Güzel haberlerim var: Şubat ayında bir belgesel vizyona giriyor. Kısa Film Yönetmenleri Derneği büyüyor. Sabancı Vakfı Kısa Film Platformu destek vermeye devam ediyor.

2018’e girerken belgesel sinema adına her ay 4 belgesel filmin sinema salonlarında gösterime girmesini dilemiştim. Ocak sayımızdaki yazımı okuyanlar hatırlar. Şimdi ülkemizin film sektörü ve belgesel sinema ilişkisini düşününce bari ayda bir belgesel vizyona girsin diyorum. Diyorum da… Maalesef Ocak ayında gösterime giren bir belgesel olmadı ama 9 Şubat’ta Güzel Adam Süreyya belgeseli sinema salonlarında seyircisine kavuşuyor. Biz dilemeye devam edelim… Dileyelim Olsun! Güzel Adam Süreyya Beşiktaş’ın emektar malzemecisi Süreyya Soner’in hayatını anlatıyor. Hem Beşiktaş hem futbol hem de İstanbul’un kent tarihini ele alan bir yaklaşımla seyircinin karşısına çıkıyor. Belgesel ’de pek çok sürpriz isim var. Yönetmen Gökçe Kaan Demirkıran.

Bir başka güzel haberim daha var. Geçtiğimiz yıl kurulan Kısa Film Yönetmenleri Derneği’nin üye sayı hızla artıyor. Dernek festivallerle kısa film ve kısa film yönetmenleri adına çok olumlu görüşmeler yapıyor. Filmlere telif ödenmesi, ödeniyorsa miktarlarının artması, filmlerin gösterim biçimi, yönetmenlerin ağırlanma şekli vs. gibi konularda gerçekten önemli konulara değiniyor ve güzel de yol alıyor. Türkiye’de Kısa Film üreticilerinin bir sivil toplum kuruluşu altında bir araya gelerek, sorunlarına birlikte çözüm ayarak çok daha güçlü, çok daha karalı bir şekilde kısa film çekmeye devam etmesi hem izleyiciler hem de üretenler açısından önemli bir gelişme bence. Ayrıca ülkemizde üretilen kısa filmlerin kalitesinin artması ve kısa film festivallerinin çoğalması bu durumu daha da önemli ve elzem kılıyor. Sidar Serdar Karakaş’ın başkanlığında kurulan Kısa Film Yönetmenleri Derneği, üye sayısıyla, gerçekleştireceği projelerle Türkiye’nin önemli sinema STK’larından biri olmayı kafasına koymuş. Derneğe, bir filmiyle ön eleme jürisi olan herhangi bir festivale seçilmiş bütün yönetmenler üye olabiliyor. Detaylı bilgiyi www.kisafilmder.org sitesinden öğrenebilirsiniz. Kesinlikle üye olun derim. Ortak akılla sorunlara çözüm bulmak, birlikte oluşacak sinerjiden beslenmek, birbirinden öğrenmek, sormak, sorgulamak, çalışmak, tartışmak, kızmak, gülmek… birlikte yoka devam etmek, birlikte büyümek çok özel bir güç ve tat…

 

Kısa film demişken Sabancı Vakfı, toplumsal konularda farkındalık yaratmak için önemli ve etkili bir araç olan sanatın gücünden yararlanmak adına “Kısa Film Uzun Etki” isimli Kısa Film Yarışması’nı 2016’da hayata geçirdi. Kısa Film Yarışması’nın hedefi; sinemanın yaratıcı bakış açısından ve etki gücünden yararlanarak toplumsal konularda farkındalık yaratmak. İlk yıl “Mülteci Kadınlar” temasıyla düzenlenen yarışmanın 2017 yılı teması “Çocuk İşçiler”di. Sanat yönetmenliğini Zeynep Atakan, kanat önderliğini Bosna’lı yönetmen Danis Tanovic’in yaptığı organizasyonun ödül töreninde çok duygulandım. Mansiyon alan filmle birlikte izlediğim 4 filmde etkileyiciydi. Üçüncülük ödülü alan Mij filmini izlerken göz yaşlarımı tutamadım. Finale kalan 15 film ve yönetmeni yarışma boyunca hem sinema hem sosyal farkındalık adına harika deneyimler paylaştıklarını ifade ettiler. Memleketin dört bir yanından gelen 385 kısa film ve finale kalan 15 film. Sonuçta ise ödül alan 4 film. Beni takip edenler ve tanıyanlar bilir, ödülleri sadece araç olarak görürüm, abartılmasından ve ödül avcılarından hoşlanmam. Bence o 385 filme kafa yoran, yürek koyan herkes birinci. O yüzden kısa film uzun etki sloganıyla yola çıkan bu platformda, ödül alanların listesini vermiyorum. Dediğim gibi bu meseleye yürek koyan, kendine dert edinen , film çeken her katılımcı birinci. Hele ki böylesi bir sosyal sorumluluk bilinci altında oluşturulmuş bir yarışmada kazanmak kaybetmek diye bir şey yok. Üreten herkes kazandı. Keşke adına Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması demeselerdi. Ne bileyim mesela Kısa Film Uzun Etki Ödülleri ya da başka bir şey… Çünkü burada yarışmak ve yarıştırmaktan çok amaç farkındalık yaratmak ve bunu da sinema sanatıyla, kısa film aracılığı ile yapmak. Bir sosyal meseleye, gönül vermek, zihin yormak… Neyse, benim ki sadece bir öneri. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim jürinin ödüllendirdiği 4 filmin 3’ü belgesel. Gerçekten merak ediyorsanız www.kisafilmuzunetki.org sitesinden ödül alanları öğrenebilir ve filmlerini izleyebilirsiniz. Öyle veya böyle, bir şekilde özel sektörün sinemaya destek vermesi çok önemli. Emek veren, yol açan, yön gösteren, destek veren herkesin, sinema adına yüreğine sağlık. Üçüncü yılın temasına merakla bekliyorum.

