karşımıza çıkan “Ayzek” karakterinin ne kadar güçlü olduğunu izleyici fark etmişken Cem Yılmaz fark etmemiş olabilir mi? O karakterden rahatlıkla uzun metrajlı bir film çıkabileceğini öngörememiş? Tabii ki hayır. Bu Ayzek’e biçilen rolün çerçevesiyle, Cem Yılmaz’ın neyi, nereye kadar vereceğinin çok farkında olmasıyla yakından ilgili. Aksi halde uzun metrajlı bir filmin içinde görmek istediğiniz Ayzek, bir ileri hamlede size Ayzek 1, Ayzek 2 (10’a kadar yolu var) ve dahası olarak geri dönecek, kendini tüketirken, yaratıcısına da aynı hazin sonu hazırlayacaktır.

Hemen söylemek gerekir, aynı durum bugünlerde tekrar gündeme gelebilir. Aslında Birol Deneli’nin hikâyesinden uzun metrajlı bir film çıkardı, denebilir mesela; ya da taksicinin… Kara Komik Filmler yeni bölümleriyle kısa bir süre önce -dijital bir platformda- izleyiciyle buluştuğu için “2Arada” ve “Kaçamak” filmlerinin ardından başlayan eleştiri, yorum sağnağı tekrar kendini gösterebilir. Sinemayı salt eğlence aracı olarak görenlerin memnuniyetsizliği ile ‘dahası olabilirdi’cilerin birbirinden çok farklıymış gibi görünen yaklaşımları ortak bir aklın söylemini oluşturabilir: “Olmamış!”

O zaman şu soru nasıl sorulmaz; neye göre, kime göre olmamış?

Size sunulanın sınırları içinde değerlendirmek gerekir herhangi bir fikir, sanat eserini. Kendi içinde tutarlı mı? Neden, sonuç ilişkisi doğru kurulmuş mu? Maddi hataya düşülmüş mü? Duvara asılı silahlar -Çehov’un dediği gibi- film süresince tek tek patlamış mı? Neticede sinema dediğinin temelinde de bir metin saklı.

Sonuç olarak, Kara Komik Filmler “Deli” ve “Emanet” adındaki yeni bölümleriyle izleyiciyle buluşmuş durumda. Umudum o yönde ki bu filmlerin devamı gelecektir. Ve yine umudum o yönde ki sinema izleyicisi alışkanlıklarının esiri olmadan, bir filmin bu türlü de yapılabileceğinin ayrımında, Kara Komik Filmler’e hak ettiği ilgiyi gösterecek, ekran başındaki yerini alacaktır.

Sinema salonlarının tekrar dolup taşması dileği ile…

 

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.