 

Kısa filmden bu kadar söz etmişken bir kısa filmle bitireyim diyorum bu ayki yazımı . Volkan Budak’ın pek çok festivalde ödül alan belgeseli Yaban’ı izledim. (Ödül almasa da izlerdim o ayrı.) 9 dakikalık film, kültür-doğa-insan-hayvan ilişki ve iletişimi üzerine bir çalışma. Yılın uzun bir dönemini Kızılırmak deltasında geçiren mandaların, doğadaki özgür yaşamları, sonra sahiplerinin gelerek onların özgürlüklerine son verip, onları ahırlara götürme çalışmaları doğanın sesi ve müzik eşliğinde anlatılıyor. Açıkçası tamamen görüntü diline yaslanan, söze yer vermeden derdini anlatan filmleri seviyorum. Bu anlamda dikkat çeken bir film olmuş doğrusu. Siz bu filmi nasıl izleyebilirsiniz bilemiyorum. Bir festivalde denk gelirsiniz ya da yönetmeni internete koyar belki sonra. İşte bu kısa filmlerin nerede nasıl seyirci ile buluşacağı konusu ile mücadele etmek, platform yaratmak, sinemalarda vizyona girmek için de mücadele etmek gerekiyor. İşte bu mücadeleyi birlikte yapmak için de Kısa Film Yönetmenleri Derneği’ne üye olun derim.

 

Semra Güzel Korver
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü’nde okudum; sonra yetmedi, aynı alanda yüksek lisans ve doktora ile derinlere daldım. 1992’den bu yana medyanın içindeyim ama en çok belgesel sinemanın peşindeyim. Hikâyelerin, bilginin, belgenin gerçek hayatta nasıl yankı bulduğunu görmek, insanın dünyaya nasıl dokunduğunu keşfetmek benim için hâlâ en heyecan verici şey. Prodüktörlükten yönetmenliğe, danışmanlıktan eğitmenliğe uzanan farklı şapkalarla pek çok projede yer aldım. Kültür-sanat, haber ve belgesel türlerinde ürettiklerim bana ödüller getirdi; ama asıl kazancım, hayatı ve insanı biraz daha yakından tanıyabilmek, hikâyelerin içinde kendimi yeniden keşfetmek oldu.” Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri koltuğunda oturduğumda da, atölyelerde genç sinemacılarla bir araya geldiğimde de aynı merakla yaklaşıyorum sinemaya. Bir dönem Avrupa Yayın Birliği’nin Çeşitlilik ve Kültürlerarası Programlar Grubu’nda çalıştım, başkanlığını yaptım. Avrupa Konseyi’nin “Ayrımcılığa Karşı Sesini Yükselt” kampanyasında yer aldım. Belgesel Sinemacılar Birliği’nin kurucu üyelerinden biri olarak başkanlık görevini üstlendim. Kısacası, hikâyelerin sadece anlatılmasıyla değil, çoğalmasıyla da ilgileniyorum. “Suriyeli Belgeselcilerin Kamerasından Suriye İç Savaşı” kitabım Kabalcı Yayınları’ndan çıktı. Cinedergi başta olmak üzere çeşitli mecralarda yazıyorum; bir röportajım Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından övgüye değer bulundu. Akademik yazılarım ise çeşitli dergi ve kitaplarda yer buluyor. Kamera arkasında ise Kavak Ağacının Gölgesinde, Uçurumun Kıyısında gibi projelerde danışmanlık; Mabedin Gölgesinde Süleymaniye, Hast Vakti, Orada Doğdum Burada Büyüdüm, Multikulti Haberler, Alamanya Alamanya, Şehir İnsanları, Fan-Atik, İsyan Günleri, Dönüşüm ve İlhan Amca belgesellerinde ise yönetmenlik ve prodüktörlük yaptım. Kısacası araştırmayı, öğrenmeyi, keşfetmeyi, hikâye anlatmayı seven biriyim. Bazen kamerayla, bazen kalemle. Burada da sinema üzerinden dünyayı anlamaya, anlatmaya ve biraz da birlikte düşünmeye niyetliyim. 🎬

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